·
Okunma
·
Beğeni
·
9643
Gösterim
Adı:
Leylan
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
300
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052318478
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dipnot Kitabevi
“Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız. Yaşananlar kelepir bir hayatın ikinci el versiyonu gibidir. Yaptığınız hiçbir şey size ait değildir, benliğinize, özünüze. Hayatınız, tümüyle güvensiz bir ortamın mecburen size yaptırdıklarından ibarettir.

“Saf çocukluk halinizden geriye yüzünüzde ‘memur gülüşü’, dudaklarınızda ‘gammaz öpüşü’ kalır. Öptüğünüz yer kirlenir, güldüğünüz zaman herkes incinir. Elinizde etrafı yeşil dantelli beyaz bir mendil de yoksa temizleyemezsiniz hiçbir yerinizi.

“Ben Serap’ı böyle sevdim, en saf halimle, uzaktan.”

Yaşadığımız bu nefes aldırmayan, “tuhaf” dönemin Diyarbakır’da başlayıp İstanbul’a, oradan Zürih’e uzanan ve Nusaybin’de sonlanan hikâyesi... Muktedirlerin kirli sırıtışlarına inat, hülyasının, serabının üzerine titreyen, acısını içinde koyultsa da yalan ve şiddet üzerine kurulu “zulüm makinesini” sabırla, mizahla, yoldaşça dayanışmayla, zekayla maskara eden insanlar: Kudret, Bedirhan, Sema, Mutlu, Zeliha ve sonrasında Celal. Hayatı “büyük insanlık”a zehretmeye yeminli o “makinenin” katı/soğuk gerçekliğine bir an olsun gevşemeyen bir varoluş mücadelesiyle, bilgece bir meydan okuyuşla göğüs geren karakterler…
300 syf.
·3 günde
Lağım medyasının tv kanalları ve gazetelerinden değil; önyargısız, samimi bir şekilde araştırarak tanıyın Selo'yu!

Leylan, önce platonik bir aşk romanı gibi başlar: Diyarbakır'ın o güzel, eski sokaklarında büyüyen bir Kürt çocuğunun okulla, dille, hayatla, aşkla imtihanı... derken kitabın içinden bir kitap daha çıkar.
Hikâye içinde hikâyelerle, bir çeşit bulmaca gibi ilerliyor "Leylan."
Olayları çözmeye çalışırken zaman zaman geriyor, meraklandırıyor, “Haydaa, ne oldu şimdi” diye bir sayfa, bir sayfa daha çevirtiyor.
Yan karakterlerle ana karakterlerin birbirinin içine geçtiği, dans ettiği "Leylan"dan bir alıntı, kitabın ruhunu yansıtıyor bence:

"Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız. Yaşananlar kelepir bir hayatın ikinci el versiyonu gibidir." (alıntı olarak paylaşmaya kıyamamıştım.)

Memleketin siyasi iklimi de yer yer yansıtılmış romana:
Barış Akademisyenleri, fikirler nedeniyle yolları ayrılan arkadaşlar, kadınlara şiddet ve yerle bir edilen şehirler, Kürtçe konuşturulmayan çocuklar...

Dil ve öncelikle anadili; insanın toplumsal varlığı, bireysel onuru ve var oluş süreciyle doğrudan bağlantılıdır. Anadili, kültürü, kimliği yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılan bir halkın hikâyesini anlatarak, o halkın çocuklarından, çocukluğundan yola çıkmakla başlıyor Selo...
Leylan, 'dili' odağına alan, Kürtçe ile Türkçe arasında salınan bir açılışla biz okuyuculara 'merhaba' diyor.
'İçeri'den 'dışarı'ya bir sestir Leylan.
Leylan, ilk gençliğindeki bir Kürt gencinin yaşadığı coğrafyayı, zamanın getirdiği 'kırılmayı', hafızanın biriktirdiği iki dilliliği sorgulaması ve buradan kendi kimliğine uzanmasıyla yola koyulur...
"Demirtaş, metninde soğuk bir rüzgar estirir fakat kimse üşümez. Üşümenin cümle halini hatırlatır, yaşatır; kimseyi soğukta bir başına bırakmaz. Politik yaşamından da alışık olduğumuz kendine has mizahını bir kez daha edebiyat aracılığıyla bizlerle buluşturur.
Tüm politik hayatını üzerine inşa ettiği hak ve kimlik kavramı, romanın ilerleyen kısımlarında kendini belirgin bir şekilde gösterir ve Demirtaş onların zamanını ve elbette 'müebbetliğini' yener…"(alnt)

