İncelememi bir teşekkürle başlatmak istiyorum. Teşekkür ederim! Teşekkür ederim yazar, ilk defa romantizmle boğulmamış bir hikaye verdiğin için. Teşekkür ederim yazar, ilk defa Türk birisinden bad boy tipinde bir erkek okumadığımız için.
Şimdi, incelemeye geçelim. İncelememde spoiler vardır.
Öncelikle konusuna bayıldım. Bana Narnia ve Arayış Ormanı havası verdi. (Ki ikisini de bayılarak okumuştum) Ama sorun şu: havasını verdi. Elbette bir Arayış Ormanı olamadı.
Kitabın en büyük ve benim en sevmediğim, beni okumak için zorlatan özelliği koskoca 414 sayfa boyunca hiçbir olay olmaması. Gerçekten. Ana karakterimiz yeni bir dünyaya gidiyor, yeni türlerle tanışıyor. Şansa bakın ki tanıştığı kişiler çok tatlı, saf ve iyiliksever. Sonra, geri dönmek için onlardan yardım istiyor. Şansa bakın ki bizim üçlü fey grubumuz dünden yardım etmeye hazır. Sadece yardım etmek değil, kurşunların önüne atılmak, yeri geldiğinde hiç tanımadıkları, inanılmaz ön yargıları olan bir türe canlarını bile vermeye hazırlar. Neyse, bizim dörtlü grubumuz bir büyüyü bulmak için yola çıkıyorlar. Ardından başka bir canavarın varlığını öğreniyoruz: Datura. Kendileri korkunç, büyü işlemez ve soğuk kalpli, cani yaratıklar. Ama şansa bakın ki kitap boyunca bir kere onlarla karşı karşıya geliyoruz.
Ne demek istediğimi anladınız mı? Her şey karakterlerimiz için o kadar yolunda gidiyor ki, bir yerden sonra sıkmaya başladı. Üçüncü çeyrekten itibaren sayfa atlamaya başladım ve şu kadarını söyleyeyim: üst üste üç-dört bölüm atlasanız bile bir şey kaçırmazsınız. O kadar olay olmuyor yani.
Ben sadece eleştirip bırakanlardan değilim, o yüzden size doğru bir yolculuk ve farklı bir dünyada uyanma hikayesinin nasıl olduğundan bahsedeyim. İncelememin başında Arayış Ormanı'ndan bahsetmiştim. Bu kitap, aynı Gümüş