Dışarıya verdiğimiz sözlü ve sözlü olmayan mesajlarla insanlara bize nasıl davranacaklarını öğretiriz. Giydiğimiz sweatshirtteki mesaj gibidir: "Beni incit" ya da "Vur bana" veya "Ben sevilecek biri değilim". Bu şekilde, neye inanıyorsak o gerçekliği yaratırız. Ve işte bu yüzden, bizi sevecek birini hayatımıza çekmeden önce, kendimizin sevilecek biri olduğumuza inanmamız gerekir.
Sevgiyi başkalarını manipüle etmek ve onların hayatlarını kontrol etmek
için kullanıyoruz. Onu bir araç, öyle ki ilişkilerimizin savaş meydanlarında
bir silah gibi kullanıyoruz. Peki bu savaşlar ne için? Sevgi için! Ben sevilecek biri miyim? Beni seviyor musun? Seni seviyor muyum? Başkasını mı seviyorsun?
İş yaparken para nasıl en önemli unsursa, konu ilişkilere geldiğinde en önemli unsur sevgidir. Sevgi bizim için çok zor görünür ama aslında çok basittir ve çocuklar bunu biz yetişkinlerden çok daha kolaylıkla gerçekleştirirler. Neden bu kadar basit ve temel bir duyguyu alıp onu acı ve korkuyla karmaşık bir hale getiririz?
İnsanlar, çocukluklarında yaşadıkları duyguların aynısını yeniden yaratma eğilimindedir. Bu duygular her ne kadar tatsız duygular olursa olsun, sırf tanıdak duygular olduğu için yeniden yaratılırlar.
Rahmân'ın evine gelmişiz. Ev sahibi misafire ikram eder ve korur. Misafir ev sahibinin himayesindedir. Misafire dokundurtmaz, "Ben bunu himaye ediyorum." der, köpeğine ısırttırmaz, komşusuna saldırtamaz, himayesine alır. Biz şimdi Allah'ın dımânında, garantisinde, hıfz u himayesindeyiz.