Aşırı bireysellesme ve bireyin kutsallig inancı çağımız insanını birbirinden uzaklaştırarak iyice yalnızlaştırdı. Oysa insan en çok yalnızlığa hiç ama hiç uygun olmayan bir yapı...
İnsan, mecburen sosyal bir varlık... Başkalarıyla var olabilen, başkalarıyla güçlü, üretken ve "iyi" olabilen bir canlı...
Tuhaf bir çağa denk geldik kabul.
Aşırılıklar çağının insanlarıyız. Dünyanın şimdiye dek hiç deneyimlemediği ölçüde hızlıyız, her an bilgiyle bombalanıyoruz, iletişim mesafeleri tamamen kapandı, dünyanın en uzak köşesindeki insanlara ulaşıp orada neler olduğunu sorarak bilgi edinmemiz mümkün. İlişkilerimiz sonsuz olasılıklar silsilesi. Herkesin dünyanın her yerinden insanla hemen şimdi bir şansı var.
Biri olmazsa diğeri...
Sosyal medya profillerindeki minik kafaların her biri birer data... Her biri potansiyel ilişki... Seç beğen al. Kriterlerini belirle ve ilerle.
Daha azına tahammülümüz yok!
Neden?
Çünkü mükemmeliz.
Eşsizız.
Biriciğiz.
Bizim "aşırılıklar çağı" ya da "arzu çağı" diye tarif etmeyi tercih ettiğimiz, günümüz postmodernizmi, yepyeni bir dinle tanıştırdı insanlığı.
Yaklaşık son otuz yıldır çok daha güçlü biçimde insan hayatı üzerindeki etkilerine şahit olduğumuz kişisel gelişim akımları ve bu akımların yeni peygamberleri, koçları, guruları dünya çapında milyonlarca satan kitaplarla, milyonlarca izlenen videolarla, filmlerle, reklamlarla, etkinliklerle, konferanslarla, eğitimlerle, aplikasyonlarla çağımız insanının "biricik" olduğu algısını sözde bilime de yaslanarak -ki aslında bilimi de maniple ederek- pompaladı.
Dijitallesmenin sagladigı yüksek hiz, sosyal medyanin sağladığı yüksek görünürlük imkânı, çağımız insanını sahiden de
"biricik" olduğuna ikna etti. Geçmiş olsun.
Dünyanın bir ucunda ikamet eden, dilini dahi bilmediği insan tarafından bile