Anonim

Anonim

YazarÇevirmen
8.1/10
2.495 Kişi
·
10.289
Okunma
·
74
Beğeni
·
6388
Gösterim
" 'Dost' çok ağır bir vasıf, zamanla çok az kişiye yakıştığını anlıyorsun.''
''En büyük iletişim problemimiz: Anlamak için dinlemiyoruz, cevap vermek için dinliyoruz.''
İnsanların söylediklerine kulak asmayıp sadece seni ilgilendirenleri dikkate almalısın, bu senin için daha hayırlı olur.
Anonim
Sayfa 80 - Can Yayınları
604 syf.
·14 günde·10/10
Kur'an kitapların kitabı, Yüce Allah’ın kelamı, dipsiz bir kuyu, içtikçe doyamadığınız bir pınar, dilimizin ve kalbimizin ta derinliklerinden gelen en yüce övgülere layık bir kaynak. Ne kadar anlatsak, ne kadar övsek de kelimelerin kifayetsiz kalacağını bile bile haddim olmayarak Kur'an hakkında bir iki kelam edebilme cesaretini bulabildim kendimde. Sürç-ü lisan edersem affola…

Kur’an; Kur’an-ı Kerim, Mushaf, Furkan, Zikir, Hüdâ, Nûr, Hakim, Kadim isimlerine sahiptir. 114 sûre, 30 cüz ve 6666 ayetten oluşur ve kutsal kitapların sonuncusudur. Müslümanların kutsal kitabıdır.

Bazı ayetler Mekke’de inmesi sebebiyle “Mekkî ayetler”, bazıları Medine’de inmiştir ki “Medenî ayetler” diye nitelendirilmiş ve yirmi iki yılda tamamlanmıştır. Mekke’de inen âyet ve sûreler daha çok İslâm ve ahlâkı ile ilgili konuları kapsar. Allah’ın birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve âhiret gününe iman gibi. Hz. Âdem (a.s)’den beri gelen tevhid inancı işlenir. Medine’de inen ayetlerin muhtevası ise daha çok hukuk kurallarıdır. Aile ve devletin tanzimi, insanların birbiriyle veya devletle olan ilişkileri, akitler, sulh ve savaş halleri vs.

Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir. “Karae” fiilinden gelip, Allâh’ın son kitabına özel ad olmuştur. Kur'an kelimesi 68 ayette geçer.


Kuran okumanın uhrevi faydalarının yanı sıra dünyevi faydaları da vardır. Kur'an iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırır, insanlara öğüt verir, yol gösterir, sözlerin en güzelidir. Kur'an hak ile batılı öğretir, hidayet rehberidir, rahmettir, ruhlara şifadır. Kur'an okuyan ibadet etmiş olur, Allah’a yaklaşır, anlamasa bile sevap ve Allah’ın rızasını kazanır. İnsanın hayatını Allah’ın emir ve buyruklarına göre yaşamasına vesile olur. Şuura uyanıklık, vicdana canlılık verir. Derin ve manevi hazlar verir. İnsanın iç huzurunu arttırır. Yani kısaca Cengiz Numanoğlu’nun söylediği efsane sözü gibi "Sen özünden kaçarsan, ölüm gözünden kaçar; Sen Kur’ân’ı açarsan, Kur’ân da seni açar…"

Kur'an’ı Arapçasından okumanın sevaplı olduğunu belirtmiştim ancak bu yeterli değildir. Cenab-ı Hakk bize anlayalım ve hayatımıza tatbik edelim diye göndermiştir. Anlamak için ise meal ve tefsirlere, bilen güvenilir kişilere başvurmamız zaruridir. Kur'an okumak sünnet, ilmiyle amel etmek her Müslümana farzdır.

Şunu da belirteyim ki, eserin hattatı Suriye'de bir Türkmen köyünde doğan Osman Taha, günümüze kadar yazılmış olan Kur’an-ı Kerim’ler içerisinde hattı en fazla rağbet gören hattattır. Guraba yayınları tarafından basılan bu Kur'an'da harekeler farklı olduğu için okumak biraz zor olabilir. Hattı incelemeden almayınız. Çünkü Suudi basımı bir Kuran’dır. Kabe’ye gidenler mutlaka bu hattı görmüşlerdir. Kuran hattı resimdeki gibidir.
https://i.hizliresim.com/0RmLyY.jpg

Rabbim Kuran okumanızı ve okuyanlarınız çoğaltsın… Dua eder ve dualarınızı beklerim.

