Müslüman bilmelidir ki gaflet ve dalalet ile ömründe boş bıraktığı her an ve her alan, şeytana bırakılmış bir sahadır, şeytanla yaptığı mücadelede kaybettiği bir cephedir. Müslüman kendisini her an hak ile meşgul eden insan demektir.
Bir müslüman besmele çekerek Kur'an okumaya başladığında noktadan harfe, harften kelimeye, kelimeden ayete, ayetten sureye, sureden kitaba, kitaptan hayata doğru yol alan bir akışın içinde bulur kendisini.
Hikmet ehli bir zat demiş ki: "Akıl ve gönül bir değirmen gibidir. Ya içine bir şey koyarsın onu öğütür ya da boş bırakırsın kendi kendini öğütür, seni öğütür, yer bitirir."
Bundan sebep aklı ve gönlü her daim yüksek düşünceler, Allah'ın rızasına uygun duygularla meşgul ve mücehhez kılmak lazım.
Sırat-ı müstakim üzere olmak, sırat-ı müstakim üzere ölmek şu dünya hayatında bizim için bir hayat memat meselesidir. Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olabilmek varlığımızın anlam ve amaçları içinde nirengi noktasıdır. Belki de bundan dolayı Hud suresindeki, "Emrolunduğum gibi dosdoğru ol." ayeti Peygamber Efendimizin saçına ve sakalına ak düşürmüş ve adeta onu kocatmıştır.