HSN GBKÇ

HSN GBKÇ
@HAKK1
Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam; Alıp beni götürsün, tam inanmış dört adam.          Necip Fazıl Kısakürek
"Aldanma insanların samimiyetine! Menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaad etmeseydi Allah cenneti; O’na bile etmezlerdi secde.” (Mehmet Akif Ersoy)
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Üç beş yalan ile çamura yatar, Yüze güler dostum diye can atar, Bu günde satar seni yarında satar, Lanettir sözünde durmayan kişi. Erkeğide aynı bayanıda aynı, Bozuk karakteri çoktur oyunu, Ben bilirim soysuzlarn soyunu, Lanettir sözünde durmayan kişi. Ne beklersin iki ayaklı köpekten, Akrep cinsi soysuz şimir şebekten, İki yüzlü yalancı çoktur gerçekten, Lanettir sözünde durmayan kişi. Öküz cinsi insanlıktan anlamaz, Çıkarına ters düş seni tanımaz, Sap yiyipte saman sıçan behnamaz, Lanettir sözünde durmayan kişi. İşte dostum böyledir sözünde durmaz, Fakirsen çulsuzsan selamda vermez, Dost için iki adım kendini yormaz, Lanettir sözünde durmayan kişi. Var ise elinde girer çıkar yer içer, Bir adım gelmeyen on adım uçar, Çıkarına ters düş bırakıp kaçar, Lanettir sözünde durmayan kişi.
YAŞLI ANADAN OĞULLARINA MEKTUP ! Mahir ODABAŞI Köyümüz şehirden yüksek mi yüksek,  Baban ihtiyarlıyor oğul, bilmem netsek  Söz dinlemiyor artık ahırdaki eşek,  Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul !     Sizi 9 ay 10 gün karnımda taşıdım  Beş  oğul bir  kızım için yaşadım  Şimdi halim kalmadı, gençliğimi boşadım  Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul !     Köyde bacalar eskisi gibi tütmüyor,  Çorba dahi boğazımızdan geçmiyor  Takatimiz kalmadı işler bitmiyor  Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!     Geçenlerde kasabadan köye doktor geldi  Sağlam kimse kalmadı herkese ilaç verdi  Bana da kendini yorma ansızın gidersin deyiverdi  Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!     Eskiden köyümüzde yağız delikanlılar vardı  Al duvak içinde gelinler, giderken ağlardı  Gençler köyü terk etti, şimdi ihtiyarlar kaldı  Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!     Hani yalnız yaşayan komşumuz Ali amca vardı  O da rahmetli oldu cenazesi üç gün kaldı 
ALLAH'A YAZILAN MEKTUP Elazığ Tımarhanesi'nde (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) tedavi gören ve 1965 yılında vefat eden bir “deli”nin Allah'a yazdığı son dilekçesi şu şekilde: “Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, El-Aziz Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir: Ben ğam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım … Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır. Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir) Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir. Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir. Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir. Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin… Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran
UMUT, SABRIN KARDEŞİDİR. Bir maden ocağında göçük olmuş, yirmisekiz kişi göçük altında kalmıştır. Uzmanlar, göçüğün ilk günü araştırma yaparlar ve göçüktekileri kurtarmanın imkansızlığına inanırlar. Onların inanışı yaygınlaşır. Göçüktekiler babadır, evlattır, kocadır, kiminin arkadaşı, kiminin dostudurlar. Onlar ki, diri diri toprağın bağrına bırakılanlardır. Çünkü umut tükenmiştir. Herkesin mi umudu tükenmiştir? Hayır! Biri vardır. Sekiz dokuz yaşlarında bir çocuk. Bir babanın evladı. Göçüğün ilk gününden itibaren, bir kazmayla maden ocağının üzerinde dolaşmaya başlar. Elindeki kazmayı var gücüyle toprağa vurur, vurur. Saatlerce, günlerce, gecelerce, bıkmadan, üşenmeden, yorulmadan toprağa vurur, vurur. Onun bu çabasını anlamsız bulanlar, acı bir tebessümle onu izlerler. Onbirinci gün, bir mühendis çocuğa yaklaşır. Saçlarını okşar, amacını dinler ve hayretler içinde donar kalır. Hemen kurtarma ekibi çalışmalara başlar. Altı gün sonra göçük altında kalanlara ulaştıklarında, şaşırıp kalırlar. Madenciler, şarkılar söylemektedirler. Sanki ölüme terk edilmemişler de pikniğe gitmiş gibidirler. Derler ki: _ İlk günden itibaren biliyorduk, bizi kurtaracağınızı. Gece gündüz kurtarma seslerini işitiyorduk çünkü. Umut, sabrın evladıdır. Halkın yüzyıllar içinde toplanan zekası, menkıbelerde dile gelir. İşte o menkıbelerden biri: Allah, mahşer günü günahkarlardan birini cehenneme gönderir. Ama, günahkar gitmez. Boynunu kırar bekler. Allah sorar: _ Neden gitmiyorsun? _ Yeri göğü, bu kainatı ve içindekileri yaradan, yaşatan Rabbim benim gibi aciz bir kulunu acaba affedemez mi? diye bekliyorum. Allah onu affeder. Gene günahkarın birini cehenneme gönderir. Günahkar var gücüyle cehenneme koşar. Allah: _ Dur, neden koşa koşa gidiyorsun cehenneme? diye sorar. _  Dünyada hiç bir