… hiçbir şeyi açıkça söylemezdi. İma ederdi, kinayeli konuşurdu, iğnelerdi, dokundururdu, bunların hepsini de zekice ve incelikle yapardı, karşısındaki yeterince zeki değilse laf sok ulduğu anlamazdı bile, böylelerinin arkasından bir de aptallıkla alay ederdi…
Annem yalnız bir kadındı, anneannem yalnız bir kadındı, ben yalnız bir kadınım. Jenerik bir söz, bir tür ucuz felsefe özeti diye nitelediğim “insanın mutlak yalnızlığı” tespitinin doğru olduğunu annemin uyurgezer gecelerinde derinden hissettim. İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkar etmeye çalışmakla geçiyordu…
İnsanın kendisi hakkında bütün gerçekleri bilmesinin iyi bir şey olduğuna ilişkin yaygın kabul gören bir görüş var. Hiç katılmıyorum, iyi bir şey değil, insanın kendisi hakkında her şeyi bilmesi gerekmiyor; öğrenmesi halinde hayatının dengesinin bozulacağı, kişiyi dağıtıp bir daha kendine getirmeyecek gerçekleri bilmemesi çok daha iyi…