Gönüllü olarak çalıştığım ilkokullar, etüt merkezleri, toplum merkezleri ve dernekler sayesinde çocukların dünyasına dalma fırsatım oldu:
Pozitif bir ortamda büyüyen çocuklar, yalnızca bilişsel beceriler geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda kendi duygularını tanıma ve düzenleme, başkalarının duygularını anlama yeteneği de kazanırlar. İşte bu yüzden çocuklar için "kitap okuma" veya hikayelerle ortak bir deneyim yaşamak çok değerli bir etkinliktir. Bu, sadece dil anlayışını değil, aynı zamanda empatiyi de geliştirir. Çocuklar, başkalarının yerine kendilerini koymayı ve kendi duygusal tepkilerini tanımayı öğrenirler.
Maskelere yer yoktur, oldukları gibi olmaları, onları bu kadar özel kılar.
Tabii çokca “yaramaz” çocuklar da tanıma firsatım oldu; dinlerken diğerlerini rahatsız etmeye çalışan, dikkat çekmeye çalışan çocuklar. Ancak bu "yaramazlık" da negatif bir şey değildir, aksine çocukların yaratıcı enerjilerinin ve meraklarının bir ifadesidir. Dünyayı anlamaya çalışma, sınırları test etme ve kendilerini ifade etme arzusudur. Bu "yaramaz" çocuklara kötü diyemeyiz, neden? Çünki sadece “keşfetme” aşamasındadırlar. Kendilerini ifade ederler, dünyadaki yerlerini bulmaya çalışırlar.
Bence eğitim, sadece ebeveynlerin değil, tüm toplumun sorumluluğudur. Sevgi ve özenle büyüyen çocuklar – ister ebeveynler, ister büyükanneler, isterse de sevecen komşular tarafından olsun – bu toplumda sorumlu bir birey olmanın ne demek olduğunu daha hızlı öğrenirler.
Çocuklara, gelişebilecekleri bir alan sunmak ve pratik deneyimlerle öğrenmelerini sağlamak önemlidir. Yetişkinlerin görevi, çocuklara her şeyi dikte etmek değil, onlara kendi keşiflerini yapma özgürlüğünü vermektir bence.
Bugünümüzün, sıklıkla materyalizm ve yüzeysellikten etkilenen toplumunda, derin değerlerimize kolayca