Saygılarımla….
256 syf.
Hristiyan ve Yahudi ailesini ortak payda da buluşturmayı başarmış kitaptan hepinize merhabalar...

Zebur, Tevrat'tan sonra Hz. Davud'a indirilmiş dini bir kitaptır. Yani içeriği bakımından öyle en azından. Anlamı ''parça, yazılı şey ve kitap'' demektir. İsra Suresi'nde (17/55) ''Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. And olsun ki; biz Peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. Davud’a da Zebur verdik.” bahis edilir. Zebur'un amacı yoldan çıkmış hiçbir zaman da doğru yola girememiş olan İsrailoğulları'na indirilmiştir.

Zebur'u merak edenler için: https://hizliresim.com/NDalPO

Zebur daha çok ilahi bir kitaptır. İnsan, daima Tanrı'ya yakarır. Güzellikler, iyilikler ister. Kötüler gebersin, iyiler yaşasın. Hiçbir mezmurda çalışmaktan, çaba göstermekten, inanmaktan, başarmaktan sonra bize nimet verilsin denmemesi beni hayretlere düşürdü. Mantığa aykırı bir kere bu. Tevrat'tan sonra indirilmiş bir kitap olduğundan Tevrat'tan bir çok benzer alıntıya da rastlıyoruz. Dem vuruluyor desem daha doğru olur çünkü birebir aynısı geçirilmemiş. Kitap oldukça beşeri! Bundan ne anlam çıkarmamız gerektiğini az çok anlamışsınızdır. Bir Tanrı'dan çok insan işi gibi. 1k'da yazara Anonim denmesini de destekliyor gibi bu durum :) Bu kitabı okuma sebebim indirilmiş 4 kitaptan biri olması ve Zebur'un hep hafızamda karanlık ve puslu durması idi. Açıkçası bana hiçbir şey katmadı. Tanrı tanrıdır, bunun ötesi yok değil mi? Biz inananlar için durum böyledir en azından. Tanrı'ya beşeri, insani özellikler katılmasından pek haz etmiyorum.

Bu kitap hiç mi iyi şeyler anlatmıyor. Anlatıyor kardeşim, anlatmaz olur mu? Hem de tamamen güzellikler içeriyor. Ancak bu kitabın adı Şeker Portakalı ya da Küçük Prens değil ki! Bu indirilmiş 4 kitaptan biri. Burada yer alan satırların çoğunu dua şeklinde dile getirmişizdir eminim. Yol gösterici olmaktan çok yakınan, kesinliklerden çok sanrıları olan bir kitap. Ve her şeyi Tanrı'dan bekleyen bir insan var karşımızda. En basitinden: ''Kalk, ya RAB, kes önlerini, eğ başlarını! Kılıcınla kurtar canımı kötülerden'' :D Komuta bakar mısın! Tanrı mı emir eri mi belli değil. Ne kadar değiştirilmiş olsa da Hz. Muhammed (Sav)'in şu hadisi içimde bir saygının uyanmasına sebep oluyor: “Ehl-i Kitabı tasdik de etmeyin, tekzip de (yalanlamayın). ‘Biz Allah’a ve bize indirilenlere iman ettik’ deyin.

Okuyun, okumaktan kimse zarar görmez. Genel kültür açısından size değer katacağını düşünüyorum. Ancak beklentilerinizi kısa tutmanızı da tavsiye ederim.
DUA
DUA Bir Genç Kızın Uyuşturucu Günlüğü'ü inceledi.
200 syf.
·9/10
Kitabın anlatımını çok yavan buldum. Gün gün yaşanılanlar yazılmış ama boş ve basit geldi bana. Evet anlatılan olay etkileyici ama biraz daha edebi cümlelerle süslense çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Falanca gün oraya gittim onunla konustum geri döndüm gibi cümlelerle doluydu.
200 syf.
·Puan vermedi
Aslında kitabı ilk okuyan annemdi ve inanılmaz etkiledi beni demesi ile okuma kararı aldım. Uyuşturucunun geçtiği her cümle beni her zaman sinirlendirmiş ve bunun bir tercih olması kullananlarında hiç bir zaman pişman olmayacak kadar aptal olduklarını düşünürdüm.

