Yine İbn Mes'ûd: "Kişinin kendi vaziyetini yoklamasına lüzum yok. Eğer Kur'ân'ı seviyor ve oradaki hükümler hoşuna gidiyorsa, Allah'ı ve Resûlünü seviyor demektir. Eğer Kur'ân-ı Kerîm hoşuna gitmiyorsa, Allah'ı ve Peygamberi sevmiyor demektir."
Zamanımızda hemen herkes, gelir azlığından ve geçim darlığından yakınır. Hâlbuki, bu zamanda ibadet ve diyanetimiz (dindarlığımız) de geçimimiz gibi, sıkıntıya girmiş, zorluklara bulaşmıştır.
Kıyamet gününde şefaat vardır ve haktır. Ancak, şefaat Allah Teâlâ'nın kızıp cezalandırmak istediği kimseler için yapılamaz. Allah Teâlâ'nın kızıp cezalandırmaya karar vermemesi için de ameli bırakıp günahlara dalmamak lazımdır. Bundan dolayı, Allah Resulü Aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur:
"Akıllı insan, kendi nefsini kontrol eden ve ölüm sonrası için çalışandır. Akılsız olan ise, nefsine uyan ve buna rağmen, Allah Teâlâ'dan af ve mağfiret ümit edendir."
Bir kabartı ile yazıyorum-sevmedim ki satırları.
Horlandığımız güzellere ilişmiş ayracım.
Mübarek zamanlar hızlı hızlı bitiyor
Ve devamında, parlar mı ki ışıklar diyor.
Ne münasebet ki Allah'sız dayanabiliyorlar,
Sevmeyi ten temasına sığdırabiliyorlar.
Sayesinde birkaç saniyenin
Gün ve akşamımız yeşerdi.
Sazlığında köyümün kurumuş göllerinde, kelebekler gezerdi- hüznümüzü ezerdi.
Rüzgarlar bize seciyesinde hemhal biz de ona.
Sendelediğimiz her basamakta birileri izlerdi.
Öze bir reddiye vardı ki büyük bir küstahlık.
Hamisiz bir ruhtu insanoğlu, çağ da bu kadar düşerdi.
Maddeselmiş güya sevdam, güven vermezmişim.
İnanç bana olamazmış, sağa sola esermişim.
Ayrılmak gerekirmiş ve dahi hiç buluşmadan,
Bir şiir olmak gerekirmiş sanki pis bir muşambadan.
Güneş bize yansımıyor olsa gözler belki görürdü.
Bu kalp denilen alet pişmanlıktan ölürdü.
Baba ve dedelerin amel ve takvasıyla çocukların da kurtulacağını sanmak, onların yemeleriyle bunların da doyacağını sanmak gibidir. Kur'an-ı Kerim, kıyamet gününde çoğu insanların birbirinden kaçtıklarını ve birbirini feda ederek kurtulmak istediklerini bildirmiş ve şöyle demiştir:
"O gün çok kimse kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün herkesin başından aşan işi (endişesi, telaşı, korkusu) vardır."