Mehmet Rauf

Mehmet Rauf

7.6/10
1.046 Kişi
·
4.988
Okunma
·
286
Beğeni
·
9.613
Gösterim
Adı:
Mehmet Rauf
Tam adı:
Mehmed Rauf
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
İstanbul, 12 Ağustos 1875
Ölüm:
İstanbul, 23 Aralık 1931
Mehmed Rauf Servetifünun romancılarından, 1875 yılında doğdu, 1931 yılında İstanbul'da öldü. Bahriye Mektebi'ni bitirdi (1893), deniz subayı oldu, staj için Girit'e (1894), Kiel kanalının açılış töreninde bulunmak üzere Almanya'ya (1895) gönderildi, dönüşte İstanbul'da Tarabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. 1908'den sonra bahriye'den ayrıldı, hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. Cumhuriyet devrinde kadın dergileri çıkardı, ticaretli uğraştı. On altı yaşındayken yazdığı Düşmüş adlı hikayesini İzmir'e, Halit Ziya'ya göndermiş, Halit Ziya da Hizmet gazetesinde basmıştı, daha sonra İstanbul'da Mektep dergisinde yazıları çıktı. Halit Ziya, Cenap Şehabettin, Hüseyin Cahit'le böylece önceden tanışan Mehmed Rauf, sanatının en başarılı eserini Eylül romanıyla verdi; psikolojik roman örneği olan Eylül'de olduğu gibi öteki eserlerinde de özellikle aşk maceralarını konu yaptı. Romanları: Eylül (1901), Genç Kız Kalbi (1925), Böğütlen (1926), Define (1927), Son Yıldız (1927), Kan Damlası (1928), Halâs (1929) Hikâye Kitapları: İhtizar (Cançekişme, 1909), Âşıknâme (1909), Son Emel (1913), Hanımlar Arasında (1914), Bir Aşkın Tarihi (1915), Üç Hikâye (1919), İlk Temas İlk Zevk (1923), Aşk Kadını (1923), Eski Aşk Geceeri (1924) Mensur Şiir: Siyah İnciler (1901, 1925) Oyunlar: Ferdi ve Şürekâsı (1909, filme de alındı: 1917), Cidal (Kavga, 1911), Sansar (1920), Ceriha (Yara, 1927)
"Ama nasıl yaşıyorlar yarabbim.Sevmeden, sevilmeden nasıl yaşanıyor?"
Bir gün kendisinin de ölme ihtimalini...Dünyada üç saniyelik bir misafir olduğunu, bu misfirliğin böyle dertli ve acı şeylerle berbat edilmesinin ne kadar yazık ve zahmete değmez sıkıntıları bulunduğunu düşündü...
"Biliyor musun, sen de, sen de onlardansın.Bense bir şey zannetmiştim..."
"İnsan gariptir..."
Mehmet Rauf
Sayfa 147 - Tutku Yayınevi, 4. Basım
Herkes, her şey ve herkes hakkında kendisinin düşüncelerine ve bilgilerine göre anlam veriyor.
Ah insanlar, şu insan kalbi… Yüzbin manalı bir muamma… İçinden çıkmak mümkün değil…
Günümüze kadar gelmiş psikolojik bir başyapıt.Eserin ilk başları biraz ağır olsada Suad'ın aşkı, suçluluk duygusu ,bunalımları ve vicdan muhassebesini yaptığı güzel bir eser...
Eylül ,ismi gibi hazin bir yasak aşkın romanı...
İlk psikolojik romanımız olan Eylül kitabının yazarı olarak bilinen Mehmet Rauf'tan başka bir psikolojik eser: Böğürtlen

1925 yılında yazılan bu eserle 1900'de yayımlanan Eylül romanının benzer yönleri var elbet. Psikolojik unsurların bu eserde de yer alması, olaydan çok duygu ve düşüncelerin yer kaplaması, isminin bir teşbihten yola çıkması ve tabi ki aşkın bir insan hayatına etkisi...

