Gözlerin bir yangın, öylece kalmış yamaçlarda
dizlerin eğik düşlere, kırık kanatlı kuşlar uçar içimde
bir ses yankılanır dudaklarından, boşluğun derinliğine sarkan
ve ben kaybolurum senin en sessiz gölgenin arka bahçelerinde
zaman mıydı bizi tüketen, yoksa unuttuğumuz bir yemin mi?
rüzgâr sürükler anıları, kopan yapraklar kadar savruk
ellerin... ellerin bir okyanus, boğulurum her damlasında
ve seni ararım mavi denizlerin karanlığında,
bir nefes gibi ansızın kaçarken hayat
sevdalık mıydı bu? yoksa bir düş müydük biz?
geceler uzun, kelimeler yetim, dudaklarımızda yarım kalan masallar
sen, gökyüzüne bırakılmış bir uçurtma
ben, iplerini tutan rüzgârın esiri,
çekildikçe uzaklaşan, çözüldükçe kaybolan.
şimdi, sessizlik bile ürker bizden
yüreklerimizde açan çiçekler suskun, kokusuz
bir sevdanın peşinde yitmişiz, kaybolmuşuz
ama sen hâlâ orada, en uzak yıldızın ışığında yanıyorsun.