Fakat Demirtaş, bunların çok ötesine taşıyor bizi romanında. Kendisini düşündüren soruları, sorunları, roman kahramanlarına, dolayısıyla biz okur(lar)a sordurtuyor:
Kapitalizm ve teknolojinin ilerleyişi, nasıl bir gelecek hazırlıyor bize?
İçinde yaşadığımız bu dünyada, yeme içmemizden siyasal tercihlerimize, her şeyi "teknoloji tanrısı"nın belirlemesi ne anlama geliyor?
Kendi zekamızı yapay zekaya ikame etme konusunda çok mu hevesliyiz?
İnsanlar, bir gün teknoloji sayesinde zihinlerini birbirine bağlayabilirse ne olabilir? Mesela aşklar, dayanışma, direnişler neye evrilir?
Kapitalizmin kendi tarihsel sürecinde çürüyüp çözülmesini bekleyebilir miyiz?
Daha özgür, eşit bir yaşam kurmak için nasıl mücadele etmeliyiz?
"Leylan", küçük bir aşk romanı gibi başlayıp, insanlığa ve geleceğe dair kritik sorular soran bir kitap...

Teşekkür bölümünde 'edebi hayatımın son kitabı bu gibime geliyor' demişsin, sakına Selo!
Bunu biz(ler)e yapma hakkına sahip değilsin.

Ek:
ÖYKÜDEN, TİYATRODAN TERÖR ÇIKARMAYA ÇALIŞANLAR  

Bir öykü, bir tiyatro oyunu, şiir veya resim, ne kadar etkili olabiliyor... Ne kadar farklı duyguları, düşünceleri tetikleyebiliyor...
Selahattin Demirtaş, anlattığı hikâyelerle yine kalplere dokunuyor, ama soru da sordurtuyor.
Muktedirin, sanatla bitmek bilmeyen uğraşı bundan. Ancak bu uğraş, siyaset veya savaş alanındaki mücadeleye benzemiyor. Gerçekleri çarpıtabilir, maddi gücünüzü, zor aygıtlarını sonuna kadar kullanabilirsiniz.
Ama işte, bazen bir eserin karşısında küçücük, çaresiz kalıverirsiniz. İçişleri Bakanı’nın, Demirtaş’ın öykü kitabı "Devran"dan sahnelenen okuma tiyatrosunu ve izleyenleri hedef alması bu çaresizliğin tezahürü.
TBMM kütüphanesinde de bulunabilen ve çoksatan "Seher" adlı ilk öykü kitabının hedefe alınmasının sebebi, İBB kitapçılarında da satılmaya başlanması olsa gerek... Bravo doğrusu, "Seher"in bir teröriste atfen yazıldığı yalanını uydurabilmek için 1.5 yıl beklemeleri gerekti!
İktidar, HDP eski eşbaşkanı Demirtaş'ı hukuka aykırı biçimde cezaevinde tutabilmeyi hâlâ beceriyor. Ama düşüncelerini, duygularını halkla paylaşmasına, hele ki kitapları aracılığıyla daha güçlü bir bağ kurmasına engel olamıyor, olamayacak!

"Selahattin edebiyat yapıyor, söz kuruyor. Bunlar bunu yapamıyor bundan dolayı da korkuyorlar. Marjinal dedikleri siyasi partinin temsilcisinin yazdığı metni okuyan binlerce insan var." 
(Dipnot Genel Yayın Yönetmeni Emir Ali Türkmen)


Daha önce okuduğum 'Ölü Ozanlar Derneği' kitabından şu alıntıyı yaparak sonlandırıyorum:
"... kim ne derse desin sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirecek güce sahiptir."

Özgür kalın...
300 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bu incelemeyi tam olarak gecenin 2'sinde yazıyorum. Nereden başlayacağımı bilmiyorum ama bir yerden başlamam gerektiğini biliyorum. :)

Öncelikle şunu söylemek istiyorum; Selahattin Demirtaş'ın siyasi görüşlerini seviyor ve sonuna kadar destekliyorum ama eminim ki bu kitabı, onun siyasi görüşlerini desteklemeyenler de okuyacaktır. Eğer siyasetle, yazılan kitabı birbirine katıp yorum yaparsanız, bu zamana kadar okuduğunuz hiç bir kitabı okumamışsınız, kısacası hiçbir şey öğrenmemişsiniz demektir. Demirtaş'ın siyasi görüşlerini sevmeyenler için de bu kitap hayatlarında önemli bir yer edinecektir diye düşünüyorum. Selahattin Demirtaş'a yazar olarak bakarsanız, çoğunuzun diyeceği "yazmaya devam etmeli" olacaktır.

Kitabı ilk olarak elinize alıp baktığınızda tamamen bir aşk romanı zannedeceksiniz ama işin aslı öyle değildir. Hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan aşka değinen Demirtaş, bunun yanı sıra toplumun eksikliklerini ve gidişatını da gözler önüne seriyor. Kitabın ilk başlarında bir hüzünlenip bir kahkaha atarken, diğer yarısında kendinizi bilimsel konuların içerisinde buluyorsunuz. En şaşırdığım ve "Vaaov!" dediğim noktalardan birisi de budur.

