Hakan S. profil resmi
Hakan S. kapak resmi
Zeki insanlar, sizleri aptalların yönettiği bir toplum şekillendirir.
------------------------------------------------------
Dünya zaten kötü, onun kötü olmasını daha da kolaylaştırıyor insanlar.
~Kafka~
121 kütüphaneci puanı
972 okur puanı
02 Mar 2015 tarihinde katıldı.
Zeki insanlar, sizleri aptalların yönettiği bir toplum şekillendirir.
------------------------------------------------------
Dünya zaten kötü, onun kötü olmasını daha da kolaylaştırıyor insanlar.
~Kafka~
121 kütüphaneci puanı
972 okur puanı
02 Mar 2015 tarihinde katıldı.
  • Hakan S. paylaştı.
    78 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitabı bana hediye eden arkadaşıma sonsuz teşekkürlerimi sunarak başlıyorum.Mitoloji konusunda bilgi sahibi değilim,bu alanda neredeyse hiçbir eser okumadım.Yalnız bu kitap beni çok heyecanlandırdı.Neden mi ?

    ÖZGÜRLÜK-BAŞKALDIRI-DİRENİŞ...

    Çoğumuzun unuttuğu ya da bu kelimeleri kullanmaktan çekindiği MANKURT gibi yaşıyoruz öyle değil mi ? Patronların kuklası,tüketimin kölesi,medyanın esiri olduk hepimiz değil mi ? MODERN KÖLELİK...

    İşe git,iş ile uğraş,kendine 5 dk bile ayırma...Çalışa çalışa bilgi seviyemizi düşürdük(boş zamanımız yok ki kitap okuyarak bilgi seviyemizi arttıralım) hepimiz sistemin kölesiyiz hepimiz.Kendimize hiç zaman ayırmıyoruz,modern toplumun entelektüel bilgi seviyesi sıfıra yakın ! Hümanizm mi ? o da ne ? Para kazanma hırsı gözlerimizi öyle büyülemiş ki...HÜMANİZM kelimesinin anlamını bilen bile yok günümüzde !

    BAŞKALDIRI ve DİRENİŞ öldü,toprağı bol olsun ! Cenazesine gelen yok.PARA ise onlarla alay etmek için çelenk gönderdi cenazesine. MANKURTLAR (kitleler ) ise TV'den izledi cenaze haberlerini ! TV diyordu ki teröristler öldü....(Bu ülkede MANKURTLAR kelimelerinin anlamını bilmiyor. BİG BROTHER çünkü kelimelerin anlamlarını ezberletti MANKURTLARA öğretti ki Terörist=Anarşist...ANARŞİZM halen Terör olarak algılanan modern dünyadayız ! ANARŞİZM'İn özgürlük-Başkaldırı ve Direniş'i kast ettiğini anlamayacak kadar köle ruhlu olmuş ezber eğitimle yetiştirilen MODERN KÖLELER...)İşte çok az boş vakitlerinde TV canavarı ne derse inanıyordu köleler ! BAŞKALDIRI ve DİRENİŞ öldü TV ise ülkemiz vatan hainlerinden kurtuldu dedi...MANKURTLAR alkışladı...DÜŞÜNCE ise intihar etti BAŞKALDIRI ve DİRENİŞ ölünce...HÜMANİZM ise ağladı,ağladı en sonunda suskunluğa büründü,ilelebet susma yemini ederek...


