Ziya Gökalp

Ziya Gökalp

Yazar
8.5/10
2.361 Kişi
·
8,9bin
Okunma
·
1.097
Beğeni
·
34,4bin
Gösterim
Adı:
Ziya Gökalp
Tam adı:
Mehmet Ziya Gökalp
Unvan:
Türk Toplumbilimci, Yazar, Şair ve Siyasetçi
Doğum:
Çermik, 23 Mart 1875
Ölüm:
İstanbul, 25 Ekim 1924
Mehmet Ziya Gökalp, yapıtları ve görüşleriyle Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplumbilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebusanda ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilliği yapmıştır. "Türk millîyetçiliğinin babası" olarak da anılır.rnrnZiya Gökalp 23 Mart 1876da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Beyin oğlu olarak Diyarbakır Çermikte dünyaya geldi. Annesi Zeliha Hanım’dır. 16. yüzyıla kadar Araplar ve Farslar egemenliğinde olan Diyabakır sonradan Türk, Kürt ve Ermeni toplulukların millî çekişmeleri ile şekillenmiştir. Bu kültürel ortamın onun millî benliğine etki ettiği öne sürülmüştür. Sonraları, siyasi düşmanları onun Kürt kökenli olduğunu öne sürdüğünde, Gökalp, babası tarafından Türk ırkına sahip olduğundan emin olduğunu ama aslında bunun önemsiz olduğunu belirtmiştir. "Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır". Bazı tarihçiler buna rağmen onu Kürt asıllı olarak tanımlamışlardır.rnrnEğitimine doğduğu yer olan Diyarbarkır’da başladı. 1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye (Askeri Lise) girdi; özgürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti.1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den geleneksel İslam ilimleri ile ilgili ders almaya başladı. Öğrenimine İstanbul’da devam etmek istediyse de bu imkânı bulamayınca 1891’de Diyarbakır’da İdadi Mülkiye’nin(Sivil Lise) ikinci sınıfına kaydoldu. Son sınıfta öğrenci iken “Padişahım Çok Yaşa” yerine “Milletim Çok Yaşa” diye bağırması, hakkında soruşturma açılmasına yol açtı. O sırada okul süresinin beş yıldan yedi yıla çıkması üzerine 1894’te okuldan ayrıldı.rnrnLiseden ayrıldıktan sonra amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı. Tasavvufla ilgilendi. Fransızca öğrenmeye başladı. Diyarbakır’daki kolera salgını nedeniyle bu şehirde görevlendirilen Doktor Abdullah Cevdet Bey ile tanıştı, fikirlerinden etkilendi. Ekonomik sıkıntılar yüzünden öğrenimine devam etmek için İstanbul’a gidememesi, ailesinin evlenmesi için baskı yapması gibi nedenler 18 yaşındaki Mehmet Ziya’yı intihara sürükledi. İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma da gösterilmektedir. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Abdullah Cevdet Bey ve Diyarbakır’da bulunan genç bir Rus operatördü. İntihar girişiminden sonra kendisini tekrar okumaya verdi. Özgürlüğe düşman olanlara çatan pek çok şiir yazdı.rnrn1896da , Erzincan Askeri Lisesi’nde öğrenci olan kardeşi Nihat sayesinde Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbula giden Gökalp, ücretsiz olduğu için Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için gayret gösterdi; İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile görüştü. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı.rnrnSerbest bırakıldıktan sonra 1900de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. Yüksek öğrenimini tamamlayamayan Mehmet Ziya’nın Diyarbakır’daki amcası ölmüş ve kızı Vecihe ile evlenmesini vasiyet etmişti. Amcasının vasiyetini yerine getirmiş ve Vecihe Hanım ile evliliğinden bir oğlu (Sedat), 3 kızı (Seniha, Hürriyet, Türkan) olmuştur.rnrn1908e kadar Diyarbakırda küçük memuriyetler yaptı. Eşinin mal varlığıyla rahat bir yaşam sürdürürken el altından hürriyet çalışmalarını yürüttü. O dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşanın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.rnrnDoğu ile Batı arasında ki kilit bağlantı noktalarından olan Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerinde karışmasına neden oldu. Onlarında saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğindeki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır.rnrn1904- 1908 arasında Diyarbakır Gazetesi’nde şiir ve yazılarını yayımladı. İbrahim Paşa’nın halka yaptığı zulümleri "Şaki İbrahim Destanı" adlı yapıtında anlattı.rnrnII. Meşrutiyetten sonrarnrnII. Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakkinin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı.rnrnMehmet Ziya, 1909da Selanikte toplanan İttihat ve Terakki Kongresine Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalıştı. Lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurtarak bu disiplinin okullarımıza girmesini sağladı. İttihat ve Terakki Selanik Şubesi’ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Ziya Bey, çevresindeki gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlarla Selanik’te yayımlanan felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Bey, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı’nı 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde yayımladı.rnrn1912de Derneğin merkezi İstanbul’a taşınınca, Ziya Gökalp de İstanbul’a geldi, Cerrahpaşa semtine yerleşti. Mart ayında Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusana seçildi. Meclis dört ay sonra kapatılınca Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi oldu. Kurumda onun eğitimle ilgili görüşleri kabul gördü; Darülfünun ve Eğitim Fakültesi’nde ders programları, okutulacak kitaplar onun önerileri doğrultusunda kararlaştırıldı. 1913 ve 1914 yıllarında kendisine önerilen Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmedi, üniversitedeki görevini sürdürdü. 1915’te İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe bölümünde İctiamiyyat müderrisi (Sosyoloji Hocası) olarak atandı. İstanbul Üniversitesi’ndeki ilk sosyoloji profesörü idi, üniversitelerimize toplumbilim onun sayesinde girdi.rnrnDüşüncelerini Türkçülük etrafında şekillendiren Mehmet Ziya Bey, İstanbul’a gelir gelmez Türk Ocağının kurucuları arasında yer almıştı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmuada yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı başlarına kadar Türk Yurdu dergisinin yönetim kurulunda kaldı, derginin her sayısın bir şiir bir de yazı verdi. Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak başlıklı yazı dizisinde önemli konular yer verdi. Sonraki yıllarda Yeni Mecmua’yı çıkardı.rnrnZiya Gökalp, bir yandan da eser vermeyi sürdürüyordu. 1914’te "Kızıl Elma"; 1918’de ise Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" adlı eseri ile "Yeni Hayat" isimli şiir kitabını yayımladı.rnSon yıllarırnrnI. Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919da üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklandı; dört ay Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu kaldıktan sonra Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukatele(karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur. Yargılama sonucu diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp, orada arkadaşlarına toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Malta sürgünlüğü dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Limni ve Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır; sözkonusu kitap Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki tek eserdir.rnrnZiya Gökalp, 2 yıllık sürgün döneminden sonra İstanbul’a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Bir ay kadar Ankara’da yaşadıktan sonra ailesiyle Diyarbakıra gitti, Ahmet Ağaoğlu’nun desteğiyle Küçük Mecmuayı çıkardı, yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi.rnrn1923te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığına atandı, Ankaraya gitti. Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünlü esrini yayımladı. Ağustos’ta İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisine Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. Ankara’ya yerleşen Ziya Gökalp, kültürel ve düşünsel çalışmalarına hiç ara vermdi;e dünya klasiklerinin dilimize çevrilip yayımlanması ile uğraştı. 1924te kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbulda 25 Eylül 1924 günü hayatını kaybetti. Sultanahmet’teki II. Mahmut Türbesi haziresine defnedildi.rnGörüşlerirnrnOsmanlı Devletinin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batıdan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batının teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.rnrnToplumsal modeli, Emile Durkheimin teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temel
Devlet ve vatan müesseseleri millî mefkûreye istinat ederse hayatları ebedîdir (sonsuzdur). Fertlere istinat ettikleri taktirde inkıraza (tükenmeye) mahkûmdur.
176 syf.
·7 günde
~Türkçülük, politik bir parti değildir; bilimsel felsefi, estetik bir ekoldür.
 