Eğer Demirtaş'ın diğer kitaplarına da baktıysanız, yazarımızın kendine has bir dili olduğunu göreceksiniz. Bu zamana kadar okuduğum yazarlarla kıyasladım ama gerçekten hiç biriyle uyum sağlamdı. Son dönem yazarlarda da bağımsızlık bulmak pek de kolay değildir. Göründüğü gibi taklitçi bir yazar kitlesi yetişirken, Selahattin Demirtaş "Ben tamamen bağımsız bir yazarım" diye bağırıyor adeta.

Kitabın teşekkür bölümde de göz yaşlarıma engel olamadım. Her şeyden önce kitabı "halkımla yazdık" diyor. Bizi hiçbir zaman unutmuyor, varolsun.

Ve tam olarak yazmak istediğim kitabın bu olup olmadığından emin değilim diyor ama ne olursa olsun şu an 3 tane efsanesi raflarımızda yer alıyor. Edebiyat hayatımın son kitabı diyor ama ben buna da inanmak istemiyorum. Onu umutsuzluğa düşüren nedir bilmiyorum ama umutsuzluk ona yakışmıyor. Toplumumuzun edebiyat açısından verimli ürün veremediği şu son dönemlerde, halkımıza yaşama sevinci veren ve yolumuza ışık tutan bu güzel eserlerine devam etmesini istiyorum.

Her biji Selahattin Demirtaş,
İyi ki varsın...


NOT: Tabiki de emek vererek yazdığım bu incelemeyi yorumlara açıp da bazı yobazlara fırsat vermeyeceğim. Görüşlerinizi dm den yazabilirsin. Okuduğunuz için teşekkür ederim :)
300 syf.
"Her Şey Dışarıdakilerin Umutsuz Hallerini Düşünmekle Başladı…"

Diyarbakır, İstanbul, Zürih ve Nusaybin'de geçen, çok karakterli, katmanlı, roman içinde roman "Leylan" için yazarı Demirtaş, "Dışarıdaki insanların umutsuz, mutsuz halleri ve giderek anlamsız bir hayata sürüklendiği izlenimi bende buna dair bir şeyler yazma isteği uyandırdı" diyor.

Selahatin Demirtaş'ın bianet'ten Ayşegül Özbek'e verdiği röportaj

İki öykü kitabının ardından şimdi de ilk romanı "Leylan" ile okurlarıyla buluşan Selahattin Demirtaş, "Her okur kendi durduğu yerden alacaktır kitabın mesajını. Benim yazar sıfatıyla herhangi bir kodlama yapmam veya sınır çizmem doğru olmaz" diyor.

Diyarbakır'ın kûçelerinde (sokak) başlayıp oradan İstanbul'a, Zürih'e giden ve nihayetinde Nusaybin'de noktalanan, çok karakterli, katmanlı, roman içinde roman "Leylan."

Kendisi de okuru hiç düşürmeyen dinamiğiyle dikkat çeken kitabın özellikle kurgu sürecinde çok zorlandığını söylüyor: "Kurguyu oturtmak meselesi en zorlandığım konu oldu. Bölüm bölüm her detayı, her bağlantıyı ve karakteri defalarca gözden geçirmek, düzenlemek zorunda kaldım."

Bilinçaltı, psikanaliz, travmalar, nöroloji bilimi ve yer yer polisiyeye de göz kırpan roman temelde insanlığın en eski arayışı "mutluluk" üzerine bir kitap. Yaklaşık üç buçuk yıldır cezaevinde olan yazar Demirtaş, "Dışarıdaki insanların umutsuz, mutsuz halleri ve giderek anlamsız bir hayata sürüklendiği izlenimi bende buna dair bir şeyler yazma isteği uyandırdı" diyor.

Selahattin Demirtaş son kitabı "Leylan" üzerine bianet'in sorularını yanıtladı.

--- Devran okuma tiyatrosu olarak sahnelenmesinin ardından kitaplarınız üzerinden oyuna gidenler için hedef göstermeyle birlikte bir tartışma başladı. Tam da Leylan'ın okurla buluşmasına birkaç gün kala oldu bunlar. Bazı yayınevlerinden destek mesajları geldi. Siz içeriden nasıl takip ettiniz bu süreci?

Kısmen basından, kısmen avukat arkadaşlarımın aktarımlarından dışarıda olup biteni anlamaya çalıştık. Hükümet ve yandaşlarının yaptığı, her zamanki akıl tutulmasından ve ahlaksızlıktan başka bir şey değildi. Ama buna karşı gösterilen her türlü dayanışma çok anlamlıydı ve elbette büyük moral oldu bizim için. Herkese bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyorum.

