Yıl 2021’di. Bir Ankara ayazında, sokak lambalarının sarı ışığına karışmış o sessizliğin içinde düşünceli düşünceli yürüyordum. İçimde karışık duygular vardı; hem yorgundum hem umutsuz, ama o an bir şey oldu. Sanki seni yanımda hissettim, Paşam.
Ve birden tüm o umutsuzluk, içimi kemiren mutsuzluk bir anda silindi gitti. Sanki evime dönmüştüm. Sanki çocukken babamın dizinin dibindeydim. İlk defa uzun zaman sonra içimde güven diye bir şey hissettim.
Ama senin yüzünde de bir yorgunluk vardı sanki. Üzerinde hâlâ koca bir ülkenin yükü… Rahat değilsin biliyorum. Çünkü biz rahat değiliz. Senin bıraktığın o güzelim ülkenin gölgesinde yaşıyoruz artık.
Her köşe başında bir hayal kırıklığı var. Her okul kapısında eşitsizlik. Her sofrada eksilen bir tabak…
Ve biz, sana duyduğumuz özlemi, belki de hayata daha fazla dayanabilmek için büyütüyoruz içimizde.
Bazen düşünüyorum, bu özlem mi bu kadar ağır?
Yoksa seni hatırlamak mı bu kadar acıtıyor gerçeği?
Çünkü ne zaman bir haksızlık görsek, aklımıza sen geliyorsun.
Ne zaman başımızı kaldırıp umut ararsak, seni arıyoruz kalabalıkların içinde.
Ama rahat ol Paşam…
Çünkü seni hâlâ anlayan, seni savunan bir tek insan bile varsa bu memlekette,
Bil ki bu ülke henüz tamamen kaybolmuş değil.
Ve umut, senin varlığın kadar gerçek.