Mevcut duruma uyum sağlamanın da bir sınırı vardı. Bu uyum, amaç değil araç olmalıydı. Kış uykusuna yattığını düşünmek kulağa hoş geliyordu ama iyice köstebeğe dönüp bir daha gün ışığına çıkma hevesini kaybetmiş olmasındı sakın?
Tatmin olamadım. Biliyorum, hayat tatminlerden ibaret değil ama... Başka başka hayatlar var, bazen başka bir hayat şimdikinden biraz daha iyi görünebiliyor. Bu hayatı yaşamaya devam edersem ileride ne olacak diye düşünmek en katlanılmaz olanı. Hangi hayat olursa olsun sonunda ne olacağını tahmin etmek mümkün değil, biliyorum. Ama yine de yaşama renk katacak şeyler ne kadar fazlaysa o kadar iyiymiş gibi geliyor.
Beklemek çok zor geliyordu. Zaman, bir yılanın karnı gibi derin kıvrımlar oluşturarak kendi üstüne katlanıyordu. Her bir kıvrımı ziyaret etmeden ilerlemek mümkün değildi. Üstelik her biri ayrı ayrı silahlanmış binbir türlü şüphe, bu kıvrımları mesken tutmuştu. Bu şüphelerin her birini ayrı ayrı tartmak, görmezden gelmek ya da tek tek yok edip ilerlemek insanüstü bir çaba gerektiriyordu.