Türkiye Allah’ın kılıcı halkçıların pençesinde ve Allah’ın kalemi Türkçülerin elinde idi. Türk vatanı, tehlikeye düşünce, bu kılıçla bu kalem birleştiler,bu birleşmeden bir toplum doğdu ki, adı Türk Milleti’dir.

~İnsanın kutlu olması, keramet ve kişilik sahibi olması demektir.

~Eski Türklerde Gök Tanrı, barış tanrısı olduğu gibi, aynı zamanda adalet ve şefkat tanrısı idi. Bundan başka, Türklerin bu erdemlerde ne derece yüksek olduğun Türk tarihi göstermektedir.

~Eski Türkler barış dinine bağlı oldukları için, başka milletlerin dini, politik kültürel varlıklarına karşı saygı duyarlardı.

~Eski Türklerin yenilmiş milletlere sonradan kapitülasyon adıyla başına bela olan olağanüstü ayrıcalıklar sunmaları Türk kültüründeki milletlerarası birlik fikrinin bir sonucudur.

 G̲e̲l̲e̲c̲e̲k̲t̲e̲, ̲M̲i̲l̲l̲e̲t̲l̲e̲r̲ ̲t̲o̲p̲l̲u̲l̲u̲ğu̲ ̲şi̲m̲d̲i̲k̲i̲ ̲g̲i̲b̲i̲ ̲y̲a̲l̲a̲n̲d̲a̲n̲ ̲d̲e̲ği̲l̲, ̲g̲e̲r̲çe̲k̲t̲e̲n̲ ̲o̲l̲u̲şu̲r̲s̲a̲ ̲b̲u̲n̲u̲n̲ ̲e̲n̲ ̲i̲çt̲e̲n̲ ̲üy̲e̲s̲i̲ ̲h̲i̲ç ̲k̲u̲şk̲u̲s̲u̲z̲ ̲T̲ür̲k̲i̲y̲e̲ ̲d̲e̲v̲l̲e̲t̲i̲ ̲v̲e̲ ̲T̲ür̲k̲ ̲m̲i̲l̲l̲e̲t̲i̲ ̲o̲l̲a̲c̲a̲k̲t̲ır̲. ̲Çün̲k̲ü ̲g̲e̲l̲e̲c̲e̲ğe̲ ̲a̲i̲t̲ ̲b̲üt̲ün̲ ̲g̲e̲l̲i̲şm̲e̲l̲e̲r̲, ̲t̲o̲h̲u̲m̲ ̲h̲a̲l̲i̲n̲d̲e̲ ̲T̲ür̲k̲’ün̲ ̲e̲s̲k̲i̲ ̲k̲ül̲t̲ür̲ün̲d̲e̲ ̲v̲a̲r̲d̲ır̲. ̲M̲i̲l̲l̲e̲t̲i̲n̲ ̲b̲u̲ ̲y̲e̲t̲k̲i̲l̲e̲r̲i̲n̲i̲ ̲s̲ın̲ır̲l̲a̲n̲d̲ır̲a̲c̲a̲k̲ ̲v̲e̲ ̲k̲ıs̲a̲c̲a̲ ̲h̲i̲çb̲i̲r̲ ̲y̲e̲t̲k̲i̲l̲e̲r̲i̲n̲i̲ ̲s̲ın̲ır̲l̲a̲n̲d̲ır̲a̲c̲a̲k̲ ̲v̲e̲ ̲k̲ıs̲a̲c̲a̲ ̲h̲i̲çb̲i̲r̲ ̲m̲a̲k̲a̲m̲, ̲h̲i̲çb̲i̲r̲ ̲g̲e̲l̲e̲n̲e̲k̲ ̲v̲e̲ ̲h̲i̲çb̲i̲r̲ ̲h̲a̲k̲ ̲y̲o̲k̲t̲u̲r̲.

TÜRKLÜK GİBİ MAKAM DA YOK KAT DA YOK...

●●●

Tarihimizde önemli yere sahip Türkologlardan birisi olan Ziya Gökalp 'in bu eseriyle kendisini okumaya başlamış bulunuyorum ve tüm eserlerini bitirene kadar yolum var diyebilirim.

Savunduğu dil davasında belirttiği gibi (“her anlamın yalnız bir kelimesi olmalıdır”)  Türkçede sadeleşmeyi bu eserinde de kullandığını okurken çok rahat anladım.

Okurken çok rahat anladım ve kavradım.  Sözlük kullanmama gerek kalmadan sanki anlatılan gerek tarih sahnelerinden örnekleri gerek felsefik yaklaşımları çok rahat bir şekilde algıladım.
#82665159

Dil olarak gayet basit arındırılmış bir Türkçe olmasının yanı sıra
Gökalp 'in bir sevdiğim yânı da kullandığı üslubu oldu. Kendi düşüncesine sahip çıkarken diğer düşünceleri kırıp dökmeden nazik bir dille eleştirmiş. Kendine uymayan ve savunduğu fikre uymayan tarafları kibar bir şekilde belirtmiş ve kesinlikle hakaret şekline dökmemiş.

Karl Marx'ı eleştirirken sanki bir dostuna "ya arkadaşım sen de haklısın ama bir de şu açıdan düşün " der edasıyla eleştirmiş.

Başbuğ Mustafa Kemal'i övdüğü satırlara hayran kaldım ,aşık oldum diyebilirim. #82679835
#82679765
#83112449

Türkçülüğün ne demek olduğunu, gideceği ekonomik doktrinini ve asla Irkçılık olmadığını, İslamiyetten de ayrı bir kavram olmadığını çok güzel bir şekilde izah etmiş.
Medeniyet,kültür,hars,tehzip,tenasüplük,ulus,millet,ırk gibi terimlerin anlamına değinmiş ve açıklamış.
 
Ve en önemlisi Türkçülüğün olmazsa olmaz kıstası Turancılık.
Ve yazarımızın önemle belirttiği kendi milletinden olanlarla bir araya gelme arzusu sadece bize has değil.
Başta Almanlar da bu arzuya sahiptirler ve bu ülküleri sayesinde Fransız zulüm ve baskısından korunabiliyorlar.
Turan ne Alman dogması ne de altı boş bir ideadır. Turan Türk ve Türkçü olan herkesin fikirde ,harekette ve füturatta taşıması gereken en temel unsurdur.

Birisi Türkçüyüm dediği zaman iki ana kurala bakılır.
1-Soycu mu ? (Önce kendi milletim)
2-Turan ülküsü yolunda mı?

Buna istinaden benim de kendi fikrimce eklemek istediğim nacizane birkaç düşüncem var. Hem de sıkça sorulan
sorulara da bir cevap vermiş olabilirim zannımca.

1-Türkçülük ırkçılık mıdır?

