Selahattin Demirtaş

Selahattin Demirtaş

Yazar
9.1/10
3.378 Kişi
·
9.518
Okunma
·
1.363
Beğeni
·
27001
Gösterim
Adı:
Selahattin Demirtaş
Unvan:
Yazar, Siyasetçi, Hukukçu
Doğum:
Palu, Elazığ, Türkiye, 10 Nisan 1973
Zaza kökenli Türk siyasetçi ve avukat olan Selahattin Demirtaş, Türkiye Büyük Millet Meclisi 26. dönem İstanbul milletvekili olup Halkların Demokratik Partisi eş genel başkanlığını 11 Şubat 2018 tarihine kadar yürütmüştür.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Demirtaş, siyaset öncesi serbest avukatlık ve İHD (İnsan Hakları Derneği) Diyarbakır şubesinde yöneticilik yapmıştır. Uluslararası Af Örgütü Diyarbakır Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucuları arasındadır.

2007'de DTP'de Grup Başkanvekilliği yaptıktan sonra DTP'nin kapatılması sürecinde yeni kurulan BDP (Barış ve Demokrasi Partisi)'ye geçerek partinin 1 Şubat 2010 tarihinde yapılan olağanüstü kongresinde Genel Başkan seçildi. BDP'nin Halkların Demokratik Partisi'ne (HDP) katılması sürecinde 2014 yılında yapılan 2. Olağanüstü kongrede Figen Yüksekdağ ile birlikte HDP eş genel başkanlığına seçilmiştir.

2007 Türkiye genel seçimlerinde Diyarbakır, 2011 genel seçimlerinde Hakkâri ve Haziran 2015 genel seçimlerinde İstanbul milletvekili olarak meclise girdi.

4 Kasım 2016'da HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve dokuz HDP'li milletvekili ile birlikte Türkiye Anayasası'na göre "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "terör örgütü üyesi olmak", "silahlı terör örgütüne üye olmak", "örgüt adına suç işlemek" iddialarıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Edirne F Tipi Cezaevi'ne götürüldü.

21 Şubat 2017 tarihinde Doğubayazıt 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini ve devletin kurum ve organlarını aşağıladığı" gerekçesiyle 5 ay hapse çarptırıldı.
Bizim mahallenin insanlarıda arabalarıda bellidir. Hepsi yorgundur,emektardır,fakirlik kokarlar, boyaları dökülmüştür, saçları sakalları dağınıktır, iki elle tutarlar direksiyonu, direksiyon ekmek kapısıdır.
Her günümüz yeni bir tabuyu yıkmakla geçsin.Yıktıkça varalım çıkarsız aşkın tadına. Ne hesabını tutalım geçen günlerin, ne de hayalini kuralım geleceğin.
Selahattin Demirtaş
Sayfa 55 - Dipnot
Bazı insanlar vardır ya hani,Küfür ağızlarına yakışır, kaba durmaz. Öyledir benim babam,şiir gibi küfreder. Bir defasında daireden bir arkadaşıyla küfürsüz konuşunca arkadaşı alınımış,
hayrola abi bir sıkıntımı yaptık ? demişti.Babam da "NE YANLIŞ YAPACAKSIN LAN ŞEREFSİZ ! demiştide arkadaşı rahatlamıştı.
“Saf çocukluk halinizden geriye yüzünüzde ‘memur gülüşü’, dudaklarınızda ‘gammaz öpüşü’ kalır. Öptüğünüz yer kirlenir, güldüğünüz zaman herkes incinir. Elinizde etrafı yeşil dantelli beyaz bir mendil de yoksa temizleyemezsiniz hiçbir yerinizi.
Selahattin Demirtaş
Dipnot yayınlar
140 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Hâlâ etkisindeyim...

Bu kaçıncıdır gözlerim doluyor bilmiyorum. Selahattin Demirtaş beni kemiklerimden sarsmayı başardı. Demirtaş' ın öykücülükte bu denli iyi olabileceğini asla düşünmezdim. Sonuç itibarıyla önyargı kötüdür ve benim gibi dersini alanlara öğreticidir. (:

İncelemeyi okuyan okurların hangi ideolojik kültürle yetiştirildiği umrumda bile değil. Bildiğim tek şey öteden getirdiklerinizi ötede bırakmanız ve kendi ideolojik felsefenizi kendiniz oluşturmadan birey olduğunuzu iddia etmenizin saçmalık olduğudur. Hoş, kendi bedeni üzerinde söz söyleme hakkına sahip olmayan bir toplum içinde birey kalabilmenin ne denli başarılı olacağı da yine sizin taktirinizdir...

