Sadece bir kere yaşayabileceğimiz sonlu bir hayatımız var. Kendimizce nasıl bir hayat yaşayıp yaşamayacağımızın esas sorumlusu kim? Yaşam ile ölüm arasında arafta sıkışıp kalmış ruhlarımıza kulak vermeyecek miyiz? Kurtarıcı hayaletler yaratıp, kurtarılmayı mı bekleyeceğiz?
Ölümlüler; ölümlülükten kaçmaya çalışırlar. Güç, güvenlik, para, övgü, ödül ve kabul peşinde koşarlar. Ve hayatı yaşamadan ölürler. Peki, ölümsüz birinin kaçtığı ya da aradığı nedir?
Okan Bayülgen'in penceresinden; ölümlülük-ölümsüzlük ikilemi… Ruh ve bedenin gizemi… Giderek ruhsuzlaşan, yozlaşan, otomatikleşen, yavanlaşan, anlamsız, heyecansız ve karikatürize hayatlar… Hayatlarımız… Eziklik ve kibri yan yana barındıran çelişkili ruhlarımız… İçimizdeki ve dışımızdaki efendiler ve uşaklar… Alacaklılık ve borçluluk arasında bocalayan trajikomik yaşamlar… Hem suçluyuz, hem masum. Hangisini seçeceğiz?
Yok olmamak için var olmamayı mı? Var olabilmek için ölümlülükle barışmayı mı? Ölümden muaf olmadığımız ve herhangi bir imtiyaz hakkımız olmadığı gerçeğiyle yüzleşmeden mi öleceğiz?
Yaşamazlığı mı seçeceğiz? Elimizden geldiğince özgür ve yürekli yaşamayı mı? Yaşamayan fakat ölmemiş kişilere ne isim vereceğiz? Yarı canlı mı? Yaşayan ölü mü? Tüm arzularımızın ölümü… “Arzusuzluğun arzusu.”
Hayatımıza aşırı yatırım yapmak ile hiç yatırım yapmamak arasında savrulup duruyoruz. Kendini hırpalayan dürtüsel hayvanlarız. Sınırsız haz ve özgürlük peşinde koşup; ıstırap ve esaret yaşıyoruz.
Kendimizde kabul edemediğimiz yönlerimizi başkalarına yansıtıp düşmanlar yaratmaya devam mı edeceğiz?
Başkalarını yargıç yerine koyup, sanık rolünde mi yaşayacağız?
Hayatımıza yaşam katmak yerine, ömrümüzü uzatmayı mı deneyeceğiz?
Nasıl bir hayatı yaşamaya değer buluyoruz? Kendi hayatımızı kendimizce yaşama sorumluluğunu