•Yeni tanıştığımız bir insanla sohbeti ilerlettikçe bu durumdan keyif almış iseniz "benim sana kanım ısındı" dersiniz. Bu kelimeyi kullanırken onu kendi kanınızdanmış gibi gördüğünüzü belirtirsiniz aslında.

•Yaralı müdahelesi yapılırken ilk önce en yakınınızdan başlarsınız. Bu adil olmadığınızı değil "diğer yaralıya müdahele ederken aklınız yine kendi yakınınızda olacağı için doğru bir müdahele şekli olmayacağını" gösterir.

•Sınıfa girince kimin yanına oturursunuz? "En yakın arkadaşınızın. Ama toplu bir etkinlikte veyahut da acil durumlarda sınıfında en anlaşamadığın insanla bile bir araya gelirsin. Sırf seni sevmiyor diye sınıfı terk etmezsin ya da onu sınıftan atmazsın.

•Çocuk ölümlerine üzülmeyen yoktur. Hani der ya şair " Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim. - " ama ya bir de kendi çocuğumuzu toprağa versek...
Çocuk ölümlerine beş gün üzülüyorsak kendi çocuğumuzun ölümüne bir ömür üzülürüz.

Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne der:
Yurtta sulh, cihanda sulh.

Ayetin tamamını almayıp da koca sûreyi yanlış anlamlara çarpıtıp
Kuran tefsirleyenler gibi bu sözün sulh kelimesini alıp cümleyi bir kenara  tamamen atan hem cümleyi anlamamıştır. Hem de Başbuğ' un adını kullanarak onun sözünü çarpıtmış olur.

Önce kendi yurdun kurtulacak sonra tüm cihana yöneleceksin!!!

Şimdi evde bir temizlik yapıyorsun sıralaman nasıl olur ?
 
 -İçten dışarıya.

Çünkü neden? Dışarıdan başladığın zaman geri dışarıdaki pislik evin içine gelecek. E bu sefer de yaptığın temizliğin bir anlamı kalmayacak. Emeğin boşa gidecek o kadar su sabun harcadın israff..

Yani en son banyo, tuvalet ve kapı önü temizlenir.




2- Ekonomik doktrin ne olacak?

Her şeyden önce fikir savunuculuğu para için yapılmaz.
"Milli ekonomi ticari bir spekülasyon aracı değil, ilmi bir ekoldür. Milli ekonomi bilimi her yerde, milli idealden önce değil, sonra doğar. " der yazarımız.

Ya şimdi fakirlikten devrimci oldum mantığı gibi bir cevap vermemi beklemeyin. Hadi her şeyi geçtim çok sevdiğim Türkçü yazar Caner Kara 'nın Ötüken Youtube kanalında bir videosunda bahsettiği örnekle cevap vericem.

-  "Gittiğiniz mevlitlerde zikir çekerken her zikir bana maaş olarak dönüyor mantığı ile mi çekiyorsunuz?"
- Hayır.

"Zikir çekerken bunun ekonomik doktrini var mı acaba diye düşünüyor musunuz?"

-Hayır.

Bence yeterli bir cevap.

Uyacağınız üç ana prensip :

-Türk Milleti
-İslam Ümmeti
-Batı Medeniyeti

Bu kavramları yeterince anladığınız zaman işin para boyutunu da çözersiniz.



