Masalımsı
Bir varmış bir yokmuş, peri padişahının kimselerin ulaşamadığı bir yerde bir sarayda yaşayan "Adalet" adında bir çocuğu varmış. Bu çocuk, herkesin ulaşamadığı ıssız ormanlarda tek başına, sevgisiz, kimsesiz büyümüş ve daima tek başına gezip dolaşırmış. Yüreğinde bir yerlere saklı olan vicdanı hiç mi hiç terbiye görmemiş. Her gün çıkıp ormanda vahşi hayvanları izleyip onların yaptıklarını sürekli tekrar edermiş.
Yine günlerden bir gün avare avare böyle gezerken uzaktan kulağına "kimse yokmu, yardım edin, kimse yok mu?" diye cılız bir ses gelmiş. Sesin geldiği yöne önce biraz kulak kabartmış ve daha sonra, "Amaann! Nasılsa benimle ilgili değil, biri duyar elbet, duymazsa da bana ne." diyerek hoplana zıplana sarayının yolunu tutmuş.
Saray kapısının üzerinde kocaman harflerle yazan, "ADALET SARAYI" yazısı ilk kez dikkatini çekmiş. Elini başına götürüp kafasını bir kaç kez düşünerek kaşımış. Sürekli hayvanların besinleriyle beslenmekten iyice semirmiş vücudunda koca bir balkonu andıran işkembesi saklı karnını sıvazlayarak öküz sesini aratmayan gürültüyle geğirmiş birkaç kez. Sarayının merdivenlerinden çıkarken kirden yosun tutmuş ayağının kaymasıyla kendini tepe takla yuvarlanıp kapı dibinde bulmuş. Can havliyle, "Ahh! Ohhh! Off anamm, oy başım!" diyerek yerinden doğrulmaya çalışsa da yapamamış. Başlamış ağız dolusu küfürler savurarak "kimse yokmu, yardım edin, kimse yok mu?" demeye... Aklına o an ormanda duyduğu o cılız yardım çığlığı gelmiş. Acısından ayağının kırıldığını anlayıp kolunun yara bere içindeki haliyle avuçlarını yüzüne götürmüş. Kendini böylesine çaresiz hisseden Adalet, yıllardır yaşadığı sarayından ve ormandan çıkıp insanların arasına karışmaya ve onlardan iyiliği, güzelliği, sevgiyi, merhameti ve adının gerçek anlamını öğrenmeye karar vermiş.