Çocuk ne görürse onu taklid eder. Hayata taklitle tutunur. Namaza da taklitle başlar. Ebeveyn namaz kılarak çocuğa üsve-i hasene olmalıdır. Namaz kılmadığı hâlde çocuğundan namaz kılmasını isteyen bir ebeveynin hâli, doğru konuşmayan bir babanın çocuğundan doğru konuşmasını istemesi gibidir.
Çocuk her şeye bedelini ödeyerek ulaştığı dünyada, hiçbir bedel ödemeden sahip olduğu azaların, soluduğu havanın şükrünü eda etmenin vesilesi olan namazı gözünün nuru olarak görür.
"Biz saraylarda keyif yapalım. Kaderde ne varsa o olsun." demedi. Allah Teâlâ'dan cihad meydanlarında zafer ya da şehadet niyaz ettiler. Ne gariptir ki "Yurtta sulh, cihanda sulh" diyerek cihan devleti olma idealinden vazgeçen bir irade, "İstersen sulh ve selamet hazır ol cenge" diyen bir imanı ve iradeyi kaderci olmakla itham ediyor.
Kader, ne onu inkâr edenlerinin iddia ettiği gibi Emeviler tarafından uyduruldu; Ne de inananları tembelleştirdi. Bilakis kader insanı tevekkül zırhı içine alır.