_______________________________________


Sözü fazla uzatmadan mutlaka okumalısınız. Her Türkün ve Türkçünün kılavuz kitaplarından biri olarak bu elinizin altında  bulunmalı mutlaka.
170 syf.
·10/10 puan
Kitap bir çok şey hakkında bakış açısı ve fikir verebiliyor okuyuculara. O dönem hakkında fikirler edinirken, gereksiz arap özentiliği ile dilimize ne kadar zarar verdiklerini bir kez daha görüyoruz. Türkler her zaman, devletin adı ne olursa olsun, ahlakı yüksek olan bir millet oldular. Ama o dönemde büyük bir eksiklik vardı ki o da vatani ahlaktı. Hepimiz tarih boyunca ve günümüzde ne kadar fazla düşmanımız olduğunu biliriz. En büyük dayanağımız vatani ahlak olması gerek. Bu Osmanlının en büyük eksikliğiydi. Muhtemelen son eksiliği de bu oldu. Çünkü ne medeni ahlak ne de başka bir şey o imparatorluğu kurtarmayacaktı. Bu kitabın bize öğrettiği ve gösterdiği en iyi şey, kurtuluşun her daim Türkçülükte olduğu. Çöküş zamanı da öyleydi, şimdi de öyle.
Ayrıca Türkçülüğü sadece diğer ırkları küçümsemek olduğunu, o yüzden Türkçüleri aşağılayan hatta onlara bölücü gözüyle bakan ahmakların da bu kitaptan öğrenecek çok şeyi var demektir. Çünkü Türkçülük, bu kitabın da dediği gibi, sadece ülkenin gelişmesini, çağdaşlaşmasını ama töresinden, ahlakından ve dininden kopmamasını hedefler, uzaklaştığı Türklüğüne dönemin el verdiğince geri dönmesi gerektiğini söyler. Bundan masum ne var? Tüm ön yargılar bir kenara farklı milletleri özenmeyi bırakıp Türkçülüğü tanıyın, kurtuluş için umut olduğunuzun farkına varın, çünkü Ziya Gökalp'in de dediği gibi: "Ey, bugünün Türk genci! Bütün bu işlerin yapılması, yüzyıllardır seni bekliyor."
254 syf.
·10 günde·10/10 puan
Ziya Gökalp'in 1924'te ilk baskısını çıkardığı bu eser onun en tanınmış yapıtıdır. Türkçülüğün tarihinden başlayarak Türklüğün tanımı dil, din, halk, tarih, kültür, medeniyet, mefkure gibi konularda bilgi vermiş bu eser iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkçülüğün mahiyeti, ikinci bölümde Türkçülüğün programı anlatılmıştır. Eserde tamzimattan beri dağınık olan Türkçülük çalışmalarını sistemleştirmiştir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
88 syf.
·17 günde·7/10 puan
Türk kimliği , yeni Türk devleti ve dış Türkler ile ilgili güzel tespitler ve önerilerin olduğu bir eser. Türkçülüğün Esaslarina takviye diyebiliriz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
160 syf.
·2 günde·7/10 puan
Ziya GÖKALP Ulu Önder Ataturk un fikirlerinin babası dediği şahsiyettir. Çınaraltı yazılarını okurken yeni Türkiye deki birçok reformun Ziya Gokalpin düşüncelerinden oluştuğunu göreceksiniz. Mesela Soyadı kanunu elimdeki kitabın 43. sayfasinda mevcut. Muhtemelen bundan 4 sene sonra da yürürlüğe girmiş. Eski Türklerde soyadi varmis ama biraz farkli soyadı önde gelirmiş. Şu an soydaslarimiz olan Macarlardada halen öyledir. Fazla spoiler vermeyelim tadı kaçmasın :)

Ayrcia sorunlarla beraber çözüm yolları da çok güzel işlenmiş. Mesela beni en çok etkileyen ekonomi alanındaki makalesi oldu. Biz Türkler teşkilatçı bir milletiz bunu askeri ve siyasi alanda başardık ama iktisat alanında başaramadık. Orada başı çekenler oldu ama bu alanda olmadı. Davasına inanan bu alanda biri çıksaydı durum farklı olurdu. Bu yüzyılda güçlü devlet olmanın yolu güçlü ekonomiden geçer. Yazık biz bunu geç anladık!


Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
240 syf.
·1 günde·8/10 puan
Altın ışık masal ve şiirlerden oluşan bir kitap. Ziya Gökalp yeni Türk devletinin yolunu çizerken sadece yetişkinleri değil çocukları da düşünmüş. Küçük Prens ve Küçük Kara balık kadar etkileyici ve öğreticiydi. Bu kadar az bilinmesine şaşırdım doğrusu. Gayet akıcı ve sade. Çocuklarınıza okumanız ve okutmanız dileğiyle.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
Talya
Talya Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak'ı inceledi.
78 syf.
·2 günde·10/10 puan
”Türkçülük öyle şerefli bir bayraktır ki bu bayrağı vatanın her köşesinde durmadan dalgalandırmak her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.” (Mustafa Kemal Atatürk)

"İslamiyeti ele alıp Türklüğü inkar etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir."

Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi yazarımız bu üç kavramı, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlşamak, irdelemiş ve kitabında 11 başlıkla açıklamaya çalışmış. Ziya Gökalp İslamcılık ve Osmanlıcılık fikirlerine karşıydı, sebebini ise kendisi şu sözlerle açıklamış:
“Millet, ne ırkî, ne kavmî, ne coğrafî, ne siyasî ne de iradî bir zümredir. Millet, dilce, dince, ahlâkça ve güzellik duygusu bakımından müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir topluluktur...”

Ziya Gökalp, Türkçülüğü savunurken dil, din, ırk ayrımı yapıp kin gütmemiştir. Türkçülüğü savunurken de İslamiyeti dışlamamıştır.

Gelenek ve kurallara çok değinen yazarımız "Gelenekler, bir milletin ruhunu, kurallar ise bedenini teşkil eder." demiştir ve "Dayanma noktasını gelenekselci bir millet ruhunda, kuralcı bir millet gövdesinde arar. Birincisi tarihi bir hürriyet, ikincisi coğrafi bir esaret içinden yaşar." vurgusunu yaparak bizim gelenekçi değil de kuralcı oluşumuza değinmiş ve aslında yüceliğin gelenekselcilikte olduğunu söylüyor. Öyle ki Balkanlarda olan yenilgimizin sebebini kuralcı oluşumuza bağlıyor. O sebepten muhafazakarlık ve yenileşme yollarının ikisinin de çıkmaz olduğunu savunarak kendi içimize, kendi geleneklerimize dönmemiz gerektiğini savunuyor.