    PROMETHEUS...kitap hakkında çok az şeyden söz ettim,lakin yukarıdaki yazdıklarımdan anlaşılır her şey ! PROMETHEUS...TANRILARIN ateşini çalarak insanlara DÜŞÜNME yeteneği veren önder işte bu yüzden otorite (Tanrılar) tarafından zincire vurulmuş kahraman...Anlatılacak o kadar şey var ki ! En iyisi siz okuyun ! Şiddetli tavsiyemdir !
  • Hakan S. paylaştı.
    Arkadaşlar merhaba. Burada tanıştığım çok değerli arkadaşlarla https://www.ishakedebiyat.com isminde bir site kurduk. 'Sadece Öykü' mottosuyla çıktığımız yolda desteklerinizi bekliyoruz. Öykü seven, okuyan, yazan herkes baş tacımızdır. Yazılarınızı da ayrıca bekliyoruz;)
    Sevgi ve saygılarımızla.
    Twitter adresimiz: https://twitter.com/EdebiyatIshak?s=09
    Instagram adresimiz: https://www.instagram.com/ishakedebiyat/
  • Hakan S. paylaştı.
    104 syf.
    ·10 günde·Beğendi·8/10
    Bir süredir yeni çıkan kitapları ve bilhassa öykü kitaplarını okuyorum. Önceleri eski yapıtlar tercihimdi. Bu yüzden de yeni kitaplara ve yeni yazarlara biraz önyargılıydım. Bunu okuma grubumuz sayesinde aştım. İyi ki o grup var olmuş ve iyiki ben içinde yer almışım. Birçok güzel yazarla tanıştım sayelerinde. Arzu Bahar’da bunlardan biri.

    Kayıp kitabı altı öyküden oluşuyor. Okudukça daha çok öykü olsaydı keşke dedirtiyor okura. İlk öyküsü “Delilik”. Aynı zamanda en sevdiğim öyküsü oldu. Tablonun sırrını çözmek için öykünün kahramanı gibi okurda kıvranıyor. İnce bir zekanın ürünü olan ilk öyküsünde çarpıyor zaten okuru. Kafanız doluyken okur tam odaklanamazsanız bu öyküyü büyülü gerçeklikle yazılmış sana bilirsiniz. Dedim ya ince zeka ürünü diye. Uzun zaman meşhur tablo gözünüzün önünde canlanıp duracak.

    “Sakın Oraya Gitme” öyküsü merak duygunuzu tavanda bırakacak bir öykü. Maalesef öykünün sonunda da merakınızı gideremeyeceksiniz. Yazarın anlatımıyla oluşturduğu atmosfer öyküyle uyumluydu. Öykünün sonunda ufacık bir ipucu vermesini isterdim okura. Belki ben yakalayamadım ipucunu. Kitabı okuyup bu öykünün sırrını çözen olursa bana da söylesin lütfen.

    “Sokağın Başındaki Servi Ağacı” sade anlatımıyla gayet açık bir öyküydü. Ölüm korkusu net bir şekilde verilmişti.

    “Düğme” yine merak duygusu yüksek bir öyküydü. Yazar verdiği ayrıntıları öykünün içine ustaca yerleştirmişti. Bu usta anlatım sayesine sırası geldikçe okur bu ayrıntıları yeniden hatırlayıp çözüme ulaşmaya çalışıyor. Yazarımız okuru öyküye dahil ederek renkli bir anlatım yakalamış.

    “Kayıp” kitabımıza da ismini veren öykü. Yine çok sevdiğim öykülerden biriydi. Çetrefilli bir konuyu yalın bir şekilde anlatmayı başarmış. Bu öykü üzerine okuma grubunda da konuşuldu. Büyülü gerçeklikle yazılsa çok daha çarpıcı bir öykü olabileceğini düşünüyorum kendi adıma. Siyasi bir konu olmasına rağmen siyaset yapmadan yazabilmiş Cumartesi Anneleri’ni. Belli ki insani yönüyle ele almayı daha uygun bulmuş. Bu okurları irite etmeden anlatmanın en güzel yolu. Ama Cumartesi Anneleri’ni hiç duymamış bir okur için anlaşılmaz gelebilir. Birkaç ipucu okurun işini daha kolaylaştırabilirdi. Arzu Bahar’ın öykülerinde okura çok iş düşüyor anlayacağınız.

    Son olarak “Para Kokusu” öyküsü okuru hiç ummadığı bir atmosfere sokuyor. Öyküyü keyifle okudum. Zamanda ileri ve geri giderek yapılan anlatımda uzun olmasına rağmen okuru sıkmayan keyifli bir öykü. Olayın yan karakterleri olmasına karşın Aynur ve Haldun Bey aklınızdan çıkmayacak uzun süre.

    Yazarımızın okuduğum ilk kitabı. İyi ki okudum dedirten kitaplardan. Arzu Bahar ve sade anlatımıyla tanışmanızı tavsiye ederim.
    İlk öyküsü büyülü gerçekliğe çok yakın bir öyküydü. Hiç bg(büyülü gerçeklik) öykü yazdı mı ya da yazmayı düşünür mü bilmiyorum. Ama anlatımına çok yakışacağını düşünüyorum.
  • Hakan S. paylaştı.
    152 syf.
    ·15 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitabın kaderini değiştirecek okur olmak dileğiyle..

    Uzun zamandır okuduğum kitaplara inceleme yazmıyordum. Kendi yazdıklarıma tam manasıyla inceleme de demem. Yorum denebilir. Gamze Arslan ödüllü bir yazar olmasına rağmen 1k’da çok fazla bilinmiyor. Yeni yazarlara ön yargıyla yaklaşmaktan kaynaklanıyor sanırım. Bu sıra dışı yazarı tanıtmak boynumuzun borcudur diye düşündüm.

    Hakan S. yaptığı kapsamlı incelemeyle sizi kitapta nelerin beklediğini ayrıntılı bir şekilde yazmıştı. Yazar 29 Haziran’da İzmir’de okurlarıyla buluştu. Ben daha çok kitap hakkında yaptığımız bu söyleşiden yola çıkarak bir şeyler yazmak istiyorum.

    Kitabı okuduğunuzda ciddi manada bir -karşı çıkış- göreceksiniz. 13 öykünün 13’ünde de kahramanların içinde bulundukları koşullara karşı çıkışları var. “Benim iktidarla derdim var” dedi Gamze Arslan. Ama aklınıza gelen iktidardan söz etmiyor. Size nasıl davranacağınızı, nasıl giyineceğinizi, çocuğunuzu nasıl seveceğinizi, komşunuzla aranızda nasıl bir ilişki olması gerektiğini söyleyen iktidardan söz ediyor. Hayatın her alanına sızan mikro iktidarlardan. Öykülerindeki kahramanlar da hayatın her alanına hatta üzerimizdeki elbiseye bile ince ince işlemiş-işlenmiş tüm bu iktidarlara karşı koyuyor. Ders vererek, aforizmalar uydurarak değil. Büyülü gerçeklikle, göstermeyle, eşsiz anlatımıyla. İçinde yaşadığı toplumu çok iyi gözlemlemiş ve gözlemlerini öykülerine mükemmel bir şekilde aktarmış. Ben uzun süre unutamayacağım bir kaç öyküden bahsetmek istiyorum.

    “Manıklar” öyküsünde Sütleğen’in karşı çıkışı ve Gamze Arslan’ın değimiyle elindeki imkanlarla cadılık yapan bir kadın var. Yaptıklarıyla bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor. Yarattığı her karakterden gerçekte var olan bir insan gibi bahsetmesi çok güzeldi. Üzerine konuştuğumuz her karakterde böyle konuştu hemen hemen. Özellikle Sütleğen’den bahsederken saygı duyduğu bir büyüğünden bahseder gibi bahsetmesi çok dikkatimi çekti. Öyküsünü okuyunca ister istemez sizde benzer düşüneceksiniz. Bu öyküde içinde yaşadığı köye, adetlerine, kurallarına karşı koyan bir kadın var. Açık açık olmasada. Kurduğu düzenekle kuralların altını oyuyor yavaş yavaş.

    “Beklemek Çürütür”de kargaların ahını almış biri çıkıyor karşımıza. Camlarını taşlayan, kendisini deliliğin eşliğine sürükleyen kargayı öldürmemek için Muharrem Orucuna başlıyor. Kültürel motiflerle harmanlanmış öyküyü unutmam mümkün olmayacak.

    “O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar” Gamze Arslan’ın bana öykü yazdıran öyküsü. Bu anlamda da kendisine verdiği ilhamdan dolayı sonsuz teşekkür ederim. Öyküde bir tiyatro metni karşılıyor bizi. Tiyatro metnindeki karakter deyim yerindeyse metni yazana kafa tutuyor. Parantez içlerinde nerede ne yapması yazarken parantezleri kaldırıp içlerini kendi yazıyor kahramanımız. Bu öyküde çiçekler, kadınlar, çiçekli kadındılar, çiçekten kadınlar, incinmiş, incitilmiş kadınlar var.

    “Teyelleme”yi okurken hissettiklerimi ifade edemem. Midem bulandı. Üzüldüm. İçim acıdı. Bir yazarın okura bunları hissettirebilmesi büyük ustalık ister. Kendisine neden böyle bir öykü yazdığını sorduğumda “bu hayatın kendisi. Öyküyü yazacağım sırada haberlerde sürekli patlamalar ve parçalanmış bedenler görüyordum. Bu bedenler nasıl birleştiriliyor ? Birleştirildiğinde ortaya ne çıkar diye kendime hep sordum. Ortaya insanlık ayıbı çıkar diye cevapladım soruyu. Bir anda bir kafeye girip yazdım öyküyü” dedi. Hem öykünün kendisi, hem verdiği cevap hafızama kazındı.

    “Katı ve Disiplinli Bir Organ” öyküsünde isminden de anlaşıldığı üzere kahramanımız bir organ. Seri katil olmaya karar vermiş bir organ. Gamze Arslan öykülerinde büyülü gerçeklik var dedik :) Okuyunda görün okuru nasıl ters köşe yapıyor.

    Büyülü gerçeklik olmasına rağmen inandırıcılığı yüksekti öykülerin. Sıradışı kahramanlarla dolu bir kitap. Bir öyküde kıyafetler sahiplerini kurtarmaya giderken, diğer öyküde içinden çıktığı bedenin intikamını almaya giden bir organla, bir diğerinde duvarları camları binasıyla direnen bir fabrikayla karşılaşabilirsiniz. Her nesne, her karakter özellikle seçilmiş ve bir anlam taşıyor. Bu yüzden dikkatli okunması gereken bir kitap. Gamze Arslan’ın olağanüstü bir bakış açısı var. Onu özel yapan bu. Olayları, nesneleri kavrayışı ve aktarışı muazzam. Öykülerin sıralanışında da belirli bir düzen ve kasıt var. Hayatla, hayat vermeyle başlıyor kitap, sonrasında gençlik dönemlerine şehit olduğumuz aile içi çatışmalar yaşayan ve çatışmaları aklınıza bile gelmeyecek şekilde verilmiş kahramanlar var. Sonlara doğru ölüm korkusu ve yaşlılık. Son öyküde ise yaratılış mitleriyle bezenmiş bir son öyküsü var. Son öyküyü okurken her şey bitti mi yeniden mi başlıyor bilemeyeceksiniz. Çok sert bir kitap bunu belirtmeliyim. Bu kadın bunu nasıl yazmış diyorsun.

    Söyleşiyle ilgili kısımları harfiyen aktaramamış olabilirim :) Aklımda kaldığı kadarıyla yazdım. Şimdi neden her anını kaydetmedim diye pişmanlık duyuyorum. Dilerim Gamze Arslan hak ettiği değeri görür. Okunması ve okutulması gereken bir kitap.
  • Bu öyküm Oggito'da yayımlandı. Sizlerle de paylaşmak istedim. İyi okumalar...

    https://oggito.com/...r/leyla-kokusu/64161
    *************

    “Kokular, kokular! Hakiki kokular! Menekşe, gül, revidor, yasemin, kara kedi, misk, altın damla, leylak, erguvan, nihavent, amber…”

    Kambur belini doğrultmaya çalışarak bağırdı Kokucu Hekim. Bağırmak da değil ya onunkisi. Cılız, ürkek bir seslenişti. Bir tek iğde duydu sesini. Hekim’in tek dostu, yaşlı iğde. Kimsesiz. Etrafına sarılmış beton çerçevenin ortasında eğreti duran. İğde, Hekim’i görür görmez dallarını sallar, biraz da olsa canlanırdı. Gerçi onun da beli bükülmüş, meyve vermez olmuştu. Yaprakları kararmaya, kurumaya başlamıştı. Fakat mutludur iki ihtiyar birlikteyken. Unuturlar dertlerini. Anlarlar birbirlerini. Konuşmadan, bakışarak.

