Rilke’nin “insan duygularını bastırmadan yaşamalı” düşüncesi bana pek doğru geliyor ama şunu da fark ettim, her açıklık karşı tarafta aynı derinliği bulmuyor. Nietzsche’nin dediği gibi insan bazen kendi iç dünyasının ağırlığını bir başkasına taşıtmak istiyor ve orada bir karşılık arıyor. Ama bu karşılık her zaman gerçek olmuyor bazen sadece bizim yansımamız oluyor.
Dostoyevski’nin “insanı en çok hayal kırıklığı yaralar” sözü de aklıma geliyor. Çünkü çoğu zaman mesele insanların kötü olması değil, bizim onlara fazla anlam yüklememiz. Oğuz Atay’ın da sezdiği gibi insanlar bazen farklı yerlerden bakıyor hayata , biri çok derinden konuşurken diğeri bunu sadece yüzeyde duyuyor.
Bu yüzdendir ki bazı ilişkilerde olan şey ne tamamen iyi niyet ne de tamamen kötü niyet. Sadece iki farklı dünyanın çarpışması gibi. İnsan bazen kendi hissettiğini karşısındakinde de var sanıyor ama her zaman öyle olmuyor.
Yetişkin olmak da her şeyi çözmek ya da her şeyi konuşmak değil aslında. Neyin sana iyi gelmediğini fark etmek ve orada kalabilmek. Bazen de sadece uzaklaşmayı bilmek 🌊🕊️