"Seher" bana göre kürt halkının lâzım gelen en önemli öz-eleştirisidir. Selahattin Demirtaş "edî bèsé" (yeter artık) çığlığının ilk mihenk taşıdır.

Demirtaş' ın üslubu bildiğiniz mitinglerde veya yerel televizyonlarda yaptığı güleryüzlü konuşmasının karşınızda yapılması gibi içten ve canlı.

Hep söylerim, keşke başka bir partiyle sizi tanısaydık Sayın Demirtaş. Değişim şart (!)

Klimalı ofisinde en zengin manzaralar karşısında en teknolojik programlarla kitap yazan yazarların günlük hayat tahlilleri zayıf olur. Yani bildiğiniz bir şantiye işçisinin yaşadığı zorlukları, bir çocuk gelinin zorla evlendirilmesinin onun üzerinde nasıl bir duygu durumu yaratacağını yazabilmek, yüksek topuklu ayakkabısıyla yaptığı röportajlar sonrası Anadolu' yu anlatmanın etkisi zayıf olacaktır diyorum.

Önyargılarını kırmayı bilen dostlara...

~~kitapla kalın~~
138 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle Takipçi sayınızda “küçük” miktarda olumsuz dalgalanmalardan etkilenmek istemiyorsanız kitabı okumamanızı, paylaşmamanızı ve beğenmemenizi tavsiye ederim. Bu beni çokça kaygılandıran bir konu değil açıkçası, Sosyoloji okuduğum için yaptığım minik bir gözlem sadece.
Türkiye’de yerleşik bir motto olan, ”Herkes kendi işini yapmalı” cümlesini çürüten Selahattin DEMİRTAŞ’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Siyasette kısa sürede elde ettiği başarısını Edebiyat dünyasında da hız kesmeden devam ettirdiği için. İlk kitabı Seher’in biraz daha üstüne çıkarak hem ağlattı, hem kahkaha attırdı öyküleriyle. Türkiye’de görülmeyen, daha doğrusu görmekten korktuğumuz gerçeklerle yüzleştiriyor bizi. Halkın, yaşamın gerçek değerleriyle tanıştırıyor okurları ve bunu uzaktan gözlem yapan biri değil de içimizden biri olarak gösteriyor bize. İnsan,Demirtaş’ın içinde bulunduğu bu durumda nasıl böyle öyküler yazar, yaşama nasıl umut dolu bakabilir diye hayretler içerisinde kalıyor. Akıcı ve sade bir gramer kullanarak bize öyküyü okuyan değil de yaşayan biri hissiyatını yaşatıyor. Başarılarının devamını ve özgürlüğe kavuşacağı zamanın en kısa sürede gelmesini diliyorum.
Kitabı okumayanlar, buradan itibaren incelemem son bulmuştur, küçük bir serzenişle ve kitaptan alıntıyla incelememi sonlandırıyorum.
“Ben çobanım, hayvanlarımı otlatırken beni bacağımdan vurdular” ‘dan başka bir şey demiyordu. Üç gün sürdü Devran’ın sorgusu. İşkence tezgâhında can verdiğinde gözleri çakmak çakmak açıktı. İşkenceli sorgunun bazı bölümlerine Salim Bey’de tanıklık etmişti. Devran ölünce, ”Çatışmada yaralı ele geçirilen terörist tüm müdahalelere rağmen kurtulamadı,” diye tutulan tutanağa da, sahte otopsi raporuna da savcı sıfatıyla imzayı o atmıştı. O günlerde vatan ve millet adına bunları yapmak meşru ve doğru geliyordu herkese.
Ser seran ser çava Demirtaş, Ser seran ser çava Selo Başkan. İki gözümün çiçeği, sen yazmaya devam et.
140 syf.
Spoiler olabilir.

Niye Hüseyin Nihal Atsız okuyorsun...?

Niye Sabahattin Ali okuyorsun...?

Niye Aziz Nesin okuyorsun...?

Niye Nazım Hikmet Ran okuyorsun...?

Niye "Tanrı Türkü Korusun" diyen birini takip ediyorsun...?

