Ey şükür ve hamd edilesi yüce Rabbim binlerce şükürler olsun sana
Gurbet ellerde yaşattın, her işimde imdadıma yetiştin
Niyetini serptin mal mülk ile şereflendirdin
Hükümdarların gölgesinde Zafer ve cesaret kılıcını kuşandırdın
Rum diyarına ulaştım, her dardan bir çıkış buldum
Üzerime saldıranı biçilmiş ekinlere çevirdim sırtımı yere getirmedin
Düşmanı kalelerinde şarap yerine ölüm kasesinden yudumlar halde bıraktık
Gemilere ganimetimiz,denizleri, karaları vatanımız oldu
Sevdiğin kullarını gönderdin, intikamımızı aldırdın
Maceramız dört bir yana yayıldı, geriye tek bir adamları kalmadı denildi
Oysa ki her biri cennette altlarından ırmaklar akan köşklerine kuruldu
Atlar şaha kalktı, Savaş ateşleri tutuşturuldu
Sen Musa'sın şimdi asanı atma vaktidir
Kavminin yılanlara dönüşen ipleri korkutmasın seni
Sen duanı oku, kılıcın düşmanının boynunu uçurur
Şu parıltılı bahçeye bak, yere yeşil bir İpek sarılmış sanırsın
Bakışlarını gezdirirsen orada su dolu gözeleri,
Başının üstünde Sancak gibi yükselen ulu ağaçları görürsün
Ciğerim yandı, göğsüm daraldı
Hüzün deryaları yüreğimi aldı da boğdu
Ah bir ümit olmasaydı ölümü kucaklardım çoktan
Ey Şimşek, o belde ve ehline gidersen
Muşlularını yay onların üstüne
Kavuşmak hayal oldu benim için
Savaşlar ve kapalı kapılar aramıza girdi
Ben Rum manastırlarında esir düşmüşüm
Sen selamımı söyle sevdiklerime
Ey zenginin karşısında kendisini aşağılara çekip zelil eden
Fakirin karşısında sesini yükselten
Kötülüklerini topladığı dirhemlerle örtmeye kalkan
Unutma dirhemler kötülüğün üzerini örtseler de kokusunu saklayamaz.