Bahar akşamı inerken katmer katmer berraklaşan daha ufukları çobana bu dünyanın bir evveli gibi sonrasının da olduğunu esinlemişti. Bu ışığın Tanrı’nın aleminden döküldüğüne yine çoban güvenmişti. Bu göklerin, dağların, ırmakların, her şeyin ve şurada uzanan Roma şehrinin bir gün yok olacağından emin ve yok olacak birinin yok olacak bir dünya için dertlenmesinin manasızlığını apaçık görebilmişti. Olan, yerdedir, olması gereken
göklerde aranır. Ve ancak gecelerini yıldızların arasında geçiren uykusuz biri yeryüzünde Roma bile bir noktaya dönüştüğü için hayatın derdiyle dertlenmez sevinci ile sevinmezdi onun nazarında dünyanın işleri hakiki değil sahteydi. Gölgeydi.