UMUT, SABRIN KARDEŞİDİR.
Bir maden ocağında göçük olmuş, yirmisekiz kişi göçük altında kalmıştır. Uzmanlar, göçüğün ilk günü araştırma yaparlar ve göçüktekileri kurtarmanın imkansızlığına inanırlar. Onların inanışı yaygınlaşır.
Göçüktekiler babadır, evlattır, kocadır, kiminin arkadaşı, kiminin dostudurlar. Onlar ki, diri diri toprağın bağrına bırakılanlardır. Çünkü umut tükenmiştir.
Herkesin mi umudu tükenmiştir? Hayır! Biri vardır. Sekiz dokuz yaşlarında bir çocuk. Bir babanın evladı. Göçüğün ilk gününden itibaren, bir kazmayla maden ocağının üzerinde dolaşmaya başlar. Elindeki kazmayı var gücüyle toprağa vurur, vurur. Saatlerce, günlerce, gecelerce, bıkmadan, üşenmeden, yorulmadan toprağa vurur, vurur.
Onun bu çabasını anlamsız bulanlar, acı bir tebessümle onu izlerler. Onbirinci gün, bir mühendis çocuğa yaklaşır. Saçlarını okşar, amacını dinler ve hayretler içinde donar kalır.
Hemen kurtarma ekibi çalışmalara başlar. Altı gün sonra göçük altında kalanlara ulaştıklarında, şaşırıp kalırlar. Madenciler, şarkılar söylemektedirler. Sanki ölüme terk edilmemişler de pikniğe gitmiş gibidirler. Derler ki:
_ İlk günden itibaren biliyorduk, bizi kurtaracağınızı. Gece gündüz kurtarma seslerini işitiyorduk çünkü. Umut, sabrın evladıdır.
Halkın yüzyıllar içinde toplanan zekası, menkıbelerde dile gelir. İşte o menkıbelerden biri:
Allah, mahşer günü günahkarlardan birini cehenneme gönderir. Ama, günahkar gitmez. Boynunu kırar bekler. Allah sorar:
_ Neden gitmiyorsun?
_ Yeri göğü, bu kainatı ve içindekileri yaradan, yaşatan Rabbim benim gibi aciz bir kulunu acaba affedemez mi? diye bekliyorum. Allah onu affeder.
Gene günahkarın birini cehenneme gönderir. Günahkar var gücüyle cehenneme koşar. Allah:
_ Dur, neden koşa koşa gidiyorsun cehenneme? diye sorar.
_ Dünyada hiç bir