--- "Aklıma minicik bir fikir geldiğinde kaleme sarılıyorum" demiştiniz. Leylan için o ilk kıvılcım ne oldu?

Dışarıdaki insanların umutsuz, mutsuz halleri ve giderek anlamsız bir hayata sürüklendiği izlenimi bende buna dair bir şeyler yazma isteği uyandırdı. Her şey bunu düşünmekle başladı.

"Tek bir bilgi için bazen yazmaya günlerce ara veriyordum"

--- Kitabın "Teşekkür" bölümünde belirttiğiniz gibi doktorların bilgisine başvurmuşsunuz, tıbbi bölümler için. Ancak kurguyu oturtmak adına tavsiyelerin çoğuna uymadığınızı söylüyorsunuz. Bir yazar için editörle dirsek teması çalışmak, danışmanla, bilgi edinilecek uzmanla fikir alışverişi yapmak önemlidir. Roman yazarken bazı teknik araştırmalar yapmak da gerekiyor. Peki, bu süreç hapisteki bir yazar için nasıl işliyor?

Çok zor ve zahmetli oluyor tabii. Avukatlarımın bana ulaştırdığı sözlü veya yazılı bilgiler, materyaller veya posta yoluyla bana ulaştırılan raporlar vs. ile yetinmek zorundaydım. Neye ihtiyacım olduğunu söylüyordum, avukatlarım araştırıp getiriyordu, avukat odasında o belgeleri görüyor, bilgileri dinliyordum, yazarken de bunlardan yararlanıyordum. Bazen tek bir bilgi eksikliği nedeniyle günlerce yazmaya ara verip ilgili avukatın ziyaretime gelmesini, o minicik bilgiyi bana getirmesini bekliyordum. Bilgi geldiğinde ise yeniden yazmaya odaklanmak kolay olmuyordu. Çünkü bu süre zarfında yüzü aşkın davayla ve çok sayıda sorunla da uğraşıyordum.

--- Leylan'da bir hikâyeye kendinizi kaptırmış sayfalarda ilerlerken başka bir hikayenin içinde buluyor okur kendini. Katmanlar halinde ilerleyen, roman içinde roman... Kurguyu oturtmak ve hikâyeyi de dinamik tutmak için nasıl bir yol izlediniz?

Kurguyu oturtmak meselesi en zorlandığım konu oldu. Bölüm bölüm her detayı, her bağlantıyı ve karakteri defalarca gözden geçirmek, düzenlemek zorunda kaldım. Birkaç bölümü tümden çıkarıp yeni bölümler ekledim vs. Oldu mu, geçekten emin değilim. Ama Abdullah (Zeydan) arkadaşımın uyarıları, fark ettiği kurgusal hatalar veya açıkları düzelte düzelte bir şeyler yapmaya çalıştım. Kafamda elektrik şemasına benzer bir kurgusal şema vardı ve devreleri tamamlayabilmek; konudan, akıştan ve üsluptan kopmadan, akışı dağıtmadan yazmak çok kolay değildi doğrusu.

"Anadil meselesi çocukluğun meselesidir"

--- Türkçe ve Kürtçenin iç içe olmasına pek çok gönderme var kitapta. "Aşkın Kürtçesi "evin"dir ve senin evin dünyadaki en güvenli yerindir." Öte yandan bir kelimenin her iki dilde farklı şey ifade etmesinin çocuk dünyasına ne kadar tuhaf yansıdığını da okuyoruz. Bu bölüm biraz da "İki Dil Bir Bavul" filmini de hatırlattı. Anadil meselesini çocuk gözünden yansıtmayı özellikle mi istediniz?

Anadili meselesi zaten ilk önce çocukların, daha doğrusu çocukluğun meselesidir. Anadili öğrenme de asimile olma da o zaman gerçekleşip tamamlanıyor. Dolayısıyla meseleyi ilk ve en çarpıcı şekilde ortaya çıktığı noktadan ele almanın, daha aydınlatıcı ve anlamlı olacağını düşündüm.

--- Leylan'da tanıştığımız ilk kahraman Kudret'in eline Mehmed Uzun'un Kürtçe bir kitabı geçiyor. Okuma yazma anadilinde öğretilmeyen Kudret, "Kendi anadilimi anlayıp konuşabilsem de okumak yazmak başka bir şeydi." diyor. Bu bölüm biraz da "neden Kürtçe yazmıyorsunuz?" sorularına yanıt gibi miydi? Ve bir gün Kürtçe yazacak mısınız, yazabilecek misiniz?

Evet, neden Kürtçe yazamadığımın yanıtıdır aynı zamanda, belki de özeleştirisi. Kürtçe edebiyat metni üretebilmem için çok yetkinleşmem ve Kürtçeye hakimiyetimi mükemmel noktaya taşımam gerekiyor. İçeride Kürtçe çalışıyorum ama edebi bir metin üretebilecek yetkinlikten maalesef ki halen uzağım. Bir gün anadilimde yazmayı hedefliyorum elbette.

