Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Bu avare geçen hayatın her saat ona ümitsiz halini düşündüğünü, acısının şiddetini unutulmaz bir halde derinleştirdiğini içinden itiraf etmek zorunda kalıyordu. Düşlediği bu hayvanca yaşayış ona ceza olmuştu.
Hiçbir şey bu sessiz, hareketsiz keder kadar içler acısı olmamıştır. Hiçbir ışığı kımıldamayan bu ölü yüzden aşağı yuvarlanan gözyaşları bütün çizgileri ile ağlayan bu ruhsuz ve soluk şehri de yalnız gözlerin pek acıklı bir manzaraydı.
İçinde duyduğu yıkılma daha müthiş oldu. Her şeyi kırıp geçiren bir yıkılma ile içinden yıkıldı. Bütün hayatı mahvolmuştu, bütün sevgileri, bütün iyilikleri, bütün fedakarliklari birdenbire ayaklar altına düşmüş, sürünüyordu. Muhabbetli ve tatlı bir hayat sürmüş, son deminde tam sakin bir mutluluğa duyduğu inançla mezara gideceği sırada bir ses her şeyin yalan, her hareketin cinayet olduğunu haykırıyordu.