"Aydın olmak modaya uygun giyinmek değildir. Aydınlar toplumun beyni sayılırlar. Toplum size iyi bir eğitim gördükten sonra yüksek bir maaş alıp akşamları salonlarda iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenin diye okutmamıştır. Böyle yapanlar gerçek Aydın değil; aydınların küflenmişidir aydınların görevi toplumun zekasını vicdanını irade ve enerjisini uyandırmak ve harekete geçirmektir."
Eğer gençliğin ruhunu tarim yapılmayan bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız,orada yabani otlar ve dikenler biter.Anne ve babalar da çocuklarının kalplerini ve beyinlerini işlemeden kendi hallerine bırakırlarsa ,orada da istenmeyen huy ve davranışlar baş gösterir.
Kardeşimin öyküsüyle tanıştım livaneliyle
Sonra Huzursuzluk ve ardından
Serenadla devam etti tanisikligimiz
Üçünü de bir çırpıda bitirivermistim
Bu kitabında da aynı duyguları yakalayabilecek miyim yoksa bu yazardan da soğuyacak miyim !:( endişesiyle okudum kitabı yine aynı heyecanla bir çırpıda okuttu kendini:))
Huzur içinde yaşayan bir adadaki insanın doyumsuzlugu ve doyumsuzlugudan kaynaklanan körlüğü nedeniyle aklını kullanamamasıni çok naif bir uslupla ele almış yazar.
ha bir de şey var
İnsan bilmeden celladını alkislayabilirmis.en üzücü kısmı da bu oldu benim için
Zülfü Livaneli