Eylül eserinin adı, insan hayatındaki sonbaharı, yaşamımızın orta yaş yıllarını temsil etmekteydi. Bu eserde ise böğürtlen ismi, bir insana yapılan benzetmeden kaynaklanıyor. Bu benzetmeyi de doğrudan yazarın kaleminden aktarayım:
"Özenle toplanıp, törenle sofrada sunulan turfanda çileğe, ben böğürtleni tercih ederim. Evet, çilek daha parlaktır, daha gösterişlidir, ama ne yapayım ki pek boldur, istenirse yetiştirilir. Oysa bir çitin en uzak bir köşesinde yetişmiş nazlı, gururlu, yüksek bir böğürtleni düşününüz. İşte, Müjgan Hanım'ın kişiliğini ben böyle tanımlıyorum." (sayfa 38)

Romanın konusu basit gelebilir. Zengin ve keyif adamı olan Pertev Bey, Müjgan'ın duru, sade duruşuna, gösterişsiz yaşam tarzına hayran kalır. Bu hayranlık görür görmez ortaya çıkar. Müjgan'ın bu aşka karşılık vermeyişi ile Pertev'in aşkı iyice büyür.Yazarımız Eylül'den yıllar sonra yazdığı bu eserindeki başarısını da psikolojik tahlillere borçlu bana göre. Konu olarak sıradan olan eser, Pertev'in uzun düşünceleri ile farklı bir hâle dönüşüp kendini okutmayı başarıyor. Buradaki tahlillerin uzun uzadıya değil, tadında kaldığını söyleyebilirim.

"Oysa, soğukkanlı düşünmek , söylenmiş sözleri uzun uzun tartmak, biçmek ve bunların gerçek anlamlarını göz önünde tutup ona göre bir davranış biçimi seçmek, elbet de daha akla uygun olurdu." derken Mehmet Rauf, anlatım tarzını da anlatıyor aslında. Karakterlerini konuşturmadan önce ve sonra düşündürtüyor, onları anlatıyor bize. Uzun uzun psikoljik tahlillerden sıkılırız belki kitap okurken; ama hayatımız da gerçekte öyle değil midir? Yaşamımızda küçük ama bizim için önemli bir olaydan önce (özellikle aşk konusunda) günlerce, aylarca düşünürüz, beynimizde büyük bir inşa çalışması yaparız. Hayatımızdaki birkaç dakikalık bu olaydan sonra yine düşünmeler başlar, pişmanlık, mutluluk, hüzün, sevinç, değerlendirme cümleleri zihnimizde ve kalbimizde cirit atar. Olaydan çok bu unsurlara yer verdiği için okuduğum iki Mehmet Rauf kitabı da hoşuma gitti benim...

Aşk içimize bir şekilde gelir ve ne yaparsak yapalım, saçma ve mantıksız olduğunu bilsek de içimizde bu aşkı bitiremeyiz. Yıllar öncesinde bunu başarıyla dile getiren yazarımızın kaleminden -sonu biraz oldu bittiye gelse de- eserini zevkle okudum. Bu düşüncelerle kitabı okurken aklıma gelip dilime takılan şarkıyı da incelememin sonunda paylaşayım. Ki bir incelemede paylaştığım ilk şarkım olsun bu da... İyi dinlemeler ve okumalar...
https://m.youtube.com/watch?v=UdraRRoY9iA
İlk okuduğum psikolojik romandı Eylül fakat kitaplığımın en şansız kitabıydı aynı zamanda da. Kitaplığıma 2011 yılında öğretmenim tarafından katılmış bu kitabı şimdi okuduğumu duysa bakışlarını tahmin edebiliyorum ama ne bileyim sırası, zamanı gelmemiş sanırım gerçi şanssız kitabım benim elimdeyken bile bir çırpıda okuyamadım ki seni elimde sen aklımda şiir dizeleri olarak okudum seni affet beni Mehmet Rauf yanlış zamanda aldım elime seni =)
Kitaba gelirsek bir daha incelemeleri okuyamayacağım tüm spoileri aldığım için acaba bu ne zaman olacak şu olay hangi sayfada derken kendimi olaylara kaptıramadım bir türlü... Evet keyif aldığım sayfalar oldu ve birazcık sıkıldığım bölümler ama okuduğum içşn pişman mıyım hayır, hatta elimdeki kitap kapağı sitedeki ile aynı olsatdı daha önce bile okuyabilirdim. Neyse size keyifli okumalar bana da şiirlere koşma zamanı =)
Kitap için çevremdekiler sıkıcı olduğunu ve sadece ilk psikolojik roman olduğu için okunduğunu söylemişlerdi.Bu yüzden kitabı elime alırken biraz endişeliydim acaba yarım mı bırakacağım, çok mu sıkıcıdır diye.Ama öyle olmadı.Yani tabii her kitapta olduğu gibi bu kitapta da sıkıcı bölümler vardı ama, kitabın bitişi o kadar muhteşemdi ki diğer bölümleri sildi attı!