Niye Kürtçe paylaşımlar yapan birini önemsiyorsun...?

Sanane..! Sanane..! Sanane..! Sanane..! Sanane..! Sanane..! Sanane..! Sanane..!

Gelelim kitaba;

"Katledilen ve Şiddet Mağduru Bütün Kadınlara..."
Ithafen yazılmış bir kitap.

Bu kitapta hikaye var, öykü var.
Yozlaşmış töreler kadın cinayetleri var. Gülümseten hikayeler, öyküler var.

Diğer incelemeleri okuyupta, bu kitabın örgüt propagandası içerikli olmadığını anlayıp,

(ki oyle bir sey olsa zaten günümüz siyasi şartlarında "pedofili ler hariç..!" bandrol verilip yayınlanmasına izin verilmezdi)

Okuyan kişilere özellikle de kadınlara, mesaj yoluyla adeta örgüt propagandası yapmış gibi, yapılan küfür hakaret ve aşağılamalar ile egosunu tatmin etmeye çalışan bazı zihniyetleri anlamış değilim.

Acıları olan bazı konularda hassas olan, bazı kişileri anlarım sonuna kadar da saygı da duyarim.

Ama sana karşı bir tahrik ve sataşma olmadığı halde bu şekilde tavır göstermene anlam veremiyorum.


Aman din elden gidiyor,
Yok vatan elden gidiyor,
Ülke bölünüyor derken,
En korkunç şey başımıza geliyor.
Halk bölünüyor halk..
Kimsenin kimseye
Saygısı hatta tahammülü kalmamış.

Siyasi fikirleri bir kenara bırakın da önce insanlara saygı duyun.
Bunun sağcısı solcusu Türkü Ermenisi Lazi Kürdü Çerkezi Zazasi yok.
Sözüm üstüne alınan herkese.
.

Son olarak dikkat ettiyseniz, yazar hakkında hiç bir şey söylemedim.
Zaten yazarı küçük büyük herkes tanıyor.

Yazar hakkında yorum yapacak olursak,
belli ki siyasi fikir ve görüşler yüzünden tartışıp birbirimizi yemekten,
kitap içeriğinin önüne geçilecek pozisyona gelineceği kesin.

Okumak istemeyen okumasın.
Yorum yapmasın.
Ama kitap okuyan insanları da rahatsız etmekten bi vazgeçin.

Kitaplar ile kalın...
138 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Neresinden tutarsanız tutun, Selahattin Demirtaş' ın Seher' i ve Devran 'ı, Türk Edebiyatı' nda çok önemli bir yer edindi kendisine ve hikayeciliği yönüyle zamana direnip yarınlara kalmaya devam edecektir. Bu basit bir ideolojik düşünceyle açıklanacak bir durum değildir. Tabi ki siyasi ideolojilerin canı cehenneme. Edebiyat alemi öyle bir alemdir ki yazarı tutar kulağından atar kapısının önüne. İçeride yeni bir dünya açılır ve kitabın yargıcı da okuyucunun kendisidir.

Elbet bir gün bu topraklara barış gelecek. Yaşadığımız onca acıya rağmen bir gün birileri o öküz gibi insanın içine oturan taşı bağrına basacaktır. Ki yaşadığımız bu acı tarihi yönüyle de ender değildir bu coğrafyalarda. Hani "coğrafya kaderdir" derler ya... Alışmışız, alıştırılmışız bir şeylere.

Anadolu... Aslında Acıdolu. Bu öpülesi topraklarda barış içinde yaşamanın ağırlığı yorar insanı. Problemi bitmez bu ülkenin. Bazen 68 Kuşağı filizlenir üniversitelerinde bazen din ile kesilir göbeğiniz şahdamarlarınızla birlikte. Çünkü yine birileri fısıldamıştır okyanus ötelerinden kulağınıza "ölüm" diye. Kurban da biz cellat ta biz.

