Hazal D

9/10
·95 syf.··
2025 16. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2025 09:34
Bazı kitaplar vardır ya sizi öyle büyük laflarla,olaylarla etkilemeye çalışmaz. Sessizce gelir yanınıza oturur, anlatmaya başlar hem de öyle bir anlatır ki sanki büyüklerinizin yanına oturmuş anılarını dinliyor gibi hissedersiniz ve bir bakmışsınız sayfaların arasında gülümsüyor bulursunuz kendinizi. Bu kitap da öyle bir kitap oldu benim için. Her satırıyla içime işleyen, kimi zaman güldüren kimi zaman hüzünlendiren öykülerle dolu. Kitabı okurken sanki eski zamanların nostaljik havasıyla buluştum. Kitap birbirinden bağımsız, kısa ama etkileyici öykülerden oluşuyor. Her bir öykü, Anadolu’nun bir köşesinden ses veriyor sanki. Yazar, karakterleri öyle ustalıkla ve doğal bir şekilde kurmuş ki onların acılarına, sevinçlerine ve hayal kırıklıklarına ortak oluyorsunuz. Bu kitabı okurken geçmişe bir yolculuğa çıktım adeta. Kitabı okurken bir an bile sıkılmadım. Aksine her yeni öyküde daha da keyif aldım. Daha çok öykü olsa eminim onları da hiç sıkılmadan okurdum. Eğer içten ve nostaljik bir kitap okumak istiyorsanız kesinlikle bu kitabı tavsiye ederim.
Ağlaya Ağlaya Öldük Anam BacımMustafa Çiftci · İletişim Yayıncılık · 2021749 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
4/10
·216 syf.··
2025 5. kitabı
·
70 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2025 00:51
Öncelikle bu kitap bana erkek arkadaşımdan hediye olarak geldi. Açıkçası kitap elime geçtiğimde garip bi şekilde kitabı çok büyük bir merak içerisinde okumaya heveslendim. Hatta kitabın yorumlari beni daha çok heveslendirdi fakat kitabı okumaya başladıktan sonra da bu hevesim; kitabın sayfalarını çevirdikçe azalmaya başlayıp hüsranla sonuçlandı maalesef. Kitabı okumaya başladığım zaman başlarda üniversite çağındaki bir gencin varoluşsal sancılarını anlayacağımı ve kendimle bazı noktaları bağdaştıracağımı düşünmüştüm. Ancak kitap ilerledikçe, bu sancıların benim yaşadığım gerçeklikle uzaktan yakından alakası olmadığını anladım. Kitabın ana karakteri hayatın anlamını kaybetmiş hissediyor, hiçbir şey yapmak istemiyor ve çocukça şeylerle vakit geçirerek huzur bulmaya çalışıyor. Saatlerini hatta günlerini bu basit alışkanlıkları yaparak geçiriyor (örneğin duvara top atmak ve tutmak gibi).Oysa benim yaşadığım ülke ve koşullar düşünüldüğünde sadece bu şekil alışkanlıklarla geçirilen bir arayış şekli maalesef bana lüks gibi geldi.Günlük hayatın zorlukları, ekonomik sıkıntılar, sosyal baskılar gibi dertlerle boğuşan insanlar için bu tür bir “boşluk” hissiyatı neredeyse ayrıcalıklı bir durum gibi görünüyor. Empati kurmakta zorlandığım için karaktere bağlanamadım, hatta çoğunlukla bu sebep yüzünden sinirlendiğim bir kitap oldu .Hayatta gerçekten büyük zorluklar yaşayan insanları düşündükçe, onun içsel yolculuğu bana fazlasıyla yüzeysel ve Batı’ya özgü bir kriz gibi geldi. Bu kitabı belirli bir refah seviyesine ulaşan gençler için önerebilirim fakat Çağımız Türkiyesi’nde yaşıyorsanız pek tavsiye etmem.
Naif. SüperErlend Loe · Siren Yayınları · 20181,403 okunma