Sizleri suçlamak veya kınamak için buraya gelmedim. Din adamlarını suçlayan çok kişi var zaten. Bense din adamlarını değil, kendimi ve tüm toplumu suçluyorum. Sonuçta din adamları gökten düşmüyor, onlar da bu toplumun içinden çıkıyorlar. İyi veya kötü, başarılı ya da başarısız nasıl olursa olsunlar, bizim din adamlarımız bizim aramızdan çıkıyorlar ve biz neysek onlar da o. O yüzden din adamlarını eleştirenlere şunu sormak zorundayım:
Peki sizin aranızda kaç tane dürüst, namuslu tüccar var? Dürüst aşçılar, vicdanlı taş ustaları, mimarlar ve demircileri çevrenizde görebiliyor musunuz? Hangi meslek sahiplerinden memnunsunuz? Avukatlarınız, milletvekilleriniz ve gazetecileriniz ‘ülkenin tuzu’ mu? Ne istiyorsunuz? Kendi içinizde namuslu, vicdanlı bir insan yoksa, gerçekten işini iyi yapan din adamları olmamasına neden şaşırıyorsunuz ki? Kilise de, rahip de kendinizsiniz, onlar da sizinle aynı hamurdan yoğruldular. Başta da söylediğim gibi ben buraya sizleri suçlamak ya da kınamak amacıyla değil, bir hastanın doktora geldiği gibi geldim. Şunu söylemek istiyorum: Bu halk kaba, sert, açgözlü ve yalancıdır, hiç kimseye ve hiçbir şeye saygısı kalmamıştır. Kimseye güven- mediğinden dolayı her şeye ve herkese kuşkuyla yaklaşmaktadır. Böyle bir ortamda dine yer olma- sını bekleyebilir miyiz? Hangi dinden bahsedebiliriz? Bazı eski pagan gelenekleri ve batıl inançların halk arasında kök saldığı doğrudur. Peki ama bunda halkın suçu var mı? Dinle ilgili gerçekleri insanlara kim, nerede ve ne zaman anlattı? Önce İsa’nın kendisi, ardından da havarileri halkın arasına karıştılar ve onlarla herkesin anlayabileceği basit bir dille konuştular. Karşılarındaki insanların daha iyi anlaması için konuşmalarını örnek ve hikâyelerle süslediler, böylece halkın ruhunu ve kalbini okşadılar.
Halkımız