Gönül bu âlem-i dehr içre sanma hâlî bir dil var
Ezel Mecnûn-ı zülf ü kâkül-i Leylâ-yı aşkdır hep
(Ey gönül bu dünya yaratıldığından beri âlemde boş bir gönül var sanma. Bütün gönüller ezelden beri aşk Leylâsının (sevdiğinin gönlünden geçmesine, bir kez isminin anılmasına saçının bir teline mecnûndur) saçlarının mecnûnudur.)
Âşıkın sevgilisinin gönlünde yer alması geçici bir durum değildir. Çünkü seven sevdiğini fizikî anlamda değil rûh olarak sever. Tenlerin öldüğü âlemde rûhlar bâkîdir ve tanışıklıkları ezelîdir. Yunus Emre'nin dediği gibi "Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez..."
Kays, Leylâ’ya olan aşkından “Mecnûn” diye anılır olmuş, “aklını saklayan” olmuş. Onca zaman kavuşamamış sevgilisine. Hep Leylâ’yı düşünmüş, gönlünde yaşatmış, rûhunda hissetmiş, anlamaya çalışmış, hissetmiş benliğinde onu... Ve o an gelmiş... Leylâ bulmuş Mecnûn’u çöllerde...
Onca yıldan sonra ilk kez bakıyorlarmış birbirlerinin yüzüne. Onca yıldır hayallerinde yaşattığı o yüz, şimdi yanındaymış. Mecnûn’un dudaklarından şu sözler dökülmüş: “Ben bensem sen kimsin? Sen sensen ben kimim?” Aslında sevdiği için kendisini unutmuş Mecnûn... Sevdiği kendisi, kendisi sevdiği olmuş...