Devran...
Tıpkı Seher(yazarın bir önceki hikaye derlemesi) gibi kemiklerinizden sarsar sizi, etleriniz dökülür tel tel. Gülerken ağlama üzerine histerik krizler yaratır bedeninizde, azıcık depresyonunuz varsa da oooh... :)


Karakterler:

Hikayedeki karakterler öyle gerçektir ki sizleri sürrealist bir yazılım olduğunuza ikna edebilir. Kendi gerçekliğinizi sorgulatabilir.
Her yönüyle Anadolu kokar o karakterler ve siz Anadolu' ya hiç gitmemiş olsanız da bilirsiniz o kokuyu. Sanki öyle kokmalıdırlar. Sakın sanmayın ha; her yönüyle gururlu, hatasız, mükemmel, tanrılaştırılmış insanlardır. Bazen pavyonda çalışır bir kadını bazen mevsimlik işçidir çocuğu. Bazen de bir delinin aklıyla düşündürür sizleri. Uzaydan atsalar sizi Türkiyemin bir mahallesine, anında rastlarsınız Devran' ın karakterlerine.

Not: Önyargılarımız insanoğlunun hayatta kalma refleksidir. Onun varlığını kabul etmekle birlikte bazen önlem de almamız gerekebilir. Önyargılarımızı kontrol altında tutabilmenin önemli bir önkoşulu da "anlamaya çalışmak" tır. Anlamaya çalışınız.

~~Keyifli okumalar, kitapla kalın~~
140 syf.
·3 günde·7/10
Öncelikle kitabı okuyorum, diye nefret dolu söylemlerle mesaj atan, beni takipten çıkaran arkadaşlara selam olsun.Kitaplardan yaptığımız alıntılar veya yazdığımız iletiler illa duygu düşüncelerimizi barındırıyor veya bu düşünceleri savunuyoruz anlamına gelmiyor ki bu eserde normal hayatın içinden kesitler yer alıyor ve siyasetle iç içe olsak da benim ilgi alanıma, duygu dünyama çok daha mühim şeyler giriyor.

Kitap toplam on iki öyküden oluşuyor.Bazı hikayelerde hayatın acı dolu gerçekleriyle yüzleştirip hayatın içinden ince tenkitlere yer veren, çoğu hikayede de hüzün veren; kendinizden birşeyler bulabileceğiniz içten içten biz kokan sıcacık bir eser. Artı akıcı ve sade bir dille yazılmış olup nasıl bittiğini anlayamadığınız bir okuma sunuyor bizlere yazar.Keyifli okumalar.
300 syf.
·3 günde
Öncelikle hediye eden değerli, güzel dostuma sevgilerimle...

Lağım medyasının tv kanalları ve gazetelerinden değil; önyargısız, samimi bir şekilde araştırarak tanıyın Selo'yu!

Leylan, önce platonik bir aşk romanı gibi başlar: Diyarbakır'ın o güzel, eski sokaklarında büyüyen bir Kürt çocuğunun okulla, dille, hayatla, aşkla imtihanı... derken kitabın içinden bir kitap daha çıkar.
Hikâye içinde hikâyelerle, bir çeşit bulmaca gibi ilerliyor "Leylan."
Olayları çözmeye çalışırken zaman zaman geriyor, meraklandırıyor, “Haydaa, ne oldu şimdi” diye bir sayfa, bir sayfa daha çevirtiyor.
Yan karakterlerle ana karakterlerin birbirinin içine geçtiği, dans ettiği "Leylan"dan bir alıntı, kitabın ruhunu yansıtıyor bence:

"Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız. Yaşananlar kelepir bir hayatın ikinci el versiyonu gibidir." (alıntı olarak paylaşmaya kıyamamıştım.)

Memleketin siyasi iklimi de yer yer yansıtılmış romana:
Barış Akademisyenleri, fikirler nedeniyle yolları ayrılan arkadaşlar, kadınlara şiddet ve yerle bir edilen şehirler, Kürtçe konuşturulmayan çocuklar...

Dil ve öncelikle anadili; insanın toplumsal varlığı, bireysel onuru ve var oluş süreciyle doğrudan bağlantılıdır. Anadili, kültürü, kimliği yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılan bir halkın hikâyesini anlatarak, o halkın çocuklarından, çocukluğundan yola çıkmakla başlıyor Selo...
Leylan, 'dili' odağına alan, Kürtçe ile Türkçe arasında salınan bir açılışla biz okuyuculara 'merhaba' diyor.
'İçeri'den 'dışarı'ya bir sestir Leylan.
Leylan, ilk gençliğindeki bir Kürt gencinin yaşadığı coğrafyayı, zamanın getirdiği 'kırılmayı', hafızanın biriktirdiği iki dilliliği sorgulaması ve buradan kendi kimliğine uzanmasıyla yola koyulur...
"Demirtaş, metninde soğuk bir rüzgar estirir fakat kimse üşümez. Üşümenin cümle halini hatırlatır, yaşatır; kimseyi soğukta bir başına bırakmaz. Politik yaşamından da alışık olduğumuz kendine has mizahını bir kez daha edebiyat aracılığıyla bizlerle buluşturur.
Tüm politik hayatını üzerine inşa ettiği hak ve kimlik kavramı, romanın ilerleyen kısımlarında kendini belirgin bir şekilde gösterir ve Demirtaş onların zamanını ve elbette 'müebbetliğini' yener…"(alnt)

