Perşembe günü sabahıydı. Yağmurlu ve soğuk bir havaya uyandım. Aklımda hala doktorun söylediği o cümle vardı, gece boyu zaten uyuyamamıştım. Gözlerimi açar açmaz son dakika haberleri hızında aklıma düşüvermişti o bir kaç kelime "seni yatıralım, bir süre misafirimiz ol". Neden kabul etmediğimi sorgularken atmam gereken ilaçlar için yatağımdan kalktım. İki taneydi, iki ağır hap. İştahımı kesen, beni sersemleten ve durmadan uyumama neden olan, üstüme ölü bir eşşek oturmuş gibi hissetmeme neden olan iki ağır hap. Annemin uykulu gözlerle hazırladığı kahvaltıdan bir kaç lokma bir şey yemiştim sadece. Böyle yaptığım zamanlarda o üzülürdü. Çoğu zaman kızardı hatta, bazen eline alıp zorla kendisi yedirirdi. Aslında kızması ve zorla bir şeyler yedirmeye çalışması hoşuma da giderdi. Yaşıma başıma bakmadan oyun oynardım onunla. Ağzımı sıkıca kapatıp yedir bakalım yedirebiliyorsan derdim ve onun üstüme çullanması ile beraber kaşıkta ne var ne yoksa hepsini çiğnerken bulurdum kendimi. Sonra yarı dolu bir ağız ile elimi ağzıma siper etmiş bir vaziyette "yahu kadın ne diye kaşığı bademciğime kadar sokuyorsun ki" derdim. Bunu her seferinde söylerdim ve her seferinde beraberce gülerdik. Zaten oda her seferinde kaşığı bademciğime kadar sokardı. Sonrasında odama gidip hazırlık yapmam gerekiyordu, tabi önce ilaçlar. Çantamı boşalttım, dersliğe gidecektim ama içerisinde ki tüm kitapları boşaltıp kıyafet tıkıştırdım içerisine. Evden kaçan genç kadın bohçası gibi olmuştu çantam. Ders umurumda bile değildi, daha çok akşamki idmanı düşünüyordum. İdmanı ve idmandan önce ne yiyeceğimi. Sağlam beslenmeliydim, çünkü saatlerce dövüşmek aç mideyle hastanede sonuçlanabilirdi. Derslikten çok bizim dojo diye tabir ettiğimiz o dövüş salonunu düşünüyordum çünkü orada kendimi buluyor, nefes aldığımı