Anonim

Anonim

YazarÇevirmen
8.1/10
3.960 Kişi
·
16,4bin
Okunma
·
118
Beğeni
·
9,8bin
Gösterim
Adı:
Anonim
Unvan:
Yazar
 
Ey giyana min, tu tenê bi aramî Xwedê bipê,
Ji ber ku hêviya min li cem Wî/Wê ye.
.........
Ey canım, yalnız Tanrı’da huzur bul,
Çünkü umudum O’ndadır.
“Genç insan yolunu nasıl temiz tutar? Senin sözünü tutmakla. Bütün yüreğimle sana yöneliyorum, İzin verme buyruklarından sapmama!”
Anonim
Sayfa 201 - ‭‭MEZMURLAR‬ ‭119:9-10
176 syf.
·4 günde
Kendimi bildim bileli edebiyatı severim özellikle de mitolojiyi.
Lise yıllarımda, edebiyat dersinde destanlar konusunu işlerken bu destanların hepsini okuyacağım diye kafama koymuştum. Tabii bu destanların içinde Gılgamış Destanı' da vardı. Kitabı geçte olsa okudum.
Gılgamış Destanı dünyanın ilk yazılı destanı. İlk olmasına rağmen harika bir şekilde yazılmış. Kitapta tabletlerin birkaç bölümünün eksik olduğu yazıyordu. Modern dünyada elimize bu kadarının geçmesi bile büyük bir şans.
Kısacası müthiş bir kitap. İyi ki okudum.
136 syf.
·2 günde·10/10
Anglosakson edebiyatının en eski destanı olarak bilinen Beowulf'u sonunda sakin kafayla, tadını çıkararak okuma fırsatı bulabildim. Geçtiğimiz senelerde İngiliz Edebiyatı derslerim için bu destanı derinlemesine okuyup analiz etmiştim, ama dediğim gibi zevk için okumam bugünlere kısmet oldu.

Beowulf 8. yy'da kim tarafından yazıldığı bilinmeyen epik bir destandır, dili eski İngilizcedir ve modern İngilizce'ye Seamus Heaney tarafından çevrilmiştir. 3182 dizeden oluşan bu şiir, adı üstünde Beowulf adlı halk kahramanının mucizelerini konu alır. Anglosakson edebiyatında karşılaşmamıza rağmen olay yeri İskandinavyadır, hatta Danimarka kralı Hrothgar'ın sarayında geçer çoğunlukla, ve Beowulf Geatlerden (Got diye de geçer) bir Kuzey Cermenlidir.

İçeriğe dalmadan önce destanların genel özelliklerinden bahsetmeli biraz. Edebiyatta 3 tip kahraman vardır: Epik, Romantik ve Trajik. Bu kahramanlar tarihin belirli dönemlerinde ortaya çıkmıştır ve doğal olarak o dönemlerin karakteristik özelliklerini taşırlar.

Romantik kahramanlar 18. yy'da Romantizm akımının etkisiyle ortaya çıkmış ve çeşitli normları reddedip kendi doğrularına ve yanlışlarına sahip tipler olarak edebiyatta yer edinmişlerdir.

Trajik kahraman fikri Aristo'nun tragedyalarından doğmuştur, bu kahramanımız "iyidir", soylulardan gelir ve Hamartia ve Hubris dediğimiz tipik özelliklere sahiptir. Mesela Oedipus trajik kahramanlara çok güzel bir örnektir.

Epik kahramanlar Yunan Arkaik döneminde ortaya çıkmışlardır ve kahramanlar arasında en popülerleri olmuşlardır, savaşları ve başarıları nesillerce dillere destan olmuştur. Beowulf da epik bir kahramandır. Epik kahramanların belirgin bir özelliği de fiziksel güçleriyle değil de zekaları ve pratiklikleriyle öne çıkmalarıdır. Beowulf dışında Kral Arthur, Akhilleus ve Odysseus da epik kahramanlara örnek gösterilebilir.

Epik destanlarda bir sistem vardır, karakter tanıtılır, karakterin orada bulunma amacı belirtilir -ki bu genelde kötü biriyle savaşma gereğidir- ve sonra karakter yavaşça güçlenmeye başlar. Bu sakin yükseliş birtakım çatışma ya da küçük bir savaşla gözler önüne serilir genel olarak, bunun amacı okuyucuyu büyük savaşa hazırlamak ve karakterin aslında ne kadar güçlü -fiziksel olarak olmasa da- olduğunu göstermektir.

Tepe noktasına ulaşıldığında -peak yapıldığında- karakter olabileceği en güçlü seviyededir, destanın ana kötü kahramanını alt etmek üzeredir ya da etmiştir ve bunun verdiği şeref ile karakter kendini "layık" hissediyordur. Kötü karakter öldüğüne göre yapılacak çok bir şey kalmamıştır, tepe noktasından düşüşe geçilir. Kahramanımız halk tarafından sevilir, sayılır; onun için adaklar adanır, anıtlar dikilir. Kısa da olsa mutlu bir hayat sürer; unutmayın, epik kahramanlar, görevlerini yerine getirdikten sonra çok yaşamazlar. Hayatlarındaki tek amacı gerçekleştirdikten sonra yaşamalarının çok da anlamı yoktur zaten. Ve kahramanımız ölür; mutlaka ölür. Kral Arthur, Akhilleus, Odysseus...

Buradan sonrasında spoiler var, eğer destanı bilmiyorsanız burayı atlayabilirsiniz, heyecanınızı kırmak istemem.

Bunları neden anlattım? Beowulf'un özgünlüğünü tanıtabilmek için. Beowulf epik bir destandır; evet, ama yukarıda belirttiğim sistem Beowulf'ta yoktur. Destan, Grendel'le başlar, oysa Grendel ana kötü karakterdir ve onun alt edilmesi, epik kahramanımızın "peak" noktasında yaşanmalıdır, değil mi?

Değil.

Beowulf epik destanlara dair bildiklerimizi baştan yazmamıza sebep olacak bir örgüye sahiptir, tepe noktasından başlar ve yavaşça alçalır. Beowulf'u diğerlerinden ayıran en önemli özellik de budur aslında, alışılmışın dışındaki şemasıdır. Destan öyle bir şekilde yazılmıştır ki normal romanlarda 100-200 kelimede anlatılacak ölümler, bu destanda 2 dizede söylenir ve geçilir. Bu yüzden sık sık bu destanın daha uzun olması gerektiği yönünde eleştiriler yapılır ama olay bundan ibarettir, bazı gelişmeler diğerlerinden daha az ya da çok önemli değildir ki anlatıldığı kısımdan paha biçelim. Yazar için hepsi eşittir, Grendel'in ölümü de Grendel'in annesinin ölümü de, hatta Beowulf'un ölümü de.

Yani... anlayacağınız, Beowulf böyle ezberleri bozan bir karakterdir, çok düzdür, tekdüzedir, sıradan bir kahraman gibi bir amacı olan ve o amaç için yolunda sendelemeden ilerleyen biridir aslında; ama bunların bize aktarılış şekli o kadar havalıdır ki Beowulf gözünüzde tanrılaşır. Bu kaçınılmaz bir durumdur.

Gerek incelerken gerekse zevk için okurken çok keyif aldım, sık sık durulup şiddetlenen yazış biçimi gerçekten etkileyici. Mecazlar, dolaylı anlatımlar... bu destanın kimin ağzından çıktığını, ilk kimin anlattığını bilseydik, edebiyat çok daha farklı şekillenebilirdi.

Yazıya geçirilip çeviri aşamasında aralara dini elementler sıkıştırılmış olsa da Beowulf özgünlüğünden hiçbir şey kaybetmemiş bir şekilde, Anglosakson edebiyatının en önemli destanlarından biri olmaya devam ediyor. Umarım okuduklarınızla sizi biraz etkileyebilmişimdir ve hala okumadıysanız Beowulf'u okumayı göz önünde bulunduruyorsunuzdur.

Keyifli okumalar.
159 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Çin Öyküleri; tarihteki sayılı medeniyetlerden biri olan Çin’in kültürel hayatını, yaşam tarzını, günlük yaşantısını, toplumsal, siyasi ve ekonomik yapısını aktaran öykülerin yer aldığı eser.
Bu eserde, özellikle kentsoylu bireyler öykülerin merkezinde yer alır. Bu kişilere bilgin denir. Eski Çin'de "bilgin" deyince, devlet sınavlarını vermiş olan adam anlaşılır. Bu sınavlar toplumun onurlu sınıflarından olanlara açıktır.
Eski Çin yaşantısını ele alan bu öykülerde kahramanlıktan pek söz edilmez, hatta hiç söz edilmez. Kahramanların yaşantısı yerine devletin önemli kademelerinde yer alan ve kentsoylu olanların seçildiği memurların ahlaki ve alçakgönüllü yaşantısı övülmektedir.
Çin Öyküleri; sade ve akıcı anlatımının yanı sıra giriş kısmında Çin öykücülüğünün gelişimi konusunda da bizi aydınlattığından okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır…
250 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Japon Masalları; Güneşin Doğduğu Ülke Japonya’nın kültürünü, tarihini, yaşam tarzını, geçmişte yaşamış olduğu yoksulluğu, cinleri, hayvan kılığına girmiş iyi ve kötü huylu hayvanları, samurayları, hayaletleri ve günümüze kadar gelen ahlak anlayışını anlatan masalların yer aldığı kitap.
Hem iyiliğin hem de kötülüğün anlatıldığı bu masallarda, iyilerin ödüllendirildiği kötülerin ise her zaman cezalandırıldığı bir gerçeklik karşımıza çıkmaktadır.
Japon ulusunun en önemli erdemleri sayılabilecek dürüstlük, alçakgönüllülük, cesaret, adalet ve çalışkanlığın her masalda karşımıza çıktığı bu eserde; Japon mucizesinin masallarda somutlaşmış gerçeğini görmek mümkündür.
Japon Masalları; sade ve anlaşılır anlatımının yanı sıra erdemli olmanın her zaman insan ve insanlık için olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunu bize hatırlattığından okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır…
138 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Periler Şahının Kızı; doğudaki sınır komşumuz, tarihte bazen savaşıp bazen de dost olduğumuz ve günümüzde de bu ilişkilerin hâlâ devam etmekte olduğu bir ülke olan İran’ın halk masallarının yer aldığı eser.
Bu eserde birbirinden farklı yazarların derlediği masallar bulunmaktadır. Bu masallarda Doğu’nun büyülü yerleri, cinler, periler, cüceler, padişahlar, padişahların oğulları ve kızları, fakir halk, açgözlüler, kötü niyetliler, iyilik ve kötülük gibi birçok öğe barınmaktadır.
İran halkıyla, tarihten gelen ortak yaşantımız ve paylaştığımız belirli kültürel olguların varlığından dolayı; bu masalları okurken kendi masallarımıza çokça benzediğini keşfettim.
Periler Şahının Kızı; sade ve akıcı anlatımıyla olduğu kadar hayal ile gerçeği de bir arada barındırdığından okunması gereken bir eser olarak ele alınmalıdır…
176 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Destanın Tevrat, İncil ve Kuran 'a ilham verdiği iddialarını duyunca hemen gittim aldım. Zaten kitabı bir solukta okudum. İş Bankası yayınları gerçekten çok başarılı. Sonuç olarak ; Enkidu karakterinin kilden yaratılması, büyük tufan olayından bahsetmesi ve Enkidu' nun ruhunun yeryüzüne gelip cehennem ( yeraltı dünyası) hakkında bilgi vermesi gerçektende Musa, İsa ve Muhammed peygamberin kutsal kitaplarında kaynak göstermeden bu destandan alıntı yaptığını gösteriyor. Mesela Nuh Tufanı bu 3 kutsal kitapda bir çok ayette anlatılır. Ve neredeyse gılgamışda anlatılanin aynısı. Kendi fikrimi söylemem gerekirse gerçekten Musa, İsa ve Muhammed peygamberin kutsal kitaplarında ki temel konuların kaynağı Gılgamış desek abartmış olmayız. Çok dikkatimi çeken bir diğer konu ise Gılgamış 'in ölümsüzlüğü ararken kendisine bunu sağlayacak olan dikenli otu buluyor ama bunuda bir yılana kaptırıyor yılan otu yer yemez deri değiştiriyor. Günümüzde bir çok toplumda yılanların bahar ayında deri değiştirmesini bu destana bağladığı söylenir. Okuyun arkadaslar...
200 syf.
·Puan vermedi
Aslında kitabı ilk okuyan annemdi ve inanılmaz etkiledi beni demesi ile okuma kararı aldım. Uyuşturucunun geçtiği her cümle beni her zaman sinirlendirmiş ve bunun bir tercih olması kullananlarında hiç bir zaman pişman olmayacak kadar aptal olduklarını düşünürdüm.