    Hekim’in kırçıl sakalları beyazlamış, yeşil damarlı elleri titremeye başlamıştı çoktan. İhtiyarlık her zerresini sarıp sarmalamış, güçsüz bırakmıştı onu. Gözleri de pek iyi görmüyordu. Geleni gideni kokusundan tanırdı çoğu zaman. Pek müşterisi kalmamıştı gerçi. Birkaç eski toprak. Biraz da civardaki esnaf işte. Onlar da, sabahtan akşama kadar ayakta bekleyen yaşlıya acıdıklarından olacak ki, kullanmayacaklarını bile bile alırlardı kokulardan. Gençler çoktan esansların yerini almış parfümlerin müdavimi olmuştu. Renkli şişelerde satılan, alkol kokusuna bulanmış basit kokulara tamah ediyorlardı. Biliyordu Hekim bunu. Ama baba mesleğiydi onunkisi. Unutulmuş. Yüz çevrilmiş. Hem başka bildiği bir iş de yoktu. Mecbur, devam ediyordu kokuculuğa.

    Olur da bir müşteri gelir. Kısık gözleri büyür, parlar. Para için değil, kokularının hala alıcısı olduğunu görmek mutlu eder onu. Özenle açar şişeleri. Kokuları tek tek denetir müşteriye. Müşteri bir kokuyu beğenmedi mi, hemen bir başka şişeyi açar. Acele etmeden, zevkle yapar işini. Dünyanın en mühim işiymiş gibi. Enjektörle çektiği kokuları küçük şişelere aktarır, müşteriye sunar. Meraklı birkaç kişi toplanmışsa etrafına, enjektörde kalan koku artığını havaya püskürtür. Kokulu yağlar binlerce parçaya bölünür, yavaş yavaş düşer insanların üzerine. Hiçbir koku zerresi israf olmaz. İnsanlar bedavaya güzel kokmanın mutluluğuyla ayrılırlar Hekim’in yanından.

    Tam kırk altı yıldır burada Hekim. Oluk oluk akan insan selinin ortasında, yaşlı iğdenin altında. Her gün gelir. Yağmur, kar, sıcak dinlemez. Zorla taşıdığı ceviz sandığı üç ayağın üzerine koyar. Sandığın, kuş kanadına benzeyen, kapağını açıp alüminyum şişeleri sever teker teker. En çok mor olanı. Işıl ışıl parlayan şişeyi her saat başı siler, parlatır, özenle açıp kokusunu çeker içine. Leyla’sını hatırlar. Dünyalar güzeli Leyla’yı. Çiçek tarhı. Gül tomurcuğu.

    Ne çok sevmiş Leyla’yı. Esans yapmak için çiçek toplamaya gittiği tepelerden birinde görmüş onu ilkin. Görür görmez aşık olmuş bu güzel kadına. Leyla da Hekim’e vurulmuş. Hekim’i görünce suratında kocaman bir gülümseme yeşermiş. Mor çiçekler açmış tepede. Her yeri kaplamış. Menekşe desen değil, kelebek çalısı desen değil, sümbül desen değil. İlk defa görmüş böyle bir çiçeği Hekim. Keskin kokusu dolmuş zihnine. Gidip en ücra köşesine oturmuş. Hekim her bir çiçeği özenle toplamış, esansını çıkarmış. Kokuya da sevdiği kadının ismini vermiş. Leyla kokusu.

    Beş çocukları oldu Leyla ile Hekim’in. Kokuculuktan kazandıklarıyla büyüttüler her birini. Okuttular, everdiler. Beş çocuğun beşi de farklı şehirlere gitti. Kimi evlilik, kimi iş için. Gün geldi, iki yaşlı baş başa kaldı aynı evin içinde. Bir bütünün iki yarısı gibi, uyum içinde yaşadılar. Bir gün bile birbirlerini kırmadılar. Birlikte çalıştılar, çabaladılar. Yüksünmediler hiç bir işten. Kırk yılı aşkın süreyi aynı yastıkta geçirdiler.