Fakat Demirtaş, bunların çok ötesine taşıyor bizi romanında. Kendisini düşündüren soruları, sorunları, roman kahramanlarına, dolayısıyla biz okur(lar)a sordurtuyor:
Kapitalizm ve teknolojinin ilerleyişi, nasıl bir gelecek hazırlıyor bize?
İçinde yaşadığımız bu dünyada, yeme içmemizden siyasal tercihlerimize, her şeyi "teknoloji tanrısı"nın belirlemesi ne anlama geliyor?
Kendi zekamızı yapay zekaya ikame etme konusunda çok mu hevesliyiz?
İnsanlar, bir gün teknoloji sayesinde zihinlerini birbirine bağlayabilirse ne olabilir? Mesela aşklar, dayanışma, direnişler neye evrilir?
Kapitalizmin kendi tarihsel sürecinde çürüyüp çözülmesini bekleyebilir miyiz?
Daha özgür, eşit bir yaşam kurmak için nasıl mücadele etmeliyiz?
"Leylan", küçük bir aşk romanı gibi başlayıp, insanlığa ve geleceğe dair kritik sorular soran bir kitap...

Teşekkür bölümünde 'edebi hayatımın son kitabı bu gibime geliyor' demişsin, sakına Selo!
Bunu biz(ler)e yapma hakkına sahip değilsin.

Ek:
ÖYKÜDEN, TİYATRODAN TERÖR ÇIKARMAYA ÇALIŞANLAR  

Bir öykü, bir tiyatro oyunu, şiir veya resim, ne kadar etkili olabiliyor... Ne kadar farklı duyguları, düşünceleri tetikleyebiliyor...
Selahattin Demirtaş, anlattığı hikâyelerle yine kalplere dokunuyor, ama soru da sordurtuyor.
Muktedirin, sanatla bitmek bilmeyen uğraşı bundan. Ancak bu uğraş, siyaset veya savaş alanındaki mücadeleye benzemiyor. Gerçekleri çarpıtabilir, maddi gücünüzü, zor aygıtlarını sonuna kadar kullanabilirsiniz.
Ama işte, bazen bir eserin karşısında küçücük, çaresiz kalıverirsiniz. İçişleri Bakanı’nın, Demirtaş’ın öykü kitabı "Devran"dan sahnelenen okuma tiyatrosunu ve izleyenleri hedef alması bu çaresizliğin tezahürü.
TBMM kütüphanesinde de bulunabilen ve çoksatan "Seher" adlı ilk öykü kitabının hedefe alınmasının sebebi, İBB kitapçılarında da satılmaya başlanması olsa gerek... Bravo doğrusu, "Seher"in bir teröriste atfen yazıldığı yalanını uydurabilmek için 1.5 yıl beklemeleri gerekti!
İktidar, HDP eski eşbaşkanı Demirtaş'ı hukuka aykırı biçimde cezaevinde tutabilmeyi hâlâ beceriyor. Ama düşüncelerini, duygularını halkla paylaşmasına, hele ki kitapları aracılığıyla daha güçlü bir bağ kurmasına engel olamıyor, olamayacak!

"Selahattin edebiyat yapıyor, söz kuruyor. Bunlar bunu yapamıyor bundan dolayı da korkuyorlar. Marjinal dedikleri siyasi partinin temsilcisinin yazdığı metni okuyan binlerce insan var." 
(Dipnot Genel Yayın Yönetmeni Emir Ali Türkmen)


Daha önce okuduğum 'Ölü Ozanlar Derneği' kitabından şu alıntıyı yaparak sonlandırıyorum:
"... kim ne derse desin sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirecek güce sahiptir."