Kitapta bulunan genç kızın daha 15 yaşlarında olması, çok zeki ve çalışkan bir öğrenci olması kitabı tek bir solukla bitirmemi, benide annem kadar etkilemesinin en büyük etkenidir.
40 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Ilk olarak 17. Yüzyılda yayınlanmış ve yayınlandığı tarihten günümüze kadar üzerinde konuşulmuş, çevirisini yapan Ayşe Gür' ün müthiş sunuşu ve kim tarafından yazıldığı hâlâ daha netleşmemiş ( bir rahibe tarafından yazıldı deniliyor) 5 mektuptan oluşan bir eserdir. Mektuplar o kadar tartışılmış ki, bu tartışmaya kimler dahil olmuş görelim.

Jean Jacques Rousseau bu mektupları yazanın bir erkek olduğunu iddia ediyor ve diyor ki
" Portekiz mektuplarının bir erkek tarafından yazıldığına dünyada her şey uğruna bahse girerim"

Rainer Maria Rilke ise mektupları Almancaya çevirip daha bir ünlendirmiştir. İngiliz araştırmacı Frederick Green 1926 yılında bu kitap hakkında bir makale yazar ve kanıtlarla beraber bu kitabı yazanın bir rahibe değil Guilleraques, yani bir Fransız olduğunu ileri sürer.
(Fransa'nın soylu ailelerinden birinin şiirle ve edebiyatla ilgilenen bir ferdi )

2. Dünya Savaşı'ndan sonraki süreçte başka bir büyük eleştirmen Leo Spitzer, de eserin Fransızlara ait olduğuna -yıllarını verdikten sonra- kanaat getirmiştir.
Ve eleştirmenlerin bu kitabın yazarı olarak Guillergues' i kabul eden çoğunluğu oldukça fazladır. Guillergues sonradan Fransa kralının elçisi olarak İstanbul'a gelmiş ve hayatının sonuna kadar burada kalmıştır.
Ve daha bir sürü eleştirmen...

KENDİMCE...
Kitap beş mektuptan oluşuyor ve yazarının cinsiyetini tam olarak bilmesekte, aşk acısı çeken bir kadının kaleminden çıkmış gibi...
Ama aklımı kurcalayan birkaç şey oldu elbette. Kendini ve ömrünü dine adamış bir insanın, ilahi aşkla dünyaya kapanan bir insanın -her ne kadar şartlardan dolayı olsa da- bir iki yerde iki sevgilinin arasında (Tanrı - adam ) birkaç gelgit yaşamasını ve diğer sevgilisinden de biraz bahsetmesini beklerdim. Lakin Aşk işte:) ablamız Veleddalin demiş ama Amin dememiş bir sufi gibi canlandı gözümde:) 19 sayfa süren beş mektup bence okunmaya değerdi. Bu uzun eziyete burada son veriyor ve yine de iyimser bir yanımla kitabı rahibe ablamızın yazdığını düşünerek ona sevgilerimi iletiyorum. ( umarım Guillergues değildir:)
Esen kalın...
120 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
#35626739 nolu Gılgamış Destanı incelemesinde Sümerlerden az da olsa bahsetmiştik. Şimdi ise biraz daha derine inip Sümerlerin Türkler ile alakasını ilişkilendirmeye çalışalım. Bunun en basit ve okur kısmından bakacak olursak Dede Korkut Hikâyeleri ve Gılgamış Destanı’ndaki benzerlikten söz etmemiz mümkündür. Ayrıca yine işi yazı ve dil olarak ele alacaksak Sümerlerin dili ile Türklerin dili arasındaki benzerliklerinde epey çok olduğunu vurgulamak gerekebilir. Mümkün olabilir mi? Neden olmasın… Bu yakınlık sadece dil akrabalığı değil, kan akrabalığından da gelmesi gayet mümkün gözükmektedir.

