Bir ömür boyu bir yerlere kilitlenip kaldırılan kaygılar gün gelir zincirlerini koparır ve zihnin kapilarina dayanırlar. Duyulmak isterler. Sadece duyulmak değil, yaşanmak da isterler.
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
hanım?
O “sonsuz vaatleri sunan çocuktu” -hepimiz öyleydik- ama bu vaatlerin doğasını hiç anlayamamış. Görevinin doğayı mükemmelleştirmek; kendini, kültürünü , ailesini, arzularını, vahşi hayvan doğasını aşmak; şimdi ve eskiden olduğu kişi olmak olduğunu hiç anlamamış. Hiç büyümemiş, ilk derisini hiç atmamış.
Belki de sevdiklerinizi düşünüyorsunuzdur. Daha derine inin, aslında onları sevmediğinizi
göreceksiniz: Sevdiğiniz şey sevmenin sizde yarattığı hoş duygular!