Çok uzun yaşıyoruz, Tom.
Kaliforniya' da bulunan bir Pinus longaeva çamının halkaları
yoğun bir çalışmayla sayıldıktan sonra agacın beş bin altmış beş
yaşında olduğu anlaşılmış.
Bu ağaç benim için bile fazla yaşlı. Son yllarda rahatsızlığım
yüzünden ne zaman umutsuzluğa düşsem ve kendimi biraz daha
ölümlü ve normal hissetmek istesem Kaliforniya daki agacı
düşünüyorum. O çam ağacı firavunlar zamanından beri hayatta.
Truva'nın kurulușundan beri var. Bronz Çağínın, yoganın başlangıcından, mamutlardan beri.
Ağaç orada, olduğu yerde sakin sakin durup yavaşça büyür,
yaprak çıkarır ve yaprak döker, yine yaprak çıkarırken mamutların nesli tükendi, Homeros Odysseia'yı yazdı, Kleopatra saltanat
sürdü, Īsa çarmıha gerildi, Siddhartha Gautama sarayından ayrılıp
halkının acıları için gözyaşı döktü, Roma Împaratorluğu düşüşe
geçip çöktü, Kartaca ișgal edildi, Çin'de mandalar evcillesştirildi,
Înkalar șehirler inșa etti, ben Rose'la birlikte kuyudan su çektim.
Amerika kendi kendiyle savaştı, dünya savaşları yaşandı, Facebook icat oldu, milyonlarca insan ve başka türde hayvan ne yaptıklarını
pek de bilmeden kısacık hayatlarını yaşayıp savaştı, üredi ve mezara gitti ama agaç hep vardı.
Zamanın verdiği bildik bir ders bu. Her șey değişir ve hiçbir şey değişmez.
"Tarihi yașayan bir sey
haline getirmeye gerek yok. Tarih zaten yaşayan bir şey. Tarih biziz.
Siyasetçiler, krallar ve kraliçeler değil. Tarih herkestir. Her şeydir.
Șu kahvedir. Kapitalizmin, imparatorluğun, köleliğin tarihini sadece kahveden söz ederek bile anlatabilirsiniz. Burada oturup kâğıt
bardaklardan kahve yudumlayabilin diye dökülmüş kan ve çekilmiş sefalet akla ziyandır"