Acaba dünyada insanların birbirlerini öldürmedikleri, cedelleşmedikleri bir zaman var mıydı? Gülümsemek o kadar mı zor, barışmak o kadar mı imkansızdı?
Modern insanın da ölümden sonraki güzelliklerin, mutlulukların, saadetlerin, nimetlerin, imkanların dünyadakilerle kıyas kabul etmeyecek ihtişamına rağmen ölmek istemediğini, akılların bunu kavramakta zorlanıp bilmezliğe saplandığını oysa kalbin bütün bunları bilmek, sezmek ve hissetmek dolayısıyla gerçeği görebildiğini, kendisinin de insana bunu göstermekle yükümlü olduğunu, bunun için koşmaya, savaşmaya, cedelleşmeye değil sükunete, gülümsemeye, paylaşmaya önem verdiğini düşünüyordu.
İnsan kalbi, evladım bir hazinedir. Ruhun hazineye ulaşmasını sağlayacak rehber akıldır. Ruhu hazineden mahrum etmek isteyen nefis ise bir düşmandır. Dijital dünyada akıllar doygun ama kalpler açtır. Acıkan kalp, kibirden arındırılmış sevgi göstergeleriyle, tebessümle, vefayla, gayretle, teşekkürle ve elbette ki inançla doymak zorundadır. Kalp doyduğu vakit gözünü açar görünmeyen alemleri görür; kulağını açar, gizli alemlerin konuşmalarını duyar; burnunu hisseder, kimsenin alamadığı kokuları alır, damağını yoklar inanç ve bilgeliğin lezzetlerini tadar.