Edebiyatımızın kaynaklarını halkın koşmalarında, masallarında, destanlarında aramalıyız diyerek gelenekselciliğe değiniyor. "Milli veznimiz parmak usulüdür. Milli dilimiz yalnız Türk sarfına tabi olandır. Dilimizdeki yabancı kelimeleri atmalıyız." Dilimizde ve edebiyatımızda Türk geleneklerimizin başlarına dönüp aslımızı bulmamız gerektiğini savunuyor. Töre, yasa, hukuk, mimari, musiki, ressamlık gibi bütün her şeyde Türklüğün özüne, geleneklerine inmemiz gerektiğini söylüyor. Tarih öncesine kadar uzanıp, geleneklerimizi gün yüzüne çıkarıp yaşatmamız gerekiyor.

Bunları söylerken bir bütünün ayrılmaz parçası olarak gördüğü islamın da araştırılmasını ve bizim islamiyeti ne zaman seçtiğimizi, ne yollarda, nasıl kabul ettiğimizi, kelamını, tasavvufun, fıkhın tarihlerini bilmemiz gerektiğine de vurgu yapmış. Yani Türk geleneklerini ve islami geleneklerimizi araştırıp, köklerine inmemizi ve Batı'ya değil kendi özümüze yaslanmamız gerektiğine vurgu yapmış.

İnsaniyetin, yalnız kültür zümreleri içinde kendini göstereceğine inanıyor.

Ziya Gökalp düşüncelerini aktarırken Durkheim' den de etkilenmiş olduğunu vermiş olduğu örneklerle gösteriyor.

Milliyet düşüncesinin henüz içimizde olmadığı zamanlarda "Türkler anlayışsız, Kürtler rezil" gibi söylemler vardı. Ve bu düşünce bizi rahatsız etmiyordu. Fakat son asırda milliyet duygusu büyük bir nüfuz kazandıktan sonra Türkün gayrı olan kavimler bu hakaretlere tahammül edememeye başladı.

Ziya Gökalp'e göre bir gayenin kuvvetlenmesi için iki hissin yardımına ihtiyaç vardır. Bunlardan birisi milli muhabbettir ki milli övünmelerle halk geleneklerinden doğar. İkincisi milli kindir ki herhangi bir monarşi ve despotluğa karşı öfke ve düşmanlık uyandırmakla hasıl olur.

Bazı kesimler Osmanlı kavimlerinin hepsinde milliyet duygusunu yerinde ve haklı gördükleri halde Türkleri istisna ediyorlardı. Sebebi ise Türklerin zaten kendilerine ait yurtta yaşamalarıymış. Yani Türkler kendi mevkiilerinde bulundukları için herhangi bir hak talebinde bulunamazlar. Ziya Gökalp buraya da bir açıklama getiriyor: "Osmanlı Devleti bir Türk devleti demiş olsalardı belki haklı olurlardı. Fakat bu devletin Osmanlı Devleti olduğu belli ve Türk Kanuni Esasisi ile idare edilmediği için Türklerin siyasi olarak diğer kavimlerden hiçbir farkı yoktur. O halde diğer kavimler gibi Türklerin de milli bir vicdana, milli teşkilata muhtaç olduğunu inkar etmemek lazım."

Türkçülüğü yanlış anlayanlar, Türkçülüğü İslamcılığa muhalefetle itham ettiler. Oysa Türkçülüğün gayesi çağdaş bir İslam Türklüğüdür.


Ziya Gökalp Türkçülüğü İslamiyetten ayırmamış ve " Türkçülerin millet mefkuresi Türklükse, ümmet mefkuresi de İslamlıktır" diyerek Türkçülerin ayrıca bir ümmet programları olması gerektiğini söylemiş ve bunu beş madde ile sıralamış.

"Türkçülüğün gayesi bir Türk kültürü yaratmaktır. Türk Almanlaştıkça, Fransızlaştıkça, Ruslaştıkça parçalanır, fakat Türkleştikçe kuvvetlenir." O sebepten Ziya Gökalp İstanbul dilinin milli dil olmasını savunuyor.


Dilimizin önemine de sürekli değinen Ziya Gökalp: "Tanzimat ruhu, Meşruiyetle halka kullanmaya hazırlamadığı bir hakimiyeti verdiği halde pekala kullandığı lisanı vermiyordu." diyerek dile vurgu yapmıştır.

Kitap dolu dolu ama içindeki yabancı olduğum kelimelerden ötürü hemen bitiremedim.
Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Daha fazla uzatmadan" Kitapla kalın" diyorum ve iyi okumalar diliyorum :)
184 syf.
·15 günde·5/10 puan
Mustafa Kemal Ataturkun fikirlerimi babasi dedigi Ziya Gökalp in daha önce tanin ve halka doğru gazetelerinde yayinlasmis şiirlerden oluşan bir eser.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
254 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Öncelikle kitapla ilgili ön yargılı olan varsa, bunları bir kenara bıraksın. Şahsi düşüncem odur ki; her Türk gencinin, vatandaşının Nutukla beraber okuması gereken harika bir eser. Bu nadide eseri bizlere armağan eden değerli yazarımız Ziya Gökalp'i minnetle anıyorum, mekânı cennet olsun.