“Adamin” Sümerlerde geçen bir atışma türüdür. Bizdeki karşılığına bakarsak eğer Âşık Edebiyatı’nda gördüğümüz atışma/yarışma sazlı söz edebiyatını örnek gösterebiliriz. Bizim edebiyatımızda atışan “Âşıklar” olurken Sümerlerde ise “Krallardır.” Kitap içerisinde ise çokça geçmektedir. Bizde kaybeden çekilir sazından olur Sümerlerde ise şehrin anahtarını teslim eder gibi bir manası vardır.

Anzud Kuşu Sümer Mitolojisinde geçen ve bazı Sümer kabartmalarında gözüken bir kuştur. Doğruluğu tabi ki de tartışma konusu olmaktadır. Lakin Sümer kabartmalarına baktığımız zaman aklın ve hayalin dahi tasavvur edemeyeceği kabartmalarla karşılaşmaktayız. Özellikle takipçisi olduğum Şanlıurfa ilinde bulunan Göbekli Tepe arkeoloji çalışmalarında da benzer özellikler görülmektedir. Keza en ilginci ise bana göre kabart timsah figürleridir. Yine o bölgede asla olmayacak bir vahşi hayvan türüdür. En yakın kısmı Nil’dir ve Göbekli Tepe ile en az 2000 kilometre mesafesi vardır. Görmeden hayal etmek, hele ki o devirlerde imkânsız olduğu kadar da şaşırtıcı gelmektedir.

Kitap birbiriyle bağlantılı dört bölümden oluşmaktadır. Sümerlilerin bir kenti olan Uruk Kralı Enmerkar’ın – Güneşin Oğlu - Aratta Krallarıyla olan münakaşalarını konu etmektedir. Bulunan kil tabletlerin tasviri ve Sümerce aslından güzelce çevirisi ise okunabilirliği arttırmaktadır. Eksik ve okunmayacak durumda olan tabletler kaynaklara başvurularak, parantezler dâhilinde açıklanmaya çalışılmıştır. Genel olarak başarılı bulduğum bir çeviri olmuştur.

Destanların okunabilirliğinden ziyadesi onların aslında dinlenebilir olmasıdır. Bu sebeple içeriğe baktığınız zaman yavan bir kurgulama/hikâyeleme okuyabilirsiniz. Lakin en eski yapıtlar olduğunu aklınızdan çıkarmamanız gerekmektedir. Bundan dolayı işin bu kısmında bir okuyucu değil de bir dinleyici olarak ele alırsanız, muhtemelen kazanacağınız güzel bir hikâyeleme ile karşılaşabilirsiniz.

Birinci bölüm Uruk Kralı’nın Aratta kralına ulak göndermesi ve isteklerinin yerine getirilmesini içeriyor. Bölümde geçen betimlemeler okurda tebessüm ettirecek kalitededir. Özellikle “adamin” ile savaşsız sorun çözmeleri ise o devre göre gerçekten harika bir durum. Gılgamış Destanı’nda geçen “Anzu Kuşu” yine bir Sümer Mitolojisi olan Sümer Kral Destanlarında da geçmektedir.

İkinci bölümde yine Uruk Kralı Enmerkar ile Ensuhkesdana’nın “adamin” oyunu yer almaktadır. Bu sefer işe büyücülerde dâhil olmaktadır. Birinci bölüme göre kısadır, lakin aynı okunabilirliği devam ettirmektedir.

Üçüncü bölümde savaşa giden kralın yedi askerinden biri olan Lugalbanda sefer sırasında rahatsızlanır ve kardeşleri onu bir dağ mağarasına bırakırlar. Lugalbanda’nın Kutsal Güneş tanrısına ve diğer tanrılara yakarışlarıyla hastalıktan kurtulmak ister, devamında ise Lugalbanda ile tanrıların aralarında geçen diyaloglar damgasını vurur.

Dördüncü bölüm kitabı okumama sebep olan bölümdü. Burada Lugalbanda ve Anzud Kuşu arasındaki diyaloglar yazılmıştır. Anzud kuşunun tarifini merak ettiğim için, özellikle burayı merak ediyordum. Keza beklediğim gibi bir tarifle karşılaştım.