Kitapta bulunan genç kızın daha 15 yaşlarında olması, çok zeki ve çalışkan bir öğrenci olması kitabı tek bir solukla bitirmemi, benide annem kadar etkilemesinin en büyük etkenidir.
DUA
DUA Bir Genç Kızın Uyuşturucu Günlüğü'ü inceledi.
200 syf.
·9/10
Kitabın anlatımını çok yavan buldum. Gün gün yaşanılanlar yazılmış ama boş ve basit geldi bana. Evet anlatılan olay etkileyici ama biraz daha edebi cümlelerle süslense çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Falanca gün oraya gittim onunla konustum geri döndüm gibi cümlelerle doluydu.
40 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Ilk olarak 17. Yüzyılda yayınlanmış ve yayınlandığı tarihten günümüze kadar üzerinde konuşulmuş, çevirisini yapan Ayşe Gür' ün müthiş sunuşu ve kim tarafından yazıldığı hâlâ daha netleşmemiş ( bir rahibe tarafından yazıldı deniliyor) 5 mektuptan oluşan bir eserdir. Mektuplar o kadar tartışılmış ki, bu tartışmaya kimler dahil olmuş görelim.

Jean Jacques Rousseau bu mektupları yazanın bir erkek olduğunu iddia ediyor ve diyor ki
" Portekiz mektuplarının bir erkek tarafından yazıldığına dünyada her şey uğruna bahse girerim"

Rainer Maria Rilke ise mektupları Almancaya çevirip daha bir ünlendirmiştir. İngiliz araştırmacı Frederick Green 1926 yılında bu kitap hakkında bir makale yazar ve kanıtlarla beraber bu kitabı yazanın bir rahibe değil Guilleraques, yani bir Fransız olduğunu ileri sürer.
(Fransa'nın soylu ailelerinden birinin şiirle ve edebiyatla ilgilenen bir ferdi )

2. Dünya Savaşı'ndan sonraki süreçte başka bir büyük eleştirmen Leo Spitzer, de eserin Fransızlara ait olduğuna -yıllarını verdikten sonra- kanaat getirmiştir.
Ve eleştirmenlerin bu kitabın yazarı olarak Guillergues' i kabul eden çoğunluğu oldukça fazladır. Guillergues sonradan Fransa kralının elçisi olarak İstanbul'a gelmiş ve hayatının sonuna kadar burada kalmıştır.
Ve daha bir sürü eleştirmen...

KENDİMCE...
Kitap beş mektuptan oluşuyor ve yazarının cinsiyetini tam olarak bilmesekte, aşk acısı çeken bir kadının kaleminden çıkmış gibi...
Ama aklımı kurcalayan birkaç şey oldu elbette. Kendini ve ömrünü dine adamış bir insanın, ilahi aşkla dünyaya kapanan bir insanın -her ne kadar şartlardan dolayı olsa da- bir iki yerde iki sevgilinin arasında (Tanrı - adam ) birkaç gelgit yaşamasını ve diğer sevgilisinden de biraz bahsetmesini beklerdim. Lakin Aşk işte:) ablamız Veleddalin demiş ama Amin dememiş bir sufi gibi canlandı gözümde:) 19 sayfa süren beş mektup bence okunmaya değerdi. Bu uzun eziyete burada son veriyor ve yine de iyimser bir yanımla kitabı rahibe ablamızın yazdığını düşünerek ona sevgilerimi iletiyorum. ( umarım Guillergues değildir:)
Esen kalın...