Türkçülüğü şöyle tanımlıyor Ziya Gökalp kitabında; Türkçülük, Türk ulusunu yükseltmek demektir. Türkçülük, siyasi bir parti değildir, ilmi ve felsefi bir mekteptir diyor, yani bir araçtır. Bir kültür ve yenilik yoludur.

Kitap, sosyolojik bir araştırma örneği. Sosyoloji bölümünde okuyan arkadaşlara da hocaları tarafından muhtemelen önerilmiştir. Türk toplumunu aile, ahlâkî, ilmî, dini ve sosyo-ekonomik bütün yönleriyle ele almış, olması gereken ve olmaması gerekenleri tane tane oldukça net bir şekilde ifade etmiştir. Bunun yanı sıra kadının, Türk toplumundaki yeri ve öneminden, meslek ahlâkı, yurt ahlâkı gibi müthiş derecede önem arz eden konulara ustalıkla değinmiştir.

Türkler her zaman devletin adı ne olursa olsun, ahlâkı yüksek olan bir millet oldular. Bizim en büyük dayanağımız da her zaman için yurt ahlâkımız oldu, yurda bağlılığımız oldu. Kitap bu konuyu okuyucuya çok güzel bir şekilde aşılıyor.
Farklı milletlere özenmeyi bırakıp, Türkçülüğü tanımamız gerekiyor değerli okurlar. Toplum olarakta, millet olarakta özenilecek tarafın her daim biz olması gerekiyor. Her şey mevcut bunun için (ekonomi hariç). Kutsal bir dinimiz, cennet bir vatanımız, harika bir dilimiz, zengin bir kültürümüz... bunların hepsi bizim ve sahip çıkmalıyız bunlara. Unutmayalım aynı geminin yolcusuyuz. Türkçü olmak bunu savunmak ırkçılık değildir. Ve bir kez daha;
Ne Mutlu Türküm Diyene!

