Fakat artık günlerini bu sandalyeye çakılı geçirmek zorunda kaldığından ve kocasıyla arasındaki sinsi çekişme dışında düşünecek hiçbir şey olmadığından zar zor anlam verebilecek ne idüğü belirsiz kuruntularla bulanıyordu zihni. Gece gündüz son hızla evi sarsarak fırtına gibi geçip giden trenler mütemadiyen bunca insan taşırken güvenecek tek kişi bile olmaksızın bu ıssızlıkta kaybolmuş gibi yaşamak garip geliyordu ona. Sadece Fransızlar değildi gelip geçenler,her yerden insan, yabancılar , hatta dünyanın en uzak ucundan bile gelenler vardı, zira artık kimse kendi topraklarına kapanıp kalmıyordu ve dedikleri gibi, yakında bütün halklar tek bir halka dönüşecekti. İlerleme buydu işte; herkes kardeş olacak, hep birlikte düşler ülkesine yol alınacaktı.