Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalayan bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran duygular ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşamımıza ve çevremize şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmediysek, hayatın ve çevrenin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
Fakat içimizde, bizim 'ahlak' tarafımızla hiçbir şekilde ilişkiye geçemeyerek olayları yorumlayan, sonuçlar çıkaran ve tedbirler alan bir 'hesabi' tarafımız vardı ve lafta değilse bile eylemde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.