Suad ile Necib'in arasındaki o aşk, o tutku o kadar güzeldi ki Süreyya'ya hiç acıyamadım.Hacer'den ve Fatin'den aldığım gıcığı kelimelerle anlatmak pek mümkün değil..

Son olarak kitap kesinlikle müthişti.Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Eylül ilk olarak 1900 yılında, Servet-i Fünun dergisinde hikâye olarak yayımlanmış ve gelişen zaman süreçte büyük beğeni toplaması neticesinde, 1901 yılında kitap haline getirilerek Türk edebiyatı klasik romanları arasında kendisine pay edinmiştir.

Etkin olduğu koşullar ile günümüz koşulları arasında ki farklılıklara rağmen, Eylül hala okunabilirliğini muhafaza etmektedir. Çünkü Eylül, simgesel olarak yasak bir aşka konukseverlik yapmış olsa da, saf ve tertemiz bir aşka timsaldir. Bir aşk düşünün ki bedensel arzularla kirletilmemiş olsun! Bir aşk düşünün ki sadece gözlerdeki bakışlarda yaşansın. O bakışlar ki bütün varlığınıza tesir edip, ruhunuzu etkisi altına alsın...

Eylül, baharın sonlanması ile gelen kışın habercisi. Ya da şairlerin dizelerinde yansıttıkları gibi, keder ve ayrılığın ardından dile gelen hazan yağmurları. Nasıl ki yaprakların ağaçlara vedasının, ayrılan sevgililerin ardından dökülen gözyaşlarına benzetilmesi gibi... Boşuna mı hayıflanır insanoğlu, gelen kış mevsimini yansıtan o soğuk havaların dem vurmasıyla, geçen yaz günlerinin geçtiğini anladığı zaman.

Kurguda da Suat'a hayatının bu çağı, ömrünün, kadınlığının Eylül'ü gibi gelmektedir. Süreyya ile evli olan Suat'ın hayatında bir şeyler eksiktir. Belki de son zamanlarda Süreyya'nın vurdumduymaz tavırlarıdır, kendisini değersiz ve önemsiz hissetmesini sağlayan. Kim bilir... Ne yazık ki çiftler arasında paylaşım azalınca ilişkilerin ortak resmidir duygusal sadakatsizlikler. Aradığı ilgiyi yasak ilişkide bulan Suat, mantığı ve hisleri arasında sıkışıp kalır. Bir okur olarak Suat'ın yerinde olmak istemezdim. Her ne kadar vâki olanda hayır var, deseler de zordur seçim yapmak. Birine gitme, kal derken, diğerini yolcu etmek. Birini seçerken, diğerinden vazgeçmek...