    O karanlık sabaha kadar her şey aydınlıktı Hekim için. Yatakta, kıpırtısız duran Leyla’yı görünce, her şey karardı birden. Ağaçlar, çayırlar, çiçekler… Bütün dünya. Koyu bir acı büyüdü, boğazına tıkandı. Boğulacak gibi oldu. Çöktü karısının cansız bedeninin yanına. Dermanı kalmayıncaya kadar ağladı.

    Hekim bir türlü kabullenemedi Leyla’nın ölümünü. Uzun süre kendine gelemedi. Ne dostları avutabildi onu, ne çocukları. Karısıyla ilk tanıştıkları tepeye çıkıp ağladı için için.

    Leyla’nın ölümünden sonra mor çiçekler de açmaz olmuştu tepede. Hekim kova kova suyla suladı tepeyi. Toprağını belledi, gübresini attı. Günlerce, haftalarca çabaladı. Olmadı. Bir türlü açmadı çiçekler. Sonunda vazgeçti. Leyla kokusundan geriye kalan yarım şişeyi kokladı durdu. Gözü gibi bakıyordu şişeye. Yanı başından eksik etmiyor, kokladıkça karısını yanında hissediyordu.

    Leyla kokusundan derin bir nefes daha aldı Hekim. Geçmiş yıldırım hızıyla yoklayıp geçti zihnini. Gülümsedi. Çatlak parmaklarıyla okşadı şişeyi. Narin bir canlıya dokunur gibi. Leyla’sını sever gibi. Usulca yerine koydu. Eskimiş hırkası, solmuş kasketi, köselesi zarlaşmış ayakkabısıyla, tortop oldu. Beklemeye başladı. Öğle sıcağı bastırmış, insanların üstünden tüten bulut her şeyi alacalandırmıştı. Hekim, alnından akan teri gömleğinin yeniyle sildikten sonra bir kez daha bağırdı.

    “Kokular, kokular! Hakiki kokular! Menekşe, gül, revidor, yasemin, kara kedi, misk, altın damla, leylak, erguvan, nihavent, amber…”

    Birkaç dakika sonra, esmer, uzun boylu bir delikanlı, afili kıyafetiyle dönenen bir kızla birlikte yanaştı Hekim’in yanına. Kirli gömleğini çekiştirerek, “Dayı parfüm mü satıyon sen?” diye sordu. Hekim cevap vermedi. Delikanlının kokusundan haz etmemişti. Bilirdi böyle tipleri. Hekim’in cevap vermediğini gören delikanlı bu defa daha yüksek sesle sordu. “Hişşşt… Dayı, sana diyom. Parfüm mü satıyon?”
    Hekim, gençlerden kolay kolay kurtulamayacağını anladı. “Parfüm değil. Esans bunlar.” dedi. Delikanlı, “Esans nedir dayı?” diye sordu. Hekim, “Güzel koku.” dedi. Delikanlı, “Hah işte, ben de onu diyom ya. Şu güzelliğe bir koku alcam.” dedi. Elini kızın omzuna attı. Diğer eliyle kızın yanağını sıktı. “Heee... Güzel koku.” dedi kız işveli.

    Hekim, şişelerden birini açtı gönülsüz. Kokuyu kızın bileklerine sürdü. Kız esansı kokladıktan sonra, “Iyyyy… Bu ne be. Çok ağır. Genzim yandı valla.” dedi. Delikanlı, kızın bileklerini burnuna tutunca yüzünü ekşitti. “Ne kokusu bu dayı?” dedi. Hekim, “Karakedi. Seveni çoktur.” dedi. Kız kahkahayı patlattı. “Kara kedi mi? Kedi güzel kokar mı hiç dede?” dedi. Hekim, “İsmi öyle. Ağırdır biraz. Gençler sevmez.” dedi. Delikanlı, “ Madem gençler sevmez, ne diye bize veriyon dayı? Kedi kokusunu boşver şimdi sen. Yok mu çiçek kokusu falan?” diye sordu.

    Gençlerin laubali hareketleri, iyiden iyiye huzursuz etmişti Hekim’i. İçinden tövbe çektikten sonra bir şişe daha açtı. Kızın diğer bileğine sürdü. Kız esansı kokladıktan sonra eliyle ağzını kapattı. “Ne bu be? Sidik gibi.” dedi. Zar zor konuşabildi. Öğürdü birkaç kez. Delikanlı, “Uzat aşkım elini. Bir de ben koklayayım.” dedi. Kızın bileğini koklar koklamaz yere tükürdü. “Dayı sen bizi mi kandırıyon? Bunları kakalıcan bize güzel koku diye ha.” dedi sertçe. Hekim, “O ne demek evladım. Kötü koku yoktur bende.” dedi. Alınmıştı gençlere.

    Birden kızın gözleri mor şişeye kaydı. Uzun parmaklarıyla anında kaptı şişeyi. Hekim’in kalbi küt küt atmaya başladı. Kızı durdurmak istedi ama kız çoktan şişenin kapağını açmıştı bile. Birkaç kez kokladı kokuyu. Gülümsedi. “Bak bu güzelmiş. Bunu istiyorum ben. Hem şişesi de çok şık.” dedi sevgilisine. Delikanlı, “Tamam aşkım. Sen iste yeter ki. Dayı ne kadar bu?” diye sordu. Hekim’in gözleri yalazlandı. “Satılık değil o. Verin onu bana.” dedi. Kızın eline uzandı. Fakat kız elini geri çekti. “Satılık değilse ne diye tutuyorsun burada? Ben anlamam. Bunu istiyorum ben.” dedi. Yılışık. Delikanlı da destekledi kız arkadaşını. “Parasıyla değil mi dayı? Alıyoz işte.” dedi.

    Hekim’in gözlerinden birkaç damla yaş düştü. Kıpkırmızı kesildi. “Verin onu bana.” diyebildi son kez. Kız ısrarla vermedi şişeyi. Hekim, kızın eline atıldı. Leyla kokusu iki elin arasında gitti geldi. Bir süre Hekim ve kız, şişeyi kapmak için, kapıştılar. Delikanlı, sinirlendi birden. Hekim’i olanca kuvvetiyle ittirdi. Hekim boylu boyunca yere. Acı içinde kıvranmaya. Delikanlı, kızın elindeki şişeyi aldı. “Boktan kokuların senin olsun. Amma adam çıktın ha.” dedi. Şişeyi fırlattı yere.

    Yüzlerce cam parçası savruldu etrafa. Cümle alem Leyla kokusuna bulandı. İğde, kaldırım, vızır vızır geçen insanlar, dağ, taş, gökyüzü… Uzun uzun kokladı Hekim. Tepeye çıktı tekrardan. Güneş ışınları sapsarı kesmişti her şeyi. Binbir çeşit kuş. Cıvıldıyor. Neşeyle deviniyorlardı. Mor çiçekler. Her yerdeydiler. Usul usul salınıyorlardı rüzgarla birlikte. Uzandı çiçeklerin arasına Hekim. Bulutları izledi uzunca bir süre. Tanıdık bir sesle irkildi. Leyla’nın sesiydi bu. Fırladı ayağa. Leyla, tıpkı ilk gördüğü andaki gibi, ışıl ışıl parlıyordu karşısında.
  • Arkadaşlar merhaba. Edebiyat dünyasına yeni bir dergi katıldı. Kendi halinde, mütevazı. Kalıcı olmak isteyen. Bu yüzden, mümkün olduğu kadar düşük bir ücreti var. Belki aranızda destek olmak isteyenler olur. Birkaç büyük dergi hariç - bunların içine hepsi birbirinin kopyası dergileri dahil etmiyorum - çoğu dergi ayakta kalamıyor. Sistem maalesef güçlüyü koruyor. Neyse, bu konuları zaten biliyorsunuz. İçinde benim de bir öykümün olduğu dergiyi almak isteyenler için linki paylaşıyorum. Şimdiden teşekkür ederim.

    https://www.eganba.com/...lektif/9786055159931
Zeki insanlar, sizleri aptalların yönettiği bir toplum şekillendirir.
------------------------------------------------------
Dünya zaten kötü, onun kötü olmasını daha da kolaylaştırıyor insanlar.
~Kafka~
121 kütüphaneci puanı
972 okur puanı
02 Mar 2015 tarihinde katıldı.