Hasan mehmetoğlu

Kalabalıkta gelişigüzel söylenmiş bir söz bile yetiyor seni düşünmeme. Yalnızlığımda ise sesin kulaklarımda çınlıyor, avuçlarının serinliğini hissediyorum alnımda. Yaşanmış zamanlar bir film şeridi gibi geçiyor hafızamdan. Anılarımı en küçük noktasına kadar birer birer hatırlıyorum. İşte o zaman; bu seni unutamayan başı, duvarlara vura vura parçalamak geliyor içimden. İki kişiye bir dünya sahibini arıyan mektuplar Ümit Yaşar Oğuzcan
Reklam
Dudaklarım kurumuştu, içim yanıyordu. Suya hasret, kurumuş bir ot gibiydim. Yağmur olup yağdın üstüme, yeşerdim, filizlendim. Sonra güneş oldun, hayat verdin bana, koku verdin, renk verdin. Şimdi bırakıp gidersen bir daha ve son defa yine kuruyacağım, dağılıp toz olacağım anlıyor musun? Çünkü senden sonra kimse gelmeyecek, biliyorum. Kimseler çalmayacak kapımı. Gidersen beni bana mahkum edeceksin, keşke ölsem diyeceğim o zaman, keşke ölsem! İki kişiye bir dünya sahibini arayan mektuplar, Ümit Yaşar Oğuzcan
“hangi kapiyi çaldiysam sen açtin bana hangi gözümü yumduysam seni gördüm zamandin zamandan öte bir seydin”
İki kişiye bir dünya
deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik öyle ateslerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu karli daglarin serinliginde uyurduk geceleri deniz fenerinin isiginda yikanirdik köpükten bir çalkantiydi içimizde zaman ne yana baksak denizdi maviydi isikti sonra bir çaresizlikti zifir akintiya kapilmis gemiler gibiydik
SUAVİ — HASRET TÜRKÜSÜ youtu.be/0XS9nQIdNb4