Özgür kalın...
138 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Okumayı asla düşünmediğim bir yazarın kitabıydı...
CanDost dediğim çok değerli bir büyüğümünbana bu kitabı armağan etmesi ile elime aldım ve bir kez daha sordum kendime; önyargıların ile yaşamaya devam mı edeceksin?
Okumaya başladığım anda hissettim yazarın sıcaklığını. Öyle samimi ki sanki bir kitap okumuyordum da karşı komşuyla muhabbete dalmıştım.
Olaylar tam yüreğime dokunuyor, tam efkâra kapılıyorum derken kahkaha atmaya başladığım bölümler oldu çok defa.
Okumanızı şiddette tavsiye ediyor ve
Sadettin TANIK 'a çok teşekkür ediyorum.
140 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kitap öyle sürükleyici ve etkileyiciydi ki elimden düşüremedim.
Hâlâ etkisindeyim.
Kitapta kısa kısa öyküler var. Hepsi birbirinden etkiliyici, yüreğe dokunuyor.

Bu kitabı okumaya başladığım an bir çok kişi takibimi bıraktı ya da beni engelledi, eminim bu incelemeyi gören bir çok kişi de böyle yapacaktır. Bu durum beni çok üzdü ve çok kırıcıydı.
Yazarın kişiliği önemli değil, biz eser üzerine konuşmalıyız. Eğer yazarlara da dikkat eden varsa Victor Hugo 'yu okumasın çünkü Türkleri sevmeyen bir yazardır.

Lütfen artık şu ırkçılığı bırakın, dünya bu ırkçılık yüzünden bu halde... Bir siyahi kendi isteğiyle siyah doğmuyor, bir Kürt kendi isteğiyle doğmuyor.
"Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir rahatsızlıktır."

Lütfen siyaset ve sanatı birbirine karıştırmayalım.
Zülfü Livaneli'nin kitap arkasındaki şu yazısı çok hoşuma gitti: "Siyaset ve sanat disiplinleri birbirine benzemez. Siyaset; doğru zamanda siyasi açıdan doğru olanı söylemek ve gerçek düşünceleıi saklamak
ilkesine sahipken, sanatçı deyim yerindeyse yüreğini kazıyarak en gizli
duygulannı en büyük kitleyle paylaşmaya koşullanmıştır. Bu açıdan Selahattin Demirtaş'ın değerli öykülerini özel bir yere koymamız gerekir diye düşünüyorum. Acılar karşısında duyarlı bir yüreğin çığlığını yansıtan bu öyküler, siyasetten çok daha derin bir insani damara dokunuyor.
Kitabın özenli ve akıcı bir Türkçeyle yazılmış olması, hem estetik hem de
toplumsal açıdan aynca övgüye değer. Bu ülkedeki herkesi birleştirecek
olan ortak paycia sanatın büyülü yaratıcılığında gizli. Çünkü sanat, vicdanın dilidir. Selahattin Demirtaş da bu dili konuşuyor."

Önyargınız yıkın derim.

" Önyargılar insanları birbirlerinden uzak tutmak için bilgisizlikten yapılmış zincirlerdir. " (Blessington Kontesi)

" Fikrini değiştiremeyenler hiçbir şeyi değiştiremez. Önyargılarından kurtulamayanlar hiçbir insanı anlayamaz."

PDF OKUMAK İSTEYENLER İÇİN LİNK:
https://xn--e-kitapcm-2pb.com/...er-kitabi-indir.html

Okuyacaklar için keyifli okumalar :))
300 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bu incelemeyi tam olarak gecenin 2'sinde yazıyorum. Nereden başlayacağımı bilmiyorum ama bir yerden başlamam gerektiğini biliyorum. :)

Öncelikle şunu söylemek istiyorum; Selahattin Demirtaş'ın siyasi görüşlerini seviyor ve sonuna kadar destekliyorum ama eminim ki bu kitabı, onun siyasi görüşlerini desteklemeyenler de okuyacaktır. Eğer siyasetle, yazılan kitabı birbirine katıp yorum yaparsanız, bu zamana kadar okuduğunuz hiç bir kitabı okumamışsınız, kısacası hiçbir şey öğrenmemişsiniz demektir. Demirtaş'ın siyasi görüşlerini sevmeyenler için de bu kitap hayatlarında önemli bir yer edinecektir diye düşünüyorum. Selahattin Demirtaş'a yazar olarak bakarsanız, çoğunuzun diyeceği "yazmaya devam etmeli" olacaktır.