Yazar, kitapta kişilik analizlerini derinlemesine irdelediğinden dolayı anlatım okuru biraz sıkabilir. Ama yazıldığı dönemi baz alırsak, yazarın neden kahramanlarının ruh hallerine ayrıntıyla değindiğini anlamamız mümkün olacaktır. Bana günümüz hayat koşullarında bile, hâlâ gözlerde yaşanan aşk var mı, dedirten Eylül'ü mutlaka okumalısınız...
İlk Psikolojik romanımızdır diyerek giriş yapayım. Sonra da nasıl okumaya başladığıma değineyim;
Bir süre önce üniversite de Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyan biriyle tanıştım. Kitaplar üzerine sohbet ederken derslerinde hocalarının söylediği kitapları okuduklarını ve ders esnasında incelediklerinden filan bahsetti. İstersen derse sende katıl demesi üzerine aklımda yokken Eylül romanını okumaya başladım ve sonrasında derse katıldım. Kitap da kaçırdığım ayrıntıları filan fark ettim. Yakın çevrem pek kitap olmadığı için başkalarının konu ve karakterler üzerinde neler hissettiklerini filan söylemeleri hoşuma gitti. Romanı okurken İlk başlarda biraz zorlansam da sonradan konusunu beni içine çekti. Necip karakterine hayran kaldım.

Kitabın konusuna gelirsek;
Babasının bağ evinde yaşamayı sevmeyen Süreyya ile eşi Suad denize bakan bir yalı tutup oraya yerleşirler. Akrabaları olan Necip ise ziyaretleri sırasında Suad’a âşık olur. Suad ise kocasına sadık olmasına rağmen zamanla Necip’e karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Ve hikâyemiz böylece ilerlemeye başlar…
Süreyya bu aşkı öğrenecek mi?
Necip ve Suad birbirlerine kavuşabilecek mi?
Onları mutlu bir son mu bekliyor?

Servet-i Fünun da sanat için sanat anlayışı olduğundan dolayı genellikle iç çatışmaların, ruhsal çözümlerin konu olduğunu görüyoruz. Halit Ziya’dan etkilenmiş olmalı ki Mehmet Rauf bu romanında yasak bir aşkı anlatmış.

Necip kendi ile çatışmalar içindedir. Yalnızdır, Sevilmeye ihtiyacı vardır. Ruhsal sıkıntılar çekmektedir. Düşüncelerinde zıtlıklar vardır. Suad’a âşık olması fakat Suad’ın evli olması yüzünden beslediği bu duygulardan dolayı kendinden iğrenmektedir. Sürekli kaçmak ister ama bir türlü uzaklaşamaz. Ondan uzaklaştığı an acı çekmeye başlar. Birçok evli kadının namussuz olduğunu gördüğü için güven duygusu zedelenmiştir. Bu yüzden Suad’ın Süreyya’ya ne kadar sadık olduğunu gördükçe ona olan hayranlığı artar. Evlenmeye karşıdır fakat bazen bu konuda zaafa düşmektedir.

Süreyya babasının zıttı olarak otoriter olmayan bir adam. Bağ evini sevmez, denize bakan bir yalıda yaşamak ister, yalnız kalmayı tercih eder. Karısını mutlu etmeyi çok ister. Süreyya karakteri roman ilerledikçe ne kadar güçsüzleştirilmişse, Suad karakteri de sadakatinden dolayı bir o kadar yükseltilmiş.

Suad ise kocasına karşı çekingen bir karakterdir. İçinden geçirdiği şeyleri kesinlikle ona söyleyemez. Ne derse onu yapar. Necip’in gözünden baktığımızda eşine son derece sadık ve onunla mutlu olduğunu görüyoruz.

Süreyya’nın Otoriter babası kızı Hacer’i görücü usulü Fatin ile evlendirmiştir. Oysa Hacer onunla mutlu değildir. Suad’ı yüceltirken Süreyya’nın kız kardeşi Hacer de o kadar alçaltılmış. Kıskanç ve kötü biri olarak gösterilmiş.

Fatin ise tamamen kötülenerek anlatılmış. Çok cimri ve maddiyatçı bir kişiliktir. Süreyya’nın babası Fatin için mücevher buldum derken aslında kendisinin gençliği gibi olduğunu kastetmiş olabilir.

Babası otoriter ve katı bir kişi olduğu için Hanımefendi ezilen kişi konumunda, kendi istediklerini yapamıyor. Kocasının sözünden dışarı çıkamıyor.

Beyoğlu betimlenirken orada, hayatının eğlenilecek mevsimde bile nasıl bunaltıcı bir hali olduğuna değinmiş. Orada görünen bin bir renkli hayatın aslında tek renk olduğundan bahsetmiş.