Genel olarak ilkyazım yapıtları olmasına rağmen, eğlenceli bir dille yazılmış, bol mitoloji içeren, bir dünya tanrı barındıran güzel bir eserdi. Özellikle hoşuma giden sadece çıplak doğa ile yapılan betimlemeler ise gerçekten hoş bir okuma heyecanı yarattı.

“Ey Ulak, Aratta kralına de ki;
[Arattalıları şehirden] kovarsam ağacından edinmiş kuş gibi kalırlar,
Yuvasından kaçırtılmış kuş gibi olurlar,
Adi bir mal gibi üzerlerine fiyat biçersem,
[Şehri] yerle bir edip toz duman içerisinde bırakırsam,
Enki'nin bir şehri lanetlediği zaman gibi,
Bütünüyle yok ederim orayı, yok ederim.” Sayfa 7

“Hangi tahılı yiyeceğini şaşırmış eşek gibi dolanıyordu...” Sayfa 17

…gibi sayısız betimleme ile karşılaşmanız mümkündür.

Sözün özü; benim için türünde normal, ancak keyifli bir kitaptı. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
176 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Destanın Tevrat, İncil ve Kuran 'a ilham verdiği iddialarını duyunca hemen gittim aldım. Zaten kitabı bir solukta okudum. İş Bankası yayınları gerçekten çok başarılı. Sonuç olarak ; Enkidu karakterinin kilden yaratılması, büyük tufan olayından bahsetmesi ve Enkidu' nun ruhunun yeryüzüne gelip cehennem ( yeraltı dünyası) hakkında bilgi vermesi gerçektende Musa, İsa ve Muhammed peygamberin kutsal kitaplarında kaynak göstermeden bu destandan alıntı yaptığını gösteriyor. Mesela Nuh Tufanı bu 3 kutsal kitapda bir çok ayette anlatılır. Ve neredeyse gılgamışda anlatılanin aynısı. Kendi fikrimi söylemem gerekirse gerçekten Musa, İsa ve Muhammed peygamberin kutsal kitaplarında ki temel konuların kaynağı Gılgamış desek abartmış olmayız. Çok dikkatimi çeken bir diğer konu ise Gılgamış 'in ölümsüzlüğü ararken kendisine bunu sağlayacak olan dikenli otu buluyor ama bunuda bir yılana kaptırıyor yılan otu yer yemez deri değiştiriyor. Günümüzde bir çok toplumda yılanların bahar ayında deri değiştirmesini bu destana bağladığı söylenir. Okuyun arkadaslar...
297 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Kerem aldı sazı eline. Yârin, ayrılığın, gurbetin, ölümün türküsünü söyledi. İsfahan'da bir padişahın oğluydu. Âşık oldu bir keşişin kızına. Yandı Kerem... Kalem kaşlı, âhu gözlü, şahin bakışlı, elma yanaklı, fındık burunlu, dudu dilli, bal dudaklı, sırma saçlı, fidan boylu, ince belli, al yazmalı, yeşil fistanlı Aslı'nın türküsünü söyledi. Evleneceklerdi, ama vermedi Aslı'yı keşiş babası. Kızıyla birlikte göçtü İsfahan'dan, kaçtı, Kerem bulamasın diye il il dolaştı. Kerem peşlerinden kovaladı, aradı, taradı bulamadı. Yandı ha yandı... Aldı sazı eline dağlara sordu, ovalara sordu, şehirdeki beylere, yoldaki taşlara, ağaçlara, ceylanlara, ırmaklara, denizlere, havadaki turnalara, bulutlara sordu. Bulamadı. Sevda yüzünden tutuştu, yandı, kül oldu. Kerem'in nârı sevdiğini yaktı, derdi dinleyeni yaktı. Aşkı, türküleri dillere destan oldu, İran'dan Turan'a yayıldı, cem-i cümle âşıkların pîri oldu. Yıllar sonra Anadolu'dan nice âşıklar türedi, hepsi aldı sazı eline, Kerem'in türkülerini söyledi. Söyleyen yandı, dinleyen yandı... Yandı ha yandı... İyi okumalar...
172 syf.
·Beğendi
Tanzimat dönemi sayılabilecek bir kitap dili oldukça ağır ve sözlük gerektiren bir kitap olup bir miras yedinin gönül ilişkisini anlatan güzel bir eserdir.