Tabii sonra sonra rüşvet işlerini kurumsal hale getirdik, artık açık pazarlık usulü çalışıyorduk. Başlarda tedirgin olsak da giderek gevşedik. Sistem o hale geldi ki rüşvet almayanı, yolsuzluk yapmayanı dinden çıkmış günahlar, hatta daha beteri iktidar karşıtı azılı muhalif gibi görüyorlardı. Allah var, biz de elimizden geldiğince iktidar yanlısı gibi davrandık, malı götürdükçe götürdük. Suat pezevengi kısa sürede işin bokunu çıkarıp yazlık, jip mip alınca bizim defterdar bunu odasına çağırıp ifadesini aldı. Sıçtık dediğimiz anda Suat defterdara da bir jip alınca olay tatlıya bağlandı. Neyse ki adam dini bütün biriydi de :)) “Bundan sonra aldığınızın yüzde onu benimdir,” deyip soruşturmayı kapattı. Çaycısından bakanına, oradan en yukarılara kadar herkesin payını aldığı adil bir düzen kurmuşlardı adamlar. Yemeyenler bir tek solcu sendikacılardı, ama onlar da bol bol sürgün, soruşturma, mitinglerde polis dayağı falan yiyorlardı. Yemeyen yoktu yani. Herkes meşrebine göre.
Bu arada Suat’la ben iki defa hacca gittik. Daha doğrusu hac diyerek bir defa Karayipler’e bir defa da şeyseller’e gittik. İhrama girip fotoşoplu Kabe fotoğraflarımızı da her seferinde karılarımıza gönderdik Dönüşte Mısır Çarşısın’dan hurma, tesbih aldık. Zemzem suyu niyetine damaca su akıp eşe dosta dağıttık. Ne günlerdi be!
Ben paranın çoğunu biriktirdim, dolar yapıp bankaların kiralık kasalarında tuttum. En son miktar iki milyon dolardan biraz fazlaydı. Suat pezevengi parasını çarçur etti, sonra benden borç istedi, bende faizle verdim. “Faiz haram değilmi Hacı” dedi. Pis pis küfrettim.
Beş ayda beş cinayet! Kan dondurucu, değil mi? Kestikçe kesesimiz geliyor. Ortalıkta elini kolunu sallayarak korunup kollanarak gezen ne çok tecavüzcü olduğunu bilseniz şaşarsınız.
Hakiminden savcısına, polisinden siyasetçisine, valisinden kaymakamına bu işlere bulaşmayan yok gibi. Herkes ya tacizci ve tecavüzcü ya da bu aşağılık yaratıkları hoşgören, kollayan yardakçı adeta. Yanında çalışan kadın memura şantaj yapa yapa tecavüzle sonuçlanan gecenin sonunda hakimin biri savcı arkadaşıma attığı mesajda “Oldu oğlum, mercimeği fırına verdik,” diye yazmış. Tüm kayıtlar elimde. Yargıç onay verirse sıraya onu alacağım. Haber bekliyorum.
Kendime gelir gibi olursam tekrar basacaklar iğneyi, sonra bir daha, sonra bir daha. Ta ki senin ölümünü kabulleninceye kadar. Normali bu elbette, ölenle ölünmüyor, eksilerek de olsa insan bu şekilde yaşamaya alışıyor. Ama biz seninle normal değildik Ulaş; yaşarken değildik, ölürken niye olalım?
Selahattin Demirtaş
Bence dünyada yaralı bir kadından daha güzel bir şey varsa o da yaralarını korkusuzca yazabilen kadındır. Çünkü onda hayatın en muhteşem bileşimi vardır: zeka ve cesaret.