Keyifli okumalar…
Merhabalar
Okuduğum beşinci Mehmet Rauf kitabı olur Bir Zambak Hikayesi.
Türk edebiyatın ilk erotik kitabı olarak kabul ediliyor kendisi. Bu kitapla Mehmet Rauf yargılanıp 8 ay mapus yatmış olup ayrıyeten askerlikten de atılmıştır.
Kitap iki kısımdan oluşmakta. Türkçe ve Osmanlıca orijinal metin şeklinde. Türkçe kısım 32 sayfa sadece ve sadece.
Okumasanız bir şey kaybetmezsiniz, okusanız da bir şey kazanmazsınız.
Yine de okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim. Fazla bir şey söylemeye de gerek yok...
Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. Şahısların ruh hallerini çok iyİ bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır.
Yasak askin heyecani, aski ., hisleri ve duygulari insani mast ediyor ... Okuyan kisideki duygulari tekrar tekrar yasatiyor. Bu kitapta buyuleyici ve akici. Kendine ceken baglayan duygular on plandadir .herkese okunmasi gereken bir kitap oldugunu soyleyebilirim
#bu$®@ ve ayrica gunumuzdeki en onemli bas yapittir psikoloji kitap olarak
Kitabın başında isimler birbirine girdi dedim yok bu kitap olmaz. Ama yavaş yavaş okudukça karakterler kafama oturdu ve okuduğum kitaplar arasında da edebiyatımızda olduğu gibi önemli bir yere sahip oldu.
Kitabın içeriğine gelmek isterim. Ben bu kitapta genel olarak baş kısımda paradan bahsediklmesinden çok sıkılmıştım ama kitabın ona göre şekillendiğini gördükçe daha da hevesli okudum. İyiki okudum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Rauf
Tam adı:
Mehmed Rauf
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
İstanbul, 12 Ağustos 1875
Ölüm:
İstanbul, 23 Aralık 1931
Mehmed Rauf Servetifünun romancılarından, 1875 yılında doğdu, 1931 yılında İstanbul'da öldü. Bahriye Mektebi'ni bitirdi (1893), deniz subayı oldu, staj için Girit'e (1894), Kiel kanalının açılış töreninde bulunmak üzere Almanya'ya (1895) gönderildi, dönüşte İstanbul'da Tarabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. 1908'den sonra bahriye'den ayrıldı, hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. Cumhuriyet devrinde kadın dergileri çıkardı, ticaretli uğraştı. On altı yaşındayken yazdığı Düşmüş adlı hikayesini İzmir'e, Halit Ziya'ya göndermiş, Halit Ziya da Hizmet gazetesinde basmıştı, daha sonra İstanbul'da Mektep dergisinde yazıları çıktı. Halit Ziya, Cenap Şehabettin, Hüseyin Cahit'le böylece önceden tanışan Mehmed Rauf, sanatının en başarılı eserini Eylül romanıyla verdi; psikolojik roman örneği olan Eylül'de olduğu gibi öteki eserlerinde de özellikle aşk maceralarını konu yaptı. Romanları: Eylül (1901), Genç Kız Kalbi (1925), Böğütlen (1926), Define (1927), Son Yıldız (1927), Kan Damlası (1928), Halâs (1929) Hikâye Kitapları: İhtizar (Cançekişme, 1909), Âşıknâme (1909), Son Emel (1913), Hanımlar Arasında (1914), Bir Aşkın Tarihi (1915), Üç Hikâye (1919), İlk Temas İlk Zevk (1923), Aşk Kadını (1923), Eski Aşk Geceeri (1924) Mensur Şiir: Siyah İnciler (1901, 1925) Oyunlar: Ferdi ve Şürekâsı (1909, filme de alındı: 1917), Cidal (Kavga, 1911), Sansar (1920), Ceriha (Yara, 1927)

Yazar istatistikleri

  • 286 okur beğendi.
  • 4.988 okur okudu.
  • 106 okur okuyor.
  • 1.471 okur okuyacak.
  • 154 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları