Belki de en müthiş gıdası ayrılık ve özlemdi aşkın. Belki ben de öykündüğüm şiirleri hak edebilmek için, kavuşmaların imkansız olduğu, buluşmaları ancak kaçamaklarda saklı sevdalar yaşamalıydım. Yoğun hasretler içeren mektuplar gidip gelmeliydi sevdiğimle aramızda. Çok uzun ve meşakkatli yollara düşüp düşüp, Mecnun gibi, hüsranla dönmeliydim her seferinde...
Nâzım'ın çapkınlıklarına hep hoş görüyle bakmış ama beni aldatan erkeklerimi asla bağışlayamamıştım. Nâzım kadar soluklu, şiirli ve tutkulu birer âşık olamadıkları için herhalde...ya da belki aşkı her yönüyle tanıyamadığım için. Ne demişti Sultan II. Beyazıt, "Sırr-ı aşkı anlamaya hallice idrak gerek!"