HABİBE CİNGÖZ

HABİBE CİNGÖZ
@Habibemds
Rilke Duino Ağıtları’nda yazdığı bir dizede kayıp ve yasla ilgili; “Kaybettiğimiz herşey, gözlerimizin önünde bir zamanlar var olan ama şimdi sadece bizim içimizde yaşayan bir izdir.” diyor. Bu da yasın geçici bir dönem değil hayatın içine yerleşen bir eşlikçi olduğunu gösteriyor. Ölümle birlikte yaşanan kaybın da fiziksel yokluk değil, içsel bir varlık olduğunu ifade ediyor.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsan faniliğinin farkında olan ama yine de ölüme karşı direnen bir varlıktır. Uzun zaman önce dinlediğim bir müzik parçasında ‘ölüm istenmez’ diye bir cümle geçiyordu bugün bunun üzerine düşündüm, neden ölümü istemeyiz? Aslında içeride bir yerlerde nereye gideceği kaybolan bir sevginin varlığıdır bizi sancılandıran. Biz isteriz ki sevdiğimiz hep yanımızda olsun sonsuza kadar onu sevelim o yüzden ölümü ne isteriz ne de bekleriz. Cemal Süreya’nın dediği gibi “Her ölüm erken ölümdür. Biliyorum, Tanrım.”
Şükrü Erbaş İnsanın Acısını İnsan Alır adlı şiirinde “Ölüler yaşayanlarda yaşar” diyor. Babamı fiziksel dünyada yitirmiş olsamda sevgim ve derinden kurduğumuz bağ içimde yaşatıyor onun imgesini. Zaten sevdiğimiz insanlar yaşam içinde biz farketmesekte bizden bir parça haline gelir, ben olur benliğimizi oluşturur.
Paseve, insanları etkileme konusunda “Zeka güzellikle yarışamaz…” der. Oscar Wilde’de “Güzellik de bir tür dehadır, hatta dehadan daha yücedir çünkü hiçbir açıklamaya gerek duymaz.” diyerek ekler. Ama Ottessa Moshfegh “Güzellik ve anlamın birbiriyle hiçbir ilişkisi yoktur.” der.
"Kierkegaard'dan ilhamla... İnsan geriye doğru 'anlar' ileriye doğru 'yaşar' bu sebeple de ikisini bir arada pek beceremeyiz... Ya anlamak için çok geçtir ya da yaşamak için çok erken."