Ahlâki körlük çağında hepimiz acı bize ilişmediği sürece onu unutmayı ve yok saymayı yeğliyoruz. Unutuş, gerçeklerden kaçınma kılığına girerek avlıyor bizi, geçmişi bastırmıyoruz hayır, hatırlamaktan kaçınıyoruz.
Yine de insan affeder. İnsan olmak bağışlamaktır. Bir yarayı, bir incinmeyi veya gönül kırıklığını geride bırakmak ve hızla oradan uzaklaşmak isteriz. Yanlış hareketin geri döndürülemez oluşu ancak affedişle bir ölçüde şifa bulur. Affetmekle yüzümüzü geleceğe döner, geçmişin zindanından kendimizi azat ederiz. Affetmek yanlışı geçmişe yerleştirir ve geleceği onun etkisinden kurtarır. Genişler gelecek. Affetmek mütevazice duyulan öfke ve hıncın bırakılmasını sağlar ve nihayet saldırgan ve kurban arasında bozulmuş ilişkinin onarılması için bir kapı aralar. Bağışlamak, intikam alabileceğin halde misilleme yapmaktan geri durabilmektir. Bu elbette yanlış yapanın cezasız kalması anlamına gelmez, kişi sadece o hadisenin kendisini büsbütün esir almasını ortadan kaldırır.
Wolfgang Sofsky şöyle yazar: " Bedenin belleğindeki yara izleri kapanmaz. Maruz kalınan şiddet sınırı geçmiş, cildi delinmiş ve benliğin tam ortasına kadar sızmıştır. Bu travmayı zaman da iyileştiremez. Acı döner dolaşır yine gelir, o yakalanma an'ı, o acz duygusu, ölülerin manzarası, ölmekte olanların haykırışları unutulmaz."