Buradaki yorumlarımın çoğu kitabı bitirdiğim o ilk anın yoğun duygularıyla yazılıyor.. Eğer size fazla abartı, saçma ya da farklı gelirse yargılamadan geçiverin. Unutmamak için, o anki hislerimi kendimce not alıyorum buraya
Karanlık bakışları bana kayarken gözlerim büyüdü.
Dur. Ön yargılı davranma.
Paranoyak zihnim hâlâ her yerde tehlike çanları çalıyordu. O
bir kulüp sahibiydi, mafya üyesi değildi.
Ama bana, sanki yalnızca onun için gönderilmişim gibi bakıyordu.
Onun tarafından alınıp parası ödenmiş ve teslimatı bugün
yapılan bir şeymişim gibi...
Bu duyguyu üzerimden atacaktım.
Buraya sahiplenilmek için gelmemiştim.
“Sana bakıyor,” dedi garson bu normal bir durum değilmiş
gibi biraz şaşkın bir ifadeyle. “Tanışıyor musunuz?”
“Hayır,” dedim. “Ama onunla konuşmam lazım.”
Arkamdan alaycı bir kahkaha attı. “İyi şanslar.”
Hatta niye o oldukça profesyonel gözükürken ben, "Acıyor mu?" dediği anda ağlamak istediğimi de bilmiyordum.
Ben o an bir tek gitmesin istiyordum ama "İyi," dedi. "Acı varsa yaşam var demektir.”
Sonra anlamını çözemediğim son bir bakış atıp ben teşekkür edemeden
gitti. Ben ise yine ardında kaldım.
Avucunun içinde tamamen hapsetti elimi. "Mardin sıcağında bile ellerin
buz gibi."
Sırtım duvara dönüktü, o ise tamamen bakışlarını bana doğru yöneltmişti ve ben kendimi onunla birlikte hapsolmuş hissediyordum.
"Hep öyleydi," dedim.
Ağır ağır başını salladı. "Biliyorum."
Biliyordu, o beni benden çok daha iyi tanırdı. Üstelik bakışları gittikçe yumuşarken neredeyse beni sevme ihtimali olabileceğine inanacaktım.
İmkânsızdı, imkânsızdı.