Zerdüşt

Zerdüşt
@Harmankaplan
Hayvanları sevmekten insan sevmeye vaktim kalmadı
Yazar
Bursa
Bulgaristan, 24 Eylül
18 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Sabırdan dem vuruyorum her dem, en demli hüzünlerde ayık gezemeyecek kadar insanım. Kibar olmayı, centilmen olmayı sıfır beden kelime kalıplarına indirgeyebilecek insanlar en büyük düşmanımdır. Savaşta ölen çocuklara Starbucks’larda oturup şiirler yazabilecek kadar duygulu, mastürbasyon sonrasında pişmanlık duyup ‘keşke’ diyebilecek kadar naif insanları testereyle doğramak isteyecek kadar naifim.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Şuan farkettim de yağmuru sevmeyenler genelde ciğersiz oluyor, yada bana hem yağmuru sevmeyip hem yurekli olan biri denk gelmemiş,
Park soğuk, bira bitti, kahrolsun kapitalizm!
Aklın gidecek yeri yok
Bizler, ihtimalleri bile olmayan insanlarız. Başka ihtimallere gönderdik sevdiklerimizi. Mutlu olurlar mı acaba dedik, Kırılan kalplerini onardık. Bazı parçaları sevdiklerinde kalmıştı, Kendi kalbimizden söktük. İlgilendik, sevgimiz kadar büyük ilgilendik. Bir baba nasıl gönderir kızını okula? Heyecanla ve ürkerek… Bizler de heyecanla ve ürkerek gönderdik, Sevdiklerimizi sevdiklerine gönderdik. Gitarın hüzünlüsüne, İçkinin ucuzuna kaldık. Güzelce Yaşar Kemal’ i andık. İşin en acı tarafı, umudun ihtimalsizlikten beslenmesi. Olmayacak, biliyorsun. Ama umut ediyorsun. İçten içe biliyorsun ama kendine itiraf edemiyorsun çoğu zaman ve biriktikçe umut, tehlikeli hale geliyor. Bir gülümsemeye öyle büyük anlamlar yüklüyorsun, bir merhaba demesinden öyle şiirler çıkartıyorsun ki, gerçeklerin üstünü kalın bir umut örtüsü örtüyor. Gerçekler daima orada, içindeki realizm o örtüyü kaldırmaya çalışıyor ama imkânı yok. Hislerden ağır şey mi görülmüş şu kavanoz dipli dünyada? Yine de o realizm bazen örtüyü kaldıramasa da, sivri kılıcıyla delikler açıyor örtünün üzerinde. Şu soru geliyor aklıma, hayat bizim kendi kendimize çektiğimiz dram filmleri için fazla kısa değil mi? Aşkın engebeli yolları kadar zorlayan Dikmen yokuşlarına maruz kalan bedenim, bir de paramparça ruhu kaldırabilir mi diyorum bazen. Kaldıramaz, kaldıramıyor da. O yüzden yazıyorum, yazdıkça rahatlıyorum. O realizmin darbeleri etkili olduğunda ve gerçekler biraz dışarı sızdığında şunu da fark ettim, ben de kırabiliyorum sanırım. Belki benim de gözlerimin içine bakıldı, üzerime çok düşen ve çok ilgili kadınlar belki de benim başkalarına hissettiklerimi hissediyordu. Anlayamayacak kadar körleşmiştim belki de, o örtü kalbim gibi gözlerimi de bağlamıştı sanırım. Görmedim, hissedemedim ve bilmeden kırdım belki de. O
Edebiyat