“İnsanlık ikinci bin yılı bitirip, üçüncü bin yıldan gün almaya başlandığında; insan, insan oluşun yüzyıllar içinde edinilmiş onuruna sahip çıkarak iyi insan olmayı, iyiliği-güzelliği-sevgiyi ya da kötülüğü-ihtirası-nefreti, bizzat yapmaya gücü yetmese bile kötülüğün sıradanlaşmasına katkıda bulunmayı seçeceği yol ayrımını çoktan geçmişti. İnsanların büyük çoğunluğu kendin varlıklarını kurban ettiklerinin farkında bile olmadan kötülüğün tarafını seçmişlerdi. Ama bu yol ayrımı birbirine karşı iki yönü gösteren, açık, net güvenilir ve berrak bir tabela olmamıştı hiçbir zaman; bir o yana bir bu yana salınmış, böylece yolu seçmek uzun bir zaman ve mesafe almış, kimi iyi insanlar kötülüğün tarafında yürüdüklerinin farkında bile olmamışlardı. İlginç olan, kötülüğün tarafında yürümeyi seçenlerin yürüdükleri yönün onları iyiliğe götürmeyeceğini daha en başında bilmeleriydi. İyilik kötülüğün kılığına giremiyordu çünkü ama kötülük sık sık iyiliğin kılığına giriyordu.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“İnsan gömmek istiyor. İnsan baş edemeyeceği kadar büyük olduğu için bilinç düzeyine taşıyamadığı şeyleri zihninin çok derininde bir yere gömmek istiyor.
Gömüyor da. Bir süre için.
Bu sırada unutmasına yardımcı olacak her şeyi kabule hazır oluyor.
İnkâr mı? Hemen.
Yalan mı? Derhal.
Yok sayma mı? En güzeli.
Öyle bir şey olmadı ki.
Zihin çalışıyor, bellek unutuyor, bilinç pırıl pırıl ileriye bakıyor.”
“Bütün hayatımız parça parça taşlar halinde üstüme yuvarlanıyordu, her yeni bilgiyle yeni baştan sarsılıyordum. Kendimi tanıyabilmek için üst üste koymaya çalıştığım taşlar yerinde durmuyordu, bir bütün olamayan hayatıma bakamıyordum, bakıp kendi hayatımı yorumlayamıyordum.”