Bin dokuz yüz on dokuzdaki Versailles Antlaşması nasıl
Hitler'in bin dokuz yüz otuz üçte bașa geçmesinin önünü açtıysa senin vereceģin yanlış kararlar da gelecekte yakanı bırakmaz.
Yani șu anda yaşadığımız her anın bedelini gelecekte öderiz. Tek
bir yanlış dönemeçte kendini kaybolmuş bulabilirsin. Şu anda yaptğın hiçbir șey buhar olup uçmaz. Gelip seni bulur. Hiçbir șey yanına kar kalmaz.
Geçmiş apayrı bir yer değildir. Bir sürü, bir sürü yerdir ve bu yerler şimdide belirivermeye her an hazırdır. Bir an 1590'lardayken, bir bakmışsınız 1920'lerdesiniz. Hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Hepsi biriken zamandır. Üst üste yığıldıkça yığılan zaman her an sizi gafil avlamaya hazırdır. Geçmiş şimdinin içinde yaşar, yinelenir, tekler ve size artık olmayan şeyleri hatırlatır. Trafik işaretlerinden ve bankların üzerindeki levhalardan, şarkılardan, soyadlardan, yüzlerden, kitap kapaklarından dışarı sızar. Bazen tek bir ağaç ya da günbatımı, sizi hayatınızda gördüğünüz bütün ağaçların ve gün batımlarının gücüyle çarpabilir ve buna karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Hem de hiç.
Biz o kadar uzak olduğunu zannederken, geçmişin bu kadar yakında olması ne tuhaf. Bir cümleden fırlayıp sizi çağırıvermesi tuhaf. Her bir nesne ve sözcüğün, içinde bir hayalet barındırabilmesi tuhaf.