Ermeni ayaklanmaları; batılı devletlerin “Şark Meselesi” adını verdikleri ve büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nde yaşayan çeşitli din ve mezheplere sahip toplulukları himayeleri altına alma ihtiraslarıdır.
Her bakımdan geri ve yoksul bir toplumun öğretmeni, dört duvar arasına sığınıp görev yapamazdı. Görev olmazdı bu. Köylünün suyundan ekmeğine, hastasından ilacına, tarlasından tohumuna kadar her alanda birtakım ilk bilgilere gereksinimi vardı. Ve bizim köylümüzün “şunu şöyle yapmak lazım” diye konferans çeken insanlara karnı toktu.
Kim ilerici, kim halktan yana, o Köy Enstitülerini beğenirdi. Çünkü bir an önce halkı okutmak, eğitmek, uygar insan yaşamına kavuşturmak amacı üstüne kurulmuştu.
Halktan yana aydın bunu anlardı.
Kim gerici, kim halka karşı, kim halkın karanlığından yararlanmakta, köylüyü sömürmekte o Enstitülere karşıdır.
Bir kere biz öğrenmek, yetişmek susuzluğu içindeydik. Öyle bir yerden gelmiştik ki, çalışıp adam olmak gereğini ta iliklerimizde duyuyorduk. Karanlığın acısını çekenlerin çocuklarıydık.