Yarınlar kurşun, havan topu ve bombaydı, kandı. Ama her ikisi de farkına bile vardmadan 'daha güzel günleri' bekliyorlardı. Insanlar değişik inançlarla ve hırslarıyla ne kadar karıştırırlarsa karıştırsınlar, kana, acıya, şiddete bulaştırsınlar bu muhteşem dünyayı. Yaşam bir umuttu sonuçta. Hiç bitmeyen bir umuttu.
Aynı ırktan kim bilir belki de aynı soydan geliyorlardı. Aynı yaşlarda, aynı boylardaydılar. Aynı kadını sevmişlerdi. Ataları aynı Tanri'ya aynı yollardan ulaşmak istedikleri için biri Boşnak diğeri Hirvat'tı. Bunu kendileri seçmemişlerdi, savaşmayı ve kaderlerini de seçmedikleri gibi. Ve ambulanstaki çocuğu kurtarmanın dışında, beklentileri yoktu yarınlar için.
Kendilerine sunulan yetmiş, seksen yıllık ömrün ilk ve son onar yılı, çocukluğun bilinçsizliği ve yaşlılığın çaresizliği içinde geçtiğine göre ellerine kalan elli yılı itişip kakışarak, dövüşerek, sonra da dövüşmenin getireceği yıkıntıları ve kayıplara hayıflanarak heba etmek için mi dünyaya yollanmıştı insanoğlu?
" ortaçağ, Hristiyanlığın en karanlık dönemi. Papa, Roma'ya bağlı Katolik Kilisesi adına, Patrik de Bizans'a bağlı Ortodoks Kilisesi canına okuyor Bogommillerin. Onlara yapılan eziyetin haddi hesabı yok. Boşnaklar inatçı adamlar. Kıyımlara, işkencelere, eziyetlere rağmen vazgeçmiyorlar inançlarından."