Kitabı ilk olarak elinize alıp baktığınızda tamamen bir aşk romanı zannedeceksiniz ama işin aslı öyle değildir. Hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan aşka değinen Demirtaş, bunun yanı sıra toplumun eksikliklerini ve gidişatını da gözler önüne seriyor. Kitabın ilk başlarında bir hüzünlenip bir kahkaha atarken, diğer yarısında kendinizi bilimsel konuların içerisinde buluyorsunuz. En şaşırdığım ve "Vaaov!" dediğim noktalardan birisi de budur.

Eğer Demirtaş'ın diğer kitaplarına da baktıysanız, yazarımızın kendine has bir dili olduğunu göreceksiniz. Bu zamana kadar okuduğum yazarlarla kıyasladım ama gerçekten hiç biriyle uyum sağlamdı. Son dönem yazarlarda da bağımsızlık bulmak pek de kolay değildir. Göründüğü gibi taklitçi bir yazar kitlesi yetişirken, Selahattin Demirtaş "Ben tamamen bağımsız bir yazarım" diye bağırıyor adeta.

Kitabın teşekkür bölümde de göz yaşlarıma engel olamadım. Her şeyden önce kitabı "halkımla yazdık" diyor. Bizi hiçbir zaman unutmuyor, varolsun.

Ve tam olarak yazmak istediğim kitabın bu olup olmadığından emin değilim diyor ama ne olursa olsun şu an 3 tane efsanesi raflarımızda yer alıyor. Edebiyat hayatımın son kitabı diyor ama ben buna da inanmak istemiyorum. Onu umutsuzluğa düşüren nedir bilmiyorum ama umutsuzluk ona yakışmıyor. Toplumumuzun edebiyat açısından verimli ürün veremediği şu son dönemlerde, halkımıza yaşama sevinci veren ve yolumuza ışık tutan bu güzel eserlerine devam etmesini istiyorum.

Her biji Selahattin Demirtaş,
İyi ki varsın...


NOT: Tabiki de emek vererek yazdığım bu incelemeyi yorumlara açıp da bazı yobazlara fırsat vermeyeceğim. Görüşlerinizi dm den yazabilirsin. Okuduğunuz için teşekkür ederim :)
140 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
.
Ülkemizde öykü yazarı ve okuru azalmakla beraber, bizler yalnızca ilkokul ve ortaokulda okuduğumuz öykülerle kalıyoruz. Bu konuda Demirtaş, Seher ile bize ışık tutuyor. Hem daha çok öykü okumaya hem de yazmaya teşvik ediyor diyebilirim.

Demirtaş'ın doğum günü sebebiyle yaptığım etkinliği ( #67352347 ) de iyiki yaptım diye düşünüyorum. Hem 2. kez okuma fırsatım oldu, hem de katılan arkadaşlara yeniden okutturma fırsatım oldu. Hepsine çok teşekkür ediyorum. :))

Gelgelelim biraz da arkadaşlarımı Demirtaş okuyor diye rahatsız edenlere...

Birisi demiş ki "Teröristlerin fikirlerini elbette öğrenmeliyiz ama lütfen para verip almayalım" güldüm ama acı acı güldüm bu sözlere...

Sana anlatayım Demirtaş'ın fikirlerini o halde güzel kardeşim. Sen okuma olur mu? Zülfü Livaneli 'nin dediği gibi "Çünkü sanat, vicdanın dilidir. Selahattin Demirtaş da bu dili konuşuyor."

Evet, biraz sanat ve vicdan öğrenirsiniz okursanız... Bu da sizlere çok şey kaybettirir...

Peki nedir Demirtaş'ın fikirleri?
Hani hepimizin sözde ortak dertleri var ya... Öyle duyunca sosyal medyada paylaşmakla yetinip, ay çok üzüldüm dediğiniz şeyler...

Şiddet mağduru ve tecavüze uğrayan kadınlar:
“ Üç erkek, akşamüstü ormanda hayallerini çaldı Seher'in.
Üç erkek, geceyarısı boş bir arazide canını aldı Seher'in...”

Çocuk yaşta evlendirilmek isteyen kız çocukları:
“ Muş'un küçücük bir köyünde çocuk olmak zordu. Kız çocuğu olmak daha zor, çocuk gelin olmak daha da zordu. Asi bir çiçekti Berfin. Hiçbir zorluğa boyun eğeceği yoktu... ”

Küçük yaşta okuldan ayrılmak zorunda kalıp kendini çalışmaya adayan erkek çocukları:
“ Çocuk olmak zaten zordu. Kaçak çocuk işçi olmak daha da zordu. ”

Ülkenin ve dünyanın her bir yerindeki ölümler:
“Allahu Akbar!" diye bağırmış, kendini patlatan pazaryeri katili. Halep' te paramparça olurken Rukiye' nin bedeni, Hamdullah Usta dükkanın arkasında tahta namazlıkta namazını kılıyormuş. "Allahu Akbar" diye rükuya giderken göğsünde bir sızı hissetmiş, yaşlandık herhalde diye iç geçirmiş...”

Özgür bir yaşam isterken, derin sularda boğularak can veren mülteciler:
“ Benim babamı öldürdüler Hama' da. Niye öl-
dürdüler bilmiyorum, o zaman annem çok ağladı, ben de ağladım.
.
Benim adım Mina. Beş yaşındayım. İki ay önce
Hama' dan yola çıktık. Biz hayatımızda denizi hiç dışarıdan göremedik. Bir haftadır denizin dibindeyim, ben denizkızıyım, Akdeniz'in kızı, deniz benim annem artık. Annem beni sıkı sıkı sardı, hiç bırakmıyor. Bütün anneler kızlarını çok severler çünkü... ”

İşte bunlardır sevgili Demirtaş'ın fikirleri...
Ha bir de, sizin anlayamadığınız siyaset:
“Sermayenin tabana, yani halka yayılması
gerektiğini savunuyorduk. 300 liranın hepsini bakkala vermektense 250 lirasını toptancıya, 50 lirasını da arabacıya vererek siyasi hareketimizin ilk pratik eylemini gerçekleştirmiştik.”

...

Şimdi yine okumamaya devam et emi güzel kardeşim. Allah korusun birkaç bir şey öğrenirsiniz...

Yazarın biyografisi

Adı:
Selahattin Demirtaş
Unvan:
Yazar, Siyasetçi, Hukukçu
Doğum:
Palu, Elazığ, Türkiye, 10 Nisan 1973
Zaza kökenli Türk siyasetçi ve avukat olan Selahattin Demirtaş, Türkiye Büyük Millet Meclisi 26. dönem İstanbul milletvekili olup Halkların Demokratik Partisi eş genel başkanlığını 11 Şubat 2018 tarihine kadar yürütmüştür.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Demirtaş, siyaset öncesi serbest avukatlık ve İHD (İnsan Hakları Derneği) Diyarbakır şubesinde yöneticilik yapmıştır. Uluslararası Af Örgütü Diyarbakır Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucuları arasındadır.

2007'de DTP'de Grup Başkanvekilliği yaptıktan sonra DTP'nin kapatılması sürecinde yeni kurulan BDP (Barış ve Demokrasi Partisi)'ye geçerek partinin 1 Şubat 2010 tarihinde yapılan olağanüstü kongresinde Genel Başkan seçildi. BDP'nin Halkların Demokratik Partisi'ne (HDP) katılması sürecinde 2014 yılında yapılan 2. Olağanüstü kongrede Figen Yüksekdağ ile birlikte HDP eş genel başkanlığına seçilmiştir.

2007 Türkiye genel seçimlerinde Diyarbakır, 2011 genel seçimlerinde Hakkâri ve Haziran 2015 genel seçimlerinde İstanbul milletvekili olarak meclise girdi.

4 Kasım 2016'da HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve dokuz HDP'li milletvekili ile birlikte Türkiye Anayasası'na göre "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "terör örgütü üyesi olmak", "silahlı terör örgütüne üye olmak", "örgüt adına suç işlemek" iddialarıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Edirne F Tipi Cezaevi'ne götürüldü.

21 Şubat 2017 tarihinde Doğubayazıt 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini ve devletin kurum ve organlarını aşağıladığı" gerekçesiyle 5 ay hapse çarptırıldı.

Yazar istatistikleri

  • 1.363 okur beğendi.
  • 9.518 okur okudu.
  • 252 okur okuyor.
  • 2.277 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları