Annesinden dinlediği bütün mutlu sonlu masallardan sonra; "Büyüyünce ben de mutlu olacağım" dedi çocuk, fakat aşık oldu... O, bu cümleyi kurarken; annesi, mutfakta beş sene önce başka bir kadın için onu terk edip giden babası için ağlıyordu.
Kanser Hastasının Ölmeden Önce Yazdığı Yazı
"Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer;
Hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim..
Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım..
Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim..
Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım.. Yerler leke olacak diye korkmazdım.. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım..
Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim..
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum..
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım..
Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey..
Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim.. Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim..
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu..
Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme..
Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç..
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi..
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım..
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için Allah'a
şükredin.. Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor.. Umarım her
gününüzü değerlendirirsiniz.."
-Aşk acısı acıların içinde en fasulyeden olanı...
-Nasıl yani?
-Sen anneni kaybettin mi?
-Aman Allah korusun.
-Değil mi? Allah korusun. Peki sana şöyle sorsaydım: Irmak seni hiç terk etti mi? Aman Allah korusun demezdin.
-Hiç bir şey anlamıyorum. Fazla kaçırdın rakıyı...
-Rakıyla alakası yok insanların hayatındaki insanları hep yanlış kategorize etmesiyle alakalı her şey. Ben annemi iki sene önce kaybettim. Bir gece yarısı bir gibi eve geldiğimde, salondaki kanepede sağına dönmüş yatıyordu. Otuz üç yaşıma kadar her gece eve gelmemi uyumadan bekleyen kadın ilk kez uyuyakalmıştı. Yanına gittim saçlarını kulaklarının arkasına aldım. Boynuna uzandım kokusunu çektim içime. "Anne" dedim. Uyanmadı. Elimle omzuna dokundum, "Hadi annem kalk da yerine yat" demek istedim ama annem yine uyanmadı. Sesimi yükseltip yeniden "Anne" dedim. Yine uyanmadı. Annem o günden sonra hiç uyanmadı Harun. Anlıyor musun? Her sabah yatağının yanındaki komodinin üzerindeki,babamla her ikisi de yirmi beş yaşlarındayken bir göl kenarında çektirdikleri siyah beyaz fotoğrafı avuçlarının arasına alıp, babamın yüzünün üzerinde parmaklarını bir müddet gezdirdikten sonra, "günaydın" dediği babamı elli beşinde kaybettiğimizden bu yana yüzünün güldüğüne doğru düzgün şahit olmadığım annem bir daha hiç uyanmadı. Ertesi gün onu teslim ettikten sonra toprağa, tam beş saat uzandım yanına çocukken olduğu gibi. Babam uzun yol şoförü olduğu için bazı geceler gelmezdi eve. Annemin yanında yatardım ben de. Tıpkı o günlerdeki gibi... Uzandım yanıma,benim de kulaklarıma karıncalar doldu o gün beş saat boyunca. Saçlarıma toprak bulaştı umursamadım. Harun ben annemi kaybedeli tam iki sene dört ay on yedi gün oldu. Bu iki sene dört ay on yedi gün içinde hayatıma anneme benzeyen iki kadın girdi ve hepsi bir bahane bularak