--- Ciğerci Hacı, Fazıl Usta gibi Diyarbakır'ın gerçek mekanlara ve İhsan Fikret Biçici gibi kurmaca dışı karakterlere de yer vermişsiniz Leylan'da. Diyarbakır kûçeleri, İstanbul, Nusaybin ve İsviçre arasında dokunan bir roman Leylan. Yaklaşık üç yıldır hapishanede olan biri olarak özlemini duyduğunuz yer neresi?

Sur içinin doğup büyüdüğüm ve bugün artık yıkılıp talan edilmiş sokakları. Bundan dolayı çok çok üzgünüm, beni çok yaralayan bir konudur.

"Yazar olarak sınır çizmem doğru olmaz"

--- Bedirhan romanın bir yerinde "Hayata anlam katmaya çalışırken hayatın kendisini yaşamayı unutuyoruz" diyor. Barış akademisyenleri, erkek şiddeti, 90'lar köy yakmalar, hatta İrlanda'da cezaevlerindeki açlık grevlerine kadar pek çok toplumsal olayın da alt hikâyeler olarak okurun karşısına çıkıyor. Ama özünde insanlığın en temel arayışı "mutluluk üzerine" bir roman diyebilir miyiz Leylan için?

Evet, bunu demeniz yanlış olmaz ama her okur kendi durduğu yerden alacaktır mesajı. Benim yazar sıfatıyla herhangi bir kodlama yapmam veya sınır çizmem doğru olmaz. Belki bazıları bunu bir aşk romanı olarak okuyacaktır, itirazım olmaz elbette. Ben söyleyeceğimi romanda söyledim zaten. Gerisi okurun kendi bakış açısına veya önceliğine, algısına göre değişir.

--- Bilinçaltı, bilinçdışı, psikanaliz, travmalar... Leylan'ın ikinci bölümünde özellikle bu konular etrafında, hafızayı da irdeleyen bir hikâye var. Yer yer polisiye izlenimi veren, gizemli yollara sapan bir ütopya gibi de okunabilir mi?

"Fantastik" bölümler aslında ütopik değil bence, zaten teknoloji şu veya bu şekilde romanda bahsettiğim şeylerin yapılmasına ve o sonuçların ortaya çıkmasına olanak yaratıyor, halihazırda. Etrafınıza dikkatle baktığınızda bunu görebilirsiniz.

--- Kitapta da yer alan Min bihisti türküsünün sizin için özel bir anlamı var mı?

Dışarıdayken dinleyip sevdiğim bir türküydü. İçeride de defalarca bağlamayla çalıp söyledim, söylüyorum. Beni hüzünlendiren bir ezgisi ve sözleri var, o nedenle o türküyü tercih ettim.

--- Kitaplarınız ile ilgili çıkan eleştiriler bir sonraki kitabınız için önünüzü görmenizde nasıl yardımcı oluyor?

Hatalarımı, eksik noktalarımı görüp giderme konusunda en fazla yardımcı olan şey kitaplarıma dönük eleştirilerdir. Bu eleştirilerden çok yararlandım tabii ki.
300 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Gerçekten bu kitap hakkında ne söylesem ne söylesek az kalır. Seher ve Devranı okuduğumda bir Orhan Kemal bir Yaşar Kemal geldi diye hissetmiştim. Bu kitap bana biraz Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi’ni hatırlattı. Ama hangisi daha etkileyiciydi bunu kıyaslamak bile istemiyorum. Çünkü bu yazarlarımıza yapılan bir haksızlık olur ki ikisininde mükemmel bir hayal gücü olduğu su götürmez. Nihayet bitirdim ve uzun bir zamandan sonra bir kitap beni ağlatabildi.. buna sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum ama o kadar çok özlemiştim ki bu duyguyu tekrardan yaşadığım için Demirtaş’a şükranlarımı sunuyorum.. umarım sen hep yazarsın bizde hep okuruz..
300 syf.
·Beğendi
Selahattin Demirtaş 'ın hayatı tutsak fakat eserleri çok özgür.Seher, Devran ve Leylan ...olağanüstü 3 eser . Leylan 'ı eşi ve çocuklarına iltifaden yazılmış mütiş bir eser.
Bunu eklemem gerekir Leylan kitap içinde kitap ...

Kitaba gelecek olursam (:
Leylan, ilk olarak Diyarbakırlı bir gencin platonik aşk hayatını anlatır. Diyarbakır'ı eşsiz bir şekilde ancak bu kadar güzel ve samimi bir şekilde anlatılabilirdi.Kürt çocuklarının da büyüme çağına değinmiş. Değinirken yaşanan sorunlara, çekilen zorlukları ele almış.
Ama her anlatışı aslında birlikteliğin daha güzel olacağını yazdıklarıyla mesaj vermiş ve mesajı alındı demek istiyorum sizlerin huzurunda ben en derinlerde hissettim. Ve mesajını aldım.