Yazarın biyografisi

Adı:
Ziya Gökalp
Tam adı:
Mehmet Ziya Gökalp
Unvan:
Türk Toplumbilimci, Yazar, Şair ve Siyasetçi
Doğum:
Çermik, 23 Mart 1875
Ölüm:
İstanbul, 25 Ekim 1924
Mehmet Ziya Gökalp, yapıtları ve görüşleriyle Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplumbilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebusanda ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilliği yapmıştır. "Türk millîyetçiliğinin babası" olarak da anılır.rnrnZiya Gökalp 23 Mart 1876da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Beyin oğlu olarak Diyarbakır Çermikte dünyaya geldi. Annesi Zeliha Hanım’dır. 16. yüzyıla kadar Araplar ve Farslar egemenliğinde olan Diyabakır sonradan Türk, Kürt ve Ermeni toplulukların millî çekişmeleri ile şekillenmiştir. Bu kültürel ortamın onun millî benliğine etki ettiği öne sürülmüştür. Sonraları, siyasi düşmanları onun Kürt kökenli olduğunu öne sürdüğünde, Gökalp, babası tarafından Türk ırkına sahip olduğundan emin olduğunu ama aslında bunun önemsiz olduğunu belirtmiştir. "Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır". Bazı tarihçiler buna rağmen onu Kürt asıllı olarak tanımlamışlardır.rnrnEğitimine doğduğu yer olan Diyarbarkır’da başladı. 1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye (Askeri Lise) girdi; özgürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti.1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den geleneksel İslam ilimleri ile ilgili ders almaya başladı. Öğrenimine İstanbul’da devam etmek istediyse de bu imkânı bulamayınca 1891’de Diyarbakır’da İdadi Mülkiye’nin(Sivil Lise) ikinci sınıfına kaydoldu. Son sınıfta öğrenci iken “Padişahım Çok Yaşa” yerine “Milletim Çok Yaşa” diye bağırması, hakkında soruşturma açılmasına yol açtı. O sırada okul süresinin beş yıldan yedi yıla çıkması üzerine 1894’te okuldan ayrıldı.rnrnLiseden ayrıldıktan sonra amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı. Tasavvufla ilgilendi. Fransızca öğrenmeye başladı. Diyarbakır’daki kolera salgını nedeniyle bu şehirde görevlendirilen Doktor Abdullah Cevdet Bey ile tanıştı, fikirlerinden etkilendi. Ekonomik sıkıntılar yüzünden öğrenimine devam etmek için İstanbul’a gidememesi, ailesinin evlenmesi için baskı yapması gibi nedenler 18 yaşındaki Mehmet Ziya’yı intihara sürükledi. İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma da gösterilmektedir. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Abdullah Cevdet Bey ve Diyarbakır’da bulunan genç bir Rus operatördü. İntihar girişiminden sonra kendisini tekrar okumaya verdi. Özgürlüğe düşman olanlara çatan pek çok şiir yazdı.rnrn1896da , Erzincan Askeri Lisesi’nde öğrenci olan kardeşi Nihat sayesinde Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbula giden Gökalp, ücretsiz olduğu için Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için gayret gösterdi; İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile görüştü. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı.rnrnSerbest bırakıldıktan sonra 1900de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. Yüksek öğrenimini tamamlayamayan Mehmet Ziya’nın Diyarbakır’daki amcası ölmüş ve kızı Vecihe ile evlenmesini vasiyet etmişti. Amcasının vasiyetini yerine getirmiş ve Vecihe Hanım ile evliliğinden bir oğlu (Sedat), 3 kızı (Seniha, Hürriyet, Türkan) olmuştur.rnrn1908e kadar Diyarbakırda küçük memuriyetler yaptı. Eşinin mal varlığıyla rahat bir yaşam sürdürürken el altından hürriyet çalışmalarını yürüttü. O dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşanın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.rnrnDoğu ile Batı arasında ki kilit bağlantı noktalarından olan Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerinde karışmasına neden oldu. Onlarında saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğindeki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır.rnrn1904- 1908 arasında Diyarbakır Gazetesi’nde şiir ve yazılarını yayımladı. İbrahim Paşa’nın halka yaptığı zulümleri "Şaki İbrahim Destanı" adlı yapıtında anlattı.rnrnII. Meşrutiyetten sonrarnrnII. Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakkinin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı.rnrnMehmet Ziya, 1909da Selanikte toplanan İttihat ve Terakki Kongresine Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalıştı. Lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurtarak bu disiplinin okullarımıza girmesini sağladı. İttihat ve Terakki Selanik Şubesi’ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Ziya Bey, çevresindeki gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlarla Selanik’te yayımlanan felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Bey, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı’nı 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde yayımladı.rnrn1912de Derneğin merkezi İstanbul’a taşınınca, Ziya Gökalp de İstanbul’a geldi, Cerrahpaşa semtine yerleşti. Mart ayında Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusana seçildi. Meclis dört ay sonra kapatılınca Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi oldu. Kurumda onun eğitimle ilgili görüşleri kabul gördü; Darülfünun ve Eğitim Fakültesi’nde ders programları, okutulacak kitaplar onun önerileri doğrultusunda kararlaştırıldı. 1913 ve 1914 yıllarında kendisine önerilen Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmedi, üniversitedeki görevini sürdürdü. 1915’te İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe bölümünde İctiamiyyat müderrisi (Sosyoloji Hocası) olarak atandı. İstanbul Üniversitesi’ndeki ilk sosyoloji profesörü idi, üniversitelerimize toplumbilim onun sayesinde girdi.rnrnDüşüncelerini Türkçülük etrafında şekillendiren Mehmet Ziya Bey, İstanbul’a gelir gelmez Türk Ocağının kurucuları arasında yer almıştı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmuada yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı başlarına kadar Türk Yurdu dergisinin yönetim kurulunda kaldı, derginin her sayısın bir şiir bir de yazı verdi. Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak başlıklı yazı dizisinde önemli konular yer verdi. Sonraki yıllarda Yeni Mecmua’yı çıkardı.rnrnZiya Gökalp, bir yandan da eser vermeyi sürdürüyordu. 1914’te "Kızıl Elma"; 1918’de ise Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" adlı eseri ile "Yeni Hayat" isimli şiir kitabını yayımladı.rnSon yıllarırnrnI. Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919da üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklandı; dört ay Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu kaldıktan sonra Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukatele(karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur. Yargılama sonucu diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp, orada arkadaşlarına toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Malta sürgünlüğü dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Limni ve Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır; sözkonusu kitap Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki tek eserdir.rnrnZiya Gökalp, 2 yıllık sürgün döneminden sonra İstanbul’a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Bir ay kadar Ankara’da yaşadıktan sonra ailesiyle Diyarbakıra gitti, Ahmet Ağaoğlu’nun desteğiyle Küçük Mecmuayı çıkardı, yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi.rnrn1923te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığına atandı, Ankaraya gitti. Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünlü esrini yayımladı. Ağustos’ta İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisine Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. Ankara’ya yerleşen Ziya Gökalp, kültürel ve düşünsel çalışmalarına hiç ara vermdi;e dünya klasiklerinin dilimize çevrilip yayımlanması ile uğraştı. 1924te kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbulda 25 Eylül 1924 günü hayatını kaybetti. Sultanahmet’teki II. Mahmut Türbesi haziresine defnedildi.rnGörüşlerirnrnOsmanlı Devletinin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batıdan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batının teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.rnrnToplumsal modeli, Emile Durkheimin teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temel

Yazar istatistikleri

  • 1.097 okur beğendi.
  • 8,9bin okur okudu.
  • 203 okur okuyor.
  • 4.107 okur okuyacak.
  • 122 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları