“Herhangi bir belirgin anlamı ya da hedefi olmayan bir varoluşun içinde kaybolmuşuz, ne kadar uğraşsak da belirsizlikten, gözdağı veren tehlikelerden, gelecek olan hastalıklardan, bizi bekleyen kayıplardan, kederlerden, kaybolan oğuldan ya da kız kardeşten, aniden geri gelip kapımızı çalan çocukluktan asla kurtulamayacağız.”
“…hepimiz annelerimizi içimizde bir delik gibi taşırız, büyük ya da küçük, ölü ya da diri, işte bu yüzden yaşayabilmek için bu delikleri doldurmaya çalışırız ya da annelerimizi reddederiz ama o zaman da -becerebildiğimizi düşündüğümüzde- özgürleşmenin suçluluğuyla yaşamak zorunda kalırız. Suç olmadan özgürlük de olmaz,”
“…evde pek çok sır saklıydı, bunu hissediyordum, annem de hissediyordu, ama gözlerimizi kapattık, çünkü bakmaya cesaret etseydik göreceklerimizle başa çıkamayabilirdik, bunlar görülecek, dile getirilecek olsa o konuşma balonu patlayacaktı ve içinden nelerin akacağını bilemiyorduk, büyük ihtimalle duvardan duvara halıyı mahvedecek bir şeyler akacaktı, birinin dizlerinin üzerine çöküp bunu temizlemesi gerekecekti ve o kişi muhtemelen annem olacaktı.”