Başta da bahsetmiştim kitap içinde kitap olduğunu Leylandan sonra Bedo ve semaya geçiyor.
Hem aşkı, özgürlüğü, devrimciliği hemde vicdani konulara değinerek akıcılığını sağlamış.
Bunları anlatırken olay örgüsünü, kurgusunu çok başarılı bir şekilde ilerletmiş. Selahattin Demirtaş 'ın eserleri çok kaliteli okunmalı okutulmalı ... Biz bu eserleri okuyoruz diye bize" teröris " bir çok yazar varken teröristin kitabını okuyorlar diyen olacak önceden de karşılaştım maalesef insanın olduğu her toplum da insan olmayan bir kesim var bizim mücaddelemiz bu tür söylemlere son vermek kalıpları yıkmak .. Bazı şarkılara da değinmiş. Özellikle de Ahmet Kaya'nın bu kitapta adının geçmesi benim tebessüm etmemi sağladı. Ahmet Kaya 'nın yeri farklı bana göre Ahmet Kaya dinlemek bana onur veriyor nasıl Selahattin Demirtaşın eserini okurken mutlu oluyoram güzel hissediyorsam "min bihisti" türküsü ile daha iyi hissetim.

Ahmet Kaya 'yı sessizce dinliyorlardı. Şimdi "ülkücü" kişilerinde Selahattin Demirtaş'ın eserlerini okuduklarını biliyorum . Fakat gizli işlerin bir gün sona ereceğini söylemek istiyorum ... çok uzattım galiba (: dediğim gibi mütiş bir eser ...
Kitapla kalın...özgür kalın...

~~İYİ OKUMALAR~~
300 syf.
Mahkumiyeti onun için bir esaret olmaktan çıkıp, kalemiyle beraber özgürleşiyor.

Demirtaş'ın cezaevinde yazdığı mutluluk, aşk, direniş, emek teması üzerine kurulmuş ve toplumsal gerçekliklere, sorunlara de yer verildiği güzel bir kitap.
Kalemin ulusu, ırkı, ideolojisi, dini, rengi olmaz. Siyasi görüşünüzü bir kenara bırakıp okumayı başarabilirsiniz göreceksiniz ki Demirtaş günümüzde ortada "edebiyatçıyım" diye gezinenlere baya bir level atlamış.
300 syf.
Aslında bu kitabı çıktığı ilk günden beri almayı düşünüyordum. Herkese Selahattin Demirtaş in yeni kitabı çıktı diye bilgi veriyordum. Kitaplarla ilgileri olmadıkları halde herkes çok merak etti.
Başka yazarların kitabı çıkınca merak etmiyordum da SELAHATTİN DEMİRTAŞ benim için çok başkaydı. Aslında bu kitabı ben alacaktım ama kardeşime o kadar bu kitaptan bahsettim ki o bana dogum gunu hediyesi olarak aldı. Hem de bu benim ilk doğum günü hediyem ve aldığım en güzel hediye. Doğum günümde aldığım ilk hediyemin Selahattin demirtaş in kitabı olmasi çok güzel bir duygu. Tabii erken kutladı ama olsun...
Bu kitap hakkında bilgi vermek istemiyorum çünkü okuyunca anlayacaksınız ki anlatınca değil kitabı okuyunca anlayacaksınız çünkü anlattıklarım az kalır bu kitap için...
Sadece bunu söyleyeyim bu güzel zihniyet kötü insanlarda olamaz...
#Selahattin Demirtaş #
Sen bedenen tutsak olabilirsin ama fikirlerin tutsak değil...
300 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Leylan, roman içinde roman. Diyarbakır sokaklarında başlayıp İstanbul ve Zürih' te devam eden aşka dair, umuda dair, güvene dair, yaşama dair hikâyelerimiz Nusaybin'de biter. Biter bitmesine ama zihnimizde güzel anılar bırakır. Ve geleceğe daha umutla bakmamız için yol açar, bittiği noktada. Her ne kadar dışarıdan farklı hayatlar yaşadığımız görünse de asıl yaşam amacımızın mutluluk ve kaynağının güven olduğunu gösteren güzel bir eser. Edebiyatın felsefe, bilim ve politikayla birleştiği bu çok katmanlı kitap, özveri ve çalışmayla edebiyatımızdan güzel örnekler çıkacağına dair umut vadediyor.
300 syf.
·47 günde·Beğendi·10/10
Yavaş yavaş okudum. Ruh hâlimin götürdüğü şekilde. Yavaş okumamın sebebi güzelliğiyle, özelliğiyle ilgili. Selahattin Demirtaş, yazdıkça açılıyor, yazdıkça kalemi güzelleşiyor, ilk kitabı da çok iyi olmasına karşın çıkardığı her kitapta kaleminin bir öncekine göre geliştiğini görüyoruz. Uzun uzun yazmayacağım. Okulu bitireceğim dönem tez olarak Demirtaş’ın kitaplarını incelemeyi çok isterim, lakin böyle bir şey malum şartlarda zor görünüyor. Tez olarak olmasa bile bir gün mutlaka her kitabını inceleyeceğim. Bunu yapmadan ölmek istemiyorum. Son kitabım olabilir demiş, diğer kitapları için de bunları hissettiği için üzülmüyorum, son olmayacak, biliyorum. Önyargılarınızı kırmanızı, sindirerek okumanızı dilerim. Teşekkürler, Selahattin Demirtaş...
Ayrıca, kitabın kapağındaki “başak”lara kalbimin bir parçasını bıraktım. ️
300 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Merhaba sevgili kitap dostları. . Selahattin Demirtaş ; hepimizin tanıdığı, bazımızın nefret ettiği, bazımızın çok sevdiği, birçoğumuzun da kendisine karşı beslediği duygu ne olursa olsun, yeni bir eserini merakla beklediği bir insan.

İdeoloji olarak Selahattin Demirtaş'ın tam karşısında duran insanların bile; "O çok zeki, çok birikimli ve kültürlü bir insan. Keşke yanlış yerde durmasaydı da onu bambaşka bir safta iken destekleme imkanım olsaydı. . " gibi cümleleri sarfettiğine bolca şahit oldum.

Selahattin Demirtaş'tan nefret eden insanlara herhangi bir sözüm yok. Zaten kimi sevip kimden nefret edeceğinize karar verecek halim veya hattim de yok.

Ama eğer aranızda yazarın kalemi ile tanışmak isteyip de sırf ideolojisinden dolayı, siyasi duruşundan dolayı, etnik kökeninden dolayı, ya da herhangi ayrıştırıcı başka düşünceden dolayı bunu kendine yakıştırmayan insanlar varsa, size birkaç biyografik isim söyleyebilirim.
Zülfü Livaneli , Aziz Nesin , Nazım Hikmet Ran , Mehmet Akif Ersoy , Ahmet Mithat , Ziya Gökalp , Ahmed Arif . .
Bu isimlerin çok değerli olduğunu biliyorum. Birçoğunuz (hatta belki de hepiniz) "Nasıl olur da bu değerli kalemleri, bu değerli insanları Selahattin Demirtaş gibi biriyle kıyaslamamızı beklersin?" diyeceksiniz.
Ama bu insanların hepsi zamanında terörist yaftası yiyip, hayatlarının bir kısmını ya da hepsini; hapishanelerde-sürgünlerde, yurt özlemi-ile aile özlemi ile tüketen, 'tüketilen' insanlar.

Sonra yakın tarihte bir Ahmet Kaya'mız var; ülkücülerin bile artık yüksek sesle dinlediği.
Ve şöyle demişti falen reis; "fikirleri beni ilgilendirmez, adam müziğin hakkını veriyor." Emin olun bu kitabı okuduktan sonra siz de eğer adil ve adaletli biri iseniz "Bu adam kaleminin hakkını veriyor!" diyeceksiniz.

Aslında daha söylenecek çok şey var. Ama zaten epey uzun olacak bu incelemeyi, gereksiz tekrarlar ile daha uzun bir hale getirmek istemiyorum.
İncelemeye başlamadan söyleyeyim; yorumum spoiler içerir.
Yazarın ilk roman denemesi olan bu kitap; kitap içinde bir kitap. Aslında benim de takıldığım tek nokta, "farklı olsaydı daha güzel olurdu" diyebileceğim yer burası.
İlk kitap Kudret ile Serap etrafındaki olayları esas alıyor. Kudret'in Serap'a karşı beslediği platonik aşk (ki aslında karşılıklı), Serap evlenmesin diye arkadaşları ile verdiği çeşitli mücadeleler falan. .

Sonra ilk okuldan tanıdığı Güzel Hatice varken öğretmeninin sürekli bakmalarını buyurduğu Netice giriyor hayatlarına.
Öğretmenleri bir konuda görüş bildirirken sürekli "Haticeye değil neticeye bakın" diyor. Sınıfta da Hatice ve Netice diye iki kız arkadaşları olunca, Hatice güzel Netice çirkin olunca, bizim Kürt çocuklar buna bir anlam veremiyor hâliyle. E yabancısı değiliz bu durumların. Öğretmenimi anlayamadım diye ben de az dayak yemedim Kudret ile arkadaşları gibi. .

Netice büyümüş, güzelleşmiş (aslında hep güzelmiş), yazar olmuş ve elinde gerçek bir hikâye ile çıka gelmiş. Yazdığı bu kitabı Kudret'e hediye etmesi ve Kudret'in kitabı okumaya başlaması ile müthiş bir serüven başlıyor.
Yazarın fikirlerini ifade ediş şekline bakmak isteyenler alıntılara göz atabilir. İçeriğine daha fazla değinmeye gerek duymuyorum ama bahsettiğim gibi benim için yarım kalan yer Kudret ve Leylan (Serap) hikâyesinin havada asılı kalmasıdır. Kudret kitabı okudu, kitap bitti, asıl kitap da bitti. Bunun yerine yazar dokunaklı hikâye sonucunda Kudret'e dönüp onun duygularını ve düşüncelerini aktarabilir, onun üzerinden biraz daha edebiyat ve felsefe yapabilirdi diye düşünüyorum. Bu çok mu önemli bir detay? Bence değil ama olsaydı daha güzel olurdu.

Yazarın Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens , Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi , 21. Yüzyıl İçin 21 Ders , Cesur Yeni Dünya kitaplarından çokça etkilendiği açıkça belli oluyor. Leylan'ı okuyan veya okumak isteyen herkesin bu kitapları da kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitap böylece vermek istediği mesajı daha kesin, daha güzel bir şekilde vermiş olacaktır.

Kitapla kalın, hoşça kalın.
300 syf.
·10/10
Hayat hep yarımdır...
Rüya içinde Rüya görmek ...
Hayal içinde hayal kurmak...
Roman içinde Roman olmuş
Tam baş ucu bir kitap
Hiçbir şekilde Pes etmeyen
Kadın gibi kadın Sema karekteri fazlasıyla ilgimi çekti
Çok merak etmeme rağmen hiç bitmesini istemediğim bir kitap ne desem kifâyetsiz uzun uzadıya yazamıyorum
Ve herkese öneriyorum...
“Saf çocukluk halinizden geriye yüzünüzde ‘memur gülüşü’, dudaklarınızda ‘gammaz öpüşü’ kalır. Öptüğünüz yer kirlenir, güldüğünüz zaman herkes incinir. Elinizde etrafı yeşil dantelli beyaz bir mendil de yoksa temizleyemezsiniz hiçbir yerinizi.
Selahattin Demirtaş
Dipnot yayınlar
Düşünsene ben seni seviyorum, o yüzden özgürlüğünü, mutluluğunu, yaşamının anlamını çelik kasama kilitliyorum. Bu nasıl bir sevmek halidir böyle ?
Hayatı o kadar çok ıskaladığımızı düşünüyorum ki. Hayata anlam katmaya çalışırken hayatın kendisini yaşamayı unutuyoruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Leylan
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
300
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052318478
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dipnot Kitabevi
“Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız. Yaşananlar kelepir bir hayatın ikinci el versiyonu gibidir. Yaptığınız hiçbir şey size ait değildir, benliğinize, özünüze. Hayatınız, tümüyle güvensiz bir ortamın mecburen size yaptırdıklarından ibarettir.

“Saf çocukluk halinizden geriye yüzünüzde ‘memur gülüşü’, dudaklarınızda ‘gammaz öpüşü’ kalır. Öptüğünüz yer kirlenir, güldüğünüz zaman herkes incinir. Elinizde etrafı yeşil dantelli beyaz bir mendil de yoksa temizleyemezsiniz hiçbir yerinizi.

“Ben Serap’ı böyle sevdim, en saf halimle, uzaktan.”

Yaşadığımız bu nefes aldırmayan, “tuhaf” dönemin Diyarbakır’da başlayıp İstanbul’a, oradan Zürih’e uzanan ve Nusaybin’de sonlanan hikâyesi... Muktedirlerin kirli sırıtışlarına inat, hülyasının, serabının üzerine titreyen, acısını içinde koyultsa da yalan ve şiddet üzerine kurulu “zulüm makinesini” sabırla, mizahla, yoldaşça dayanışmayla, zekayla maskara eden insanlar: Kudret, Bedirhan, Sema, Mutlu, Zeliha ve sonrasında Celal. Hayatı “büyük insanlık”a zehretmeye yeminli o “makinenin” katı/soğuk gerçekliğine bir an olsun gevşemeyen bir varoluş mücadelesiyle, bilgece bir meydan okuyuşla göğüs geren karakterler…

Kitabı okuyanlar 954 okur

  • Berna
  • Birsen berk
  • Tamer Arıkan
  • Mehmet Akif
  • Yusuf Ozan Aydın
  • Kelime tamircisi
  • Hatice Yalçınkaya
  • Pervin
  • Zilan karay
  • Ozcan (Xwenas)

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%73 (333)
9
%11.8 (54)
8
%8.1 (37)
7
%2.9 (13)
6
%1.3 (6)
5
%0.9 (4)
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%1.8 (8)

Kitabın sıralamaları