"Bir şey daha var, biliyor musun? Bakire Meryem, insanların, hakkında neler düşüneceğine hiç aldırmamış," dedi Veronika. “Yani, Tanrı’dan gebe kalmak hikâyesine başkalarını inandırmak hiç de kolay değil. O da herhangi bir açıklamaya girişmemiş zaten. Böyle böyle oldu demiş, o kadar. Başkaları onun hakkında ne demişlerdir acaba?” “Çok kolay. Deli demişlerdir."
İkisi de kahkahalara boğuldular.
"Oysa Tanrı çok farklı bir yol izlemiş» keyfi bir kural koymuş, sonra insanoğlunu bu kuralı çiğnemeye ikna edecek bir yol bulmuştu, sırf Ceza kavramını icat edebilmek için. Âdem ile Havva’nın kusursuz bir yaşamdan sıkılacaklarını çok iyi biliyordu, er geç onun sabrını denemeye kalkacaklardı. Resmen tuzak kurmuştu, belki kendisi de, yani Her Şeye Kadir Tanrı , her şeyin kusursuzca sürüp gitmesinden sıkılmıştı. Eğer Havva yasak meyveyi tatmasaydı, son birkaç milyar yıl boyunca ilginç hiçbir olay meydana gelmeyecekti."
"Ne acıdır ki Allah, Yehova, Tanrı -ona ne ad verdiğiniz önemli değil- günümüzde yaşamıyordu, çünkü yaşıyor olsaydı bizler hâlâ cennette olurduk; o ise, ön kararlar, son kararlar, yargıtay, danıştay, içtihat, müdafaa, temyiz, tashih karar derken, gırtlağına kadar hu kukla boğuşuyor olurdu Âdem ile Havva’yı Cennet’ten kovuşunu haklı göstermek için. Ne de olsa yasalarda yazılı olmayan keyfi bir kuralı çiğnemişlerdi onlar: İyi ile Kötü'yü ayırt eden Bilgi Agacı’nın meyvesini yemeyeceksin."
“Sana bir öykü anlatacağım/* dedi Zedka. güçlü bir büyücü, bütün bir ülkeyi yok etmek ister, 0 ülke halkından herkesin su çektiği bir kuyuya sihirli bir madde atar. Kuyunun suyunu kim içerse delirecektir.
"Ertesi sabah, herkes kuyudan su çekip İçer, hepsi de delirir. Yalnızca kraliyet ailesi, kendilerine ait özel bir kuyudan su çektiklerinden, sihirbaz da o kuyuyu zehirlemeyi beceremediğinden, delirmezler. Tabii kral çok kaygılanır, halkının sağlığını ve güvenliğini sağlamak için bir dizi emir verir. Ancak polisler ve müfettişler de halkın içtiği sudan içmiş olduklarından, kralın emirlerini saçma bulur, uygulamazlar.
"Ülkede yaşayanlar kralın emirlerini duyduklarında onun çıldırdığına inanırlar, hep birlikte şatosunun önünde toplanıp tacını ve tahtını bırakması için gösteriler yaparlar. Umutsuzluk içindeki kral tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe ona engel olarak der kİ 'Gel, biz de o kuyunun suyundan içelim, o zaman biz de onlar gibi oluruz.*
"Ve öyle yaparlar: Kral ile kraliçe de cinnet suyunu içip ânında saçma sapan konuşmaya başlarlar. Bu du rumda halk taşkınlığından dolayı pişman olur; öyle ya madem kral bu kadar bilgece konuşuyor, onu alaşağı etmenin bir anlamı yoktur.
“Ülkede barış ve huzur yeniden hüküm sürer, bu halk komşularından epeyce farklı bir hayat tarzı benimsemiştir, ama kral Ölümüne dek ülkesini yönetebilmiştir."