Nimeta, insanların böylesine duyarsız ve ırkçı davranışları karşısında dehşete düşüyordu. Okul öncesi yıllarında bahçelerde, mahallelerde, sokaklarda, sonra okulda iç içe büyüyen, gençlik ve üniversite senelerini omuz omuza geçiren, birlikte eğlenen, sevişen, birlikte üzülen ve sevinen insanlar değişiyorlardı. Kırk yıllık komşularına bir şeyler oluyordu. Asırların birikimi, insanları teknolojinin en üst kademelerine ulaştırmış, zekalarını geliştirmişti ama aynı insanların iç dünyaları, davranış biçimleri, iki ayaklarının üstüne dikildiler dikileli sanki hiç gelişmemisti.
Saraybosnalı Boşnaklar bir seçim yapmak zorunda kalmışlardı. Ya sonunu göremedikleri bir savaşa tamemen teslim olacak ve bir gün, savaş bittiğinde sağ kalabilenler yaşama güçleriyle birlikte her şeylerini yitirmiş olarak yalnızca anılarına sığınacaklardı ya da savaşı mümkün olduğunca görmezlikten gelerek gündelik hayatın gereklerini yerine getirmeyi sürdüreceklerdi. Eğer içlerinde küçücük bir ümit varsa geleceğe dair, çocuklarının eğitimini ve işlerini, her şeye rağmen devam ettireceklerdi.