İnsan için aşk, tüm dertlerin (hırs, rekabet, kıskançlık ve kin gibi) çaresidir. Gerçek aşk sanılanın aksine bunlara karşı çıkmaz, bunları eritir...
Eğer insanlar aşka bir şans verseler, aşk tüm önyargıları -ister dini, ister ırki veya toplumsal olsun- yıkar. Aşk, hastalıklı dünyamızı onarabilir ve bizi Allah'a yakınlaştırır.
Sufiler eylemciydiler ve kafalarında daima yeni semboller üretirlerdi. Onlar bize, huzursuz bir kafanın en iyi tedavisinin bedensel huzuru yeniden kazandıracak fiziksel aktivite olduğunu, huzursuz bir bedenin en iyi tedavisinin ise tefekkür olduğunu söylerler.
Bütün sufiler, nefs-i emmâreyi, kısaca nefsi, kurnaz, hilekâr, iblis tarafından yönlendirilen ve ihtiras üreticisi olarak tanımlarlar. Nefis, şehvetiyle aklın zekâsını ve kalbin merhametini çalar. Bizi hayatta maddi amaçlar peşinde koşmaya mecbur eden ve gelişmekten mahrum kılan ana-idol odur.
Rûmi'nin dediği gibi, "Ruh karanlıktayken, kişi hayattaki yolunu bulmak için akıl fenerine ihtiyaç duyar; oysa ruh aydınlandığında, kimse aklın fenerini aramaz."
Şirâzi der ki; "İnsanlar kisveye bakarak içindekinin nasıl bir insan olduğunu bilemezler." Zahir yanıltıcıdır. Çok gülen kimse pek hüzünlü olabilir mesela; sîretini saklamak için mutluluk suretini takınabilir. Elbet bir sebebi de vardır. Dikkat